Mitlerle dış politika ve dış politikayla iç siyaset inşası

Mitlerle dış politika ve dış politikayla iç siyaset inşası

Şerif Karataş, İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Kuşku ile Komşuluk’ kitabını güncel eğilimlerle benzeştirerek yorumladı.

Şerif KARATAŞ

Tek adam/tek parti sistemi getiren 18 maddelik Anayasa değişikliği YSK’nin şaibeli kararıyla kabul edildi. Erdoğan, 3 yıl sonra, yasal zorunluluk sebebiyle kağıt üzerinde bıraktığı partisine geri döndü. Referandum sonucunun meşruiyetini bir yana bırakacak olursak bundan sonraki süreçte tek adam/tek parti dayatmalarının sonuçlarına tanık olmaya devam edeceğiz. Bu konjonktür, Erdoğan’ın da dilinden düşürmeyerek sözüm ona eleştirdiği tek partili yılları ve çok partili dönemin acemilik yıllarını akıllara getiriyor. Bu yılların 1940’tan 1960’a kadar olan sürecini kapsayan bölümünde dış politika şimdilerde olduğu gibi “düşman yaratılarak” sürdürülüyordu. Bu yolla iç politika dizayn ediliyordu. Türkiye’nin dış politikada önemli bir dönüm noktası olan “1945 Türkiye- SSCB krizi” bu duruma dair çarpıcı bir örnek. “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) Türkiye’den toprak talep ettiği” şeklindeki yalana dayanan propaganda üzerinde şekillenen dış politikanın iç politikaya yansıması “antikomünist” söylem üzerine oturmuştu. Muhalefet, bu söylem eşliğinde şimdilerde olduğu gibi zapturapt altına alınarak, susturulmak istendi. 

Öncesi bir yana özellikle 16 Nisan’da halkoylamasına sunulan ve tek adam, tek parti sistemi getireceği için eleştirilen ve tepki gösterilen anayasa değişikliği sırasında Erdoğan ve AKP’nin söylemleri hatırlanmalı. Bu süreçte başta Batılı ülkeler olmak üzere neredeyse dünyanın tamamının AKP iktidarına karşı olduğuna yönelik bir söylem kullanıldı. AKP, kendini ‘milli irade’nin tek temsilcisi olarak gösterirken, AKP politikasını eleştirenler ise ‘vatan haini, terörist’ olmakla suçlandı, suçlanıyor. Bu kısa hatırlatmadan sonra 1945’teki SSCB krizine dönelim. Olmayan bir durum(toprak talebi) olmuş gibi gösterilerek, Türkiye’nin dış politikası Sovyetlere karşı Batı yanlısı bir yöne kaymanın gerekçesi yapıldı. Bu tarihsel yanlışlığı hafızalara tekrar hatırlatacak bir kitap yayımlandı. Kitap İletişim Yayınlarından çıktı. ‘Türkiye ve Rusya İlişkilerinde Değişen Dinamikler’ üst başlığıyla yayımlanan ‘Kuşku ile Komşuluk’ kitabı Gencer  Özcan, Evren Balta ve Burç Beşgül tarafından derlendi. 

‘DIŞ POLİTİKADA KURUCU MİTİN İNŞASI’ 

Kitap, dış politika üzerine çalışan akademisyenlerin makalelerinden oluşuyor. Makalelerde iki ülke arasındaki etkileşimin tarihsel panoraması çizilirken diğer yandan bu tarihsellik günümüzdeki sorunlar ve ortaya çıkan yeni uyuşmazlık başlıkları etrafında ele alınıyor. 

Kitapta Akademisyen Behlül Özkan’ın kaleme aldığı “1945 Türkiye-SSCB krizi dış politikada kurucu mitin inşası” başlıklı makalede, SSCB’nin toprak talebi olmadığı ve bunun bir mit olarak inşa edildiği dile getiriliyor. Özkan, bunu hem iki ülke diplomatları arasında yapılan görüşme belgelerinden hem de söz konusu dönemde görev yapmış diplomatların anılarından yola çıkarak yapıyor:“Türkiye dış politika yazımına hâkim olan görüşün tersine, İkinci Dünya Savaşı’nın kazanan taraflarından biri olarak SSCB, Avrupa’da savaşın sona ermesinin hemen ardından avantajlı konumunu kullanarak Türkiye’ye baskı yapıp tehditkâr bir hava içinde Ankara’dan toprak ve Boğazlar’da askerî üs talebinde bulunmamıştır. Bu konular, Türkiye’nin SSCB ile ittifak antlaşmasını yenilemek istemesine karşılık, Molotov- Sarper görüşmelerinde Molotov tarafından Sovyet teklifleri olarak masaya getirilmiştir. Kısaca ortada iddia edildiği üzere ‘talep’ değil, ‘teklif’ vardır. Ayrıca bu tekliflere savaş sonrasında Avrupa’da sınırların yeniden çizildiği bir siyasi ortamda Moskova tarafından özel bir görüşmede değinildiğinin, yazılı ve resmi bir talebin ortada olmadığının altını çizmek gerekir. Bunun tekliften ibaret olduğu, sadece Molotov ve Sarper arasındaki ikili görüşmelerde değil, diplomatlar ve devlet adamları arasında yapılan çok sayıda resmi görüşmede ve bu kişilerin daha sonra kaleme aldıkları anılarında da dile getirildi...1946’da Türkiye’de temaslarda bulunan Polonya, Yugoslavya, Bulgaristan gibi SSCB’ye yakın ülkelerin diplomatları, Moskova’nın toprak talebi olmadığını, SSCB için esas sorunun, Boğazlar’ın kendisine karşı bir savaşta “düşmanları” tarafından kullanılmasını engellemek olduğunu vurgularlar. (Beytullayev, 2006. 198, 238). Gürcistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri Akaki Mgeladze, yayınlanan anılarında, Stalin ile yaptığı bir telefon konuşmasına değinir: “Yoldaş Stalin ile telefonla konuştuğumda ona Türkiye’de kalan Gürcü topraklarını kurtarabileceğimi söyledim. Hemen karşı çıktı ve bunun siyasi nedenlerle imkânsız olduğunu söyledi. Bu konuda çok heyecanlandım ve yoldaş Stalin’i ikna etmeyi umuyordum. Her şey çok cazipti ve bilirsiniz ordunun bu tür alışkanlıkları vardır. Yoldaş Stalin’i tekrar aradım ve bana bu konuyu unutmam gerektiğini söyledi. Bu siyasi bir macera olurdu. Eğer onay verseydi 24 saat içinde tüm o toprakları kurtarırdım” (Hasanali, 201: 134).” (s.64-65)

Özkan’ın makalesini bitirirken kullandığı şu ifadeler ise güncelliğini koruyor: “1945 kriziyle birlikte inşa edilen bu ‘komünist tehlike’, dönemin CHP iktidarı ve daha sonrasında Demokrat Parti [DP] ile devam eden iktidarlar için muhalefeti dizginlemek için oldukça kullanışlı ve işlevsel bir rol oynadı.” (s.68) 

Kitap, Rusya ile Türkiye arasındaki dış politika tarihini merak eden okurları bekliyor!

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.