Kapitalizm kurbanı halk: Çerkesler ve soykırımın 153. yılı

Kapitalizm kurbanı halk: Çerkesler ve soykırımın 153. yılı

Yalçın Karadaş 153. yılında Çerkes soykırımını Evrensel Pazar'a yazdı: Sonra milli giysilerinden başlayarak her şeyleri çalındı...

Yalçın KARADAŞ*

19. yüzyıl icatlar yüzyılı sayılır. Yeni bir dünya kurulmaktadır ve icatlar da buna destek verecek şekilde yüzlerce yılda olduğundan çok artmaya başlamıştır. Kapitalizm dünyaya damgasını vurmaya başlamıştır artık. İmparatorluklar da şekil değiştirmektedir.

Kapitalizmin yükselişe geçtiği bu çağda, büyük güçlerin dünya pazarlarına hakim olma savaşından çok zararlı çıkan pek çok halk vardır; Çerkesler de bunların içinde önemli bir yer tutar.

“MİT, ordu, emniyet ellerinde; bunlar derin devletin silahşörleri...” yaftasını sağdan sola tüm ezberci kesimlerin ağızlarına pelesenk ettiği bu halkın neler yaşadığını kimse bilmedi yakın zamanlara kadar. Çarlık Rusyası ile İngiltere ve Osmanlı devletlerinin yayılmacı, emperyal projeleri Kafkasya’da çakışınca yüz yıldan çok süren bir eşitsiz savaş, 21 mayıs 1864’te Soçi’nin en güzel yaylasında Çerkeslerin mahvıyla sonuçlandı. Yemyeşil çayırlar yaşanan son katliamla birlikte kana bulandığı için tarihsel adı olan GÜBAADA da “Krasnaya Polyana” olarak kayıtlara geçti; yani KIZIL ÇAYIRLIK.

Tarih ve emperyal hırslar öylesine acımasız ki, yıllar sonra 2014 Kış Olimpiyatları, Çerkeslerin son başkenti olan Soçi (SAŞE) kentinin doğa harikası ve BM koruma alanı ilan edilmiş bu kanlı topraklarda düzenlendi. Uluslararası ancak cılız ve sessiz, desteksiz tüm Çerkes STK’larının girişimlerine karşın, içinde yaşadıkları ve kuruluşunda eşsiz emekleri olan bu ülkenin yöneticileri “Çerkeslerin atalarının kemikleri üstünde yapılan” yarışları izlerken en ufak bir rahatsızlık duymadılar. Barışın simgesi olması gereken olimpiyatlar da böylelikle büyük bir yara almış oldu.

AKP Hükümetinin bu tavrı çok anlaşılır, zira iktidarlarını pekiştirdikten sonra içlerindeki tüm Çerkes kökenli yöneticileri tasfiye etmeleri; bürokratik ve akademik dünyadan, emniyet ve ordu gibi yoğun oldukları düşünülen tüm birimlerden arındırmaları yeteri kadar açık bir mesaj idi. Ne yazık ki, tüm bu gerçeğe karşın halkın önemli kesimi gibi Çerkesler de kendilerini, öncekiler gibi “kullanan” bu yönetime destek verirken, Çerkeslik’i de kimselere bırakmaya niyetli görünmüyorlar.

Soykırım politikaları 20. yüzyılda da sürdü. 1992 yılında Gürcistan provoke edilerek Abhaz ve Osetler’in minicik kalmış nüfusları büyük riskler altına atıldı. Çeçenler provoke edilerek 1994 yılında 250 bin insanın yok edilişine yol açan acımasız bir savaşa alet edildiler.

Çerkesler seve seve, kendi istekleriyle veya dinsel nedenlerle binlerce yıllık verimli topraklarını terk etmediler; soykırımdan canını kurtarabilenlerin Osmanlıya sürgünü sonucu bu toprakların tüm halklarıyla ortak kaderi yaşamaya başladılar.

O tarihe kadar dünya literatüründe Kafkasya dendiğinde ilk akla gelen kimlik artık silikleşmeye başlamış ve “kullanılan” bir toplum olma yolunda en net adım atılmıştı.

Sonra milli giysilerinden başlayarak her şeyleri çalındı. Müzikleri, dansları, destanları, savaş aletleri, bilinmeze, Ruslaşmaya-Türkleşmeye-Araplaşmaya terk edildi. Topraklarının çalınması yetmezmiş gibi, binlerce yıllık tarım kültürleri, özellikle “meyvecilik kültürü” de tarihe gömüldü. Yetmedi koruma altındaki bitki ve hayvan çeşitliliği yok edildi. Endemikleri, epidemikleri dünya doğasının zenginlikleri harap edildi. Kafkas Parsı, Kafkas Bizonları, Kafkas Yaban Keçileri ve Yaban Koyunları (Kafkas Turları) vb. soykırıma uğratılan halkları gibi soykırıma uğratıldı. Dünya sessiz ve tepkisiz kaldı ve kalmaya da devam ediyorlar. Çünkü Çerkeslerin arkasında kendileri dışında hiçbir güç yok.

“Soykırıma uğramış sürgün bir halk” olarak yeni topraklarında yaşama tutunmaya çalışırken yaşadıkları, bu kısacık anma yazısı gibi yüzlerce yazıyla anlatılabilecek gibi değil. Ancak ne sağ ne de sol cenaha kendilerini anlatma fırsatı bulamadıkları da bir gerçek.

Dün olduğu gibi bugün de sürekli olarak “devletsiz ve siyaseten örgütsüz” olmanın cezasını, kullanılmak ve haksız ve mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya kalmak biçiminde ödemeye devam ediyorlar.

Türkiye’nin 100 yıla yakındır içinde bulunduğu yalan ve inkara dayalı politikalarla oluşan atmosfer içinde halklar birbirlerini asla tanımamakta ve tanıma girişimleri de devletten görülen gelenek icabı olsa gerek hep bir hiyerarşiye tabi tutulmaktadır.

Yaşatılan Kemalist yanlış politikalar sonucu iktidara gelen AKP’nin boşlukları kendi ideolojileriyle doldurmasıyla gelinen nokta açık. Artık halkların ezberlerinden arınıp, önce kendileriyle yüzleşmeleri, sonra diğer halkları tanımaları ve diyalog ile insana yakışır bir yol bulmaları gerek. 

Çerkesler her farklı kimlik ile yan yana ve omuz omuza, ancak hiyerarşik sıralamayı reddederek demokratik bir hukuk devleti mücadelesine katkı vermeye hazırdır.

*Mimar-Yazar

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.