Holigarşiden son dakika golü

Holigarşiden son dakika golü

Türkiye’de bir futbolcu bir sezonda sıradan boksörlerden çok daha fazla yumruk, tekvandoculardan misliyle fazla tekme atıyor.

Hakan GÜNGÖR

Zaman zaman okuyoruz, Meksika’daki çeteler gazeteci öldürüyor, muhabir kulağı kesiyor, yazar evi tarıyor… Kim bilir, bizim haberler de oradaki yayınlarda kendine yer buluyordur belki…“Türkiye’de futbolcu dehşeti!”,“Türkiye’de futbolcular yine can yaktı!” “Futbolcu terörü bitmek bilmiyor!” Ve Meksikalılar şükrediyordur hallerine, bu kadarı bizde olmuyor diye…

Dünyadaki genel durumun aksine Türkiye’de holiganlar yalnızca tribünde değil. Ki bir dönem “Holiganlar tribünlere sokulmasın” dendi, iş tersine döndü, artık yalnızca tribünde değil, aynı zamanda sahadalar. Futbol, kendi lümpenlerini yetiştiriyor. Onların cebine milyon dolarlar koyuyor, onlara sınırsız güç tesis ediyor. Üstelik bu güç fiziksel olanı da kapsıyor, alın size futbolcuya dayalı düzen, alın size holigarşi!

Hedeflerinde belli bir sınıf ya da zümre yok, önüne gelen her kimse… Önceleri birbirlerini dövüyorlardı ama baktılar pabuç pahalı, dışarıya açıldılar. Gazeteciler kolay lokmaydı, onları dövmek kolaydı. Üstelik öldürülmeye ya da tutuklanmaya alışmış insanlardı bunlar, işkenceye karşı da talimlilerdi.Küfrün de tadını çıkarabiliyorlardı, ağababaları bir gazetecinin bıyığıyla halvet olmayı kafasına koymuş, bunu dile de getirmişti. Bizde de suç var, hiçbirimiz “O gazetecinin bıyığıyız” diye ortaya çıkamadık, burnumuzdan kıl aldırmaya niyetimiz yoktu. 

Eşlerini dövenler de oldu, “özel hayat” kılıfına sarıldılar, insan tartaklamaya devam ettiler. Bir ara şoförleri de gözlerine kestirdiler. Dövmeden olmuyordu. Stat, ev ve uçak dışında en çok vakit geçirdikleri yer trafikti. Ancak şoförler kolay lokma olmadı, “Burak bu işleri” dedi, levyesine davrandı! Levyeli mücadele biçimi işe yaradı. En büyük avantajları şuydu: Levyeli mücadele mi, levyesiz mi, sarmalında çok oyalanmadılar ve levyelerini gömmediler. Yarın bir gün barış çağrısı yapılırsa “Levyelerinizi bırakın” denecektir, kesin kazanım elde etmeden bırakmalarını tavsiye etmem…

El mecbur döndüler gazetecilere… 

Canları istiyor çünkü… Dövüverirlerdi, sonrasında “angarya” gördükleri birtakım takımları da bırakıverirlerdi, yeme de yanında yat. Sonra kuş gibi olurlar, Hitchcock’un kulakları çınlasın!

Biliyorlardı ki, kafa atmadıkları sürece başları ağrımayacaktı. Nereden mi biliyorlardı? Başlarına hukuki olarak hiçbir şey gelmiyordu, ağabeylerinin de gelmemişti, hele ağababalarına kimse ilişememişti. Ki ağababa adını bu manada kurşuni harflerle kazımıştı futbol tarihine, seri şekilde futbolcu dişi kırmışlığı, yönetici dövmüşlüğü, pavyon basmışlığı, küfretmişliği, gazetecilere tenasül uzvunu işaret edip bunu çekin demişliği var. Yeniyetmeler izinde ama boynuzun kulağı geçmesi bu defa güç…Sonra oğullar babalara başkaldırdı ama hegemonyayı yıkma kavgası değildi, hegemonyayı ele geçirme kavgasıydı. Mafya içi hesaplaşma… Bakın maç sonrası konuşmalarına… Bizde futbolcular maçtan sonra yorum yapmaz, illa gerekirse ezber edilmiş cümlelerden seçki yapar. Arada atıyorlar ellerini heybeye, “İyi mücadele ettik”ler, “Rakibi boğduk”lar, “Önümüzdeki maçlara bakacağız”lardan bir demet seçiyorlar hepsi bu. Gerisi ise “hesap sormak, bedel ödemek, adam olmak, delikanlılık,  elbet karşısına çıkacak olmak” ifadeleriyle devam ediyor. Hırtlar Vadisi Pusu…

Meksika’daki çetecilerin bu ara kimilerince eleştirilen Türkiye’deki futbolcular için dayanışma çağrısının eli kulağında. En azından emeğe saygı gösterilmesi konusunda ortak bir çağrı metnine imza atabilirler. “Çalıyor ama çalışıyor”un laciverti, arada kafaya ve böbreğe çalışıyor ama çalışıyor da… Hakkı da teslim edelim, çalışıyor diye boşunda demiyorum, istatistikler ortada: Türkiye’de bir futbolcu bir sezonda sıradan boksörlerden çok daha fazla yumruk, tekvandoculardan misliyle fazla tekme atıyor. Güçlü/ paralı/ etkili/ sınırlandırılmamış insanların düzeni bu. 

Öyle Turgay Şeren, Süleyman Seba Sezonu falan değil, biz 2017-2018’de her sezon olduğu gibi “Abdullah Çatlı Sezonu”nu izleyeceğiz.

www.evrensel.net