Bu utanç bize bir ömür yeter!..

Bu utanç bize bir ömür yeter!..

Özer Akdemir, 8000-8500 yıllık kaya resimleri nedeniyle yapılan Latmos Karakaya Şenlikleri ile ilgili yazdı.

Özer AKDEMİR

Oturup hüngür hüngür ağlanması gereken yerde şenlik yapıyoruz. Bu utanç bize bir ömür yeter!..

Önceki hafta EGEÇEP’lilerle birlikte gittiğimiz Latmos Karakaya Şenliklerinden bahsediyorum. Bu sene 8. kez yapıldı. Şenlikler güya Latmos (Beşparmak) Dağlarının eşsiz coğrafyasında yer alan 8000-8500 yıllık kaya resimleri nedeniyle yapılıyor. ‘Güya’ diyorum çünkü şenlikler sırasında kaya resimleri ile ilgili hemen hiç bir etkinlik yapıldığına ben tanık olmadım. 

Deve sucuğu, tereyağı, üzeri işlemeli sarı poşular, tavuk döner, el işi giysiler, sebze-meyve gibi yerel ürünlerin satışının yapıldığı küçük barakaların olduğu alana konulan panolar da olmasa şenliklerin yapıldığı yerle ilgili hiçbir bilgi olmayacak. Haa bir de, üzerlerinde tarih öncesi atalarımızın yaptığı resimlerin olduğu büyük kayalar serpiştirilmiş bu panoların önüne.

***

Aydın ve Muğla il sınırlarında, Bafa Gölü’nün doğusunda yer alıyor Latmos. Batı Menteşe Dağları içerisinde 124 Kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. Milyonlarca yıllık gnays kayaların zaman içerisinde aldığı ilginç şekiller bölgeyi başlı başına görsel bir şölen alanı haline getirmeye yetiyor. ABD’de Doğu Utah çölünün ortasındaki Arches Milli Parkının hemen hemen aynı özelliklere sahip Latmos’da. ABD’lilerin 87 yıldır gözü gibi koruduğu, McDonals markasının simgesini aldığı bu milli parkın çok çok daha güzeli olan Latmos ne yazık ki bugün talan ediliyor!...

Daha Latmos dağlarına tırmanırken, dağın eteklerinde başlıyor utanç görüntüleri. Nasıl tarif etmeli; tam bir kıyım, tam bir vandallık, doğa talanı!..

Yolun dibine kadar sokulmuş kuars ve felspat madenleri vahşice katletmiş doğayı. Öyle ki, fıstık çamları, küçük makilikler, baharla birlikte boy vermiş yeşil bitki örtüsü, sarı kantaronlar bir parmak tozun içinde görünmüyorlar! Kirli beyaz bir toz, Latmos’un 600 milyon yıllık kayalarının her yanını kaplamış. Asfalt bile toz içinde kalmış, sırtı siyah beyaz desenli yaşlı boz bir yılan gibi kıvrılıp gidiyor önümüzde. 

***

Latmos’a sarmadan önce Kisir Köyü’ne uğruyoruz. Yemyeşil, cennet gibi bir vadinin içinde köy. V şeklindeki vadinin başlangıcında, verimli Söke Ovası’na doğru genişleyip gidiyor. Tam ortasından nazlı bir dere akıyor. Hemen öykünmeyin bu tabloya, Kisir Köyü günümüzde tam bir dramı yaşıyor. Köyün yakınındaki Osmankuyusu Yaylasında 40 yıl önce yapılıp terk edilen uranyum sondajlarının bedelini her evden bir kanser hastası, kanserden ölümle ödüyor köylü. Öyle ki Kisir’in adı uzun zamandır “Kanser Köy”!...

*** 

Kisir Köyü Muhtarı Baki Suna’yı da yanımıza alarak 7-8 kilometre ötedeki Latmos Şenliklerine giderken tam da bu uranyum sondajlarının olduğu yaylanın önünden geçtik. Yolun kıyısında, yaylanın girişinde yapılan mandıra ülkede nasıl bir akıl tutulması yaşandığının en güzel örneklerinden sanki! 

Uranyum sondajlarının ortasında, limitlerin 500 katı fazla radyasyon ölçülen tepeciğin yanı başında kurulan mandıra çok yakında üretime geçecek duruma gelmiş. Buradan elde edilecek süt, peynir, yoğur gibi yiyeceklerle radyasyon, uranyum artık evlerimize kadar gelecek! hepimize afiyet olsun!...

*** 

Karakaya Köyü yakınındaki geniş alanda, kaya resimlerinin bulunduğu vadinin başlangıcında yapılan şenlik alanına giderken ki manzara işte tam da yukarıda anlatmaya çalıştığım gibiydi. EKODOSD Derneği, bilim insanları, yöre halkının uzun uğraşları sonrası koruma altına aldırabildikleri binlerce yıllık resimlerin olduğu kayalık alan kuars ve felspat madenlerinin arasına sıkışıp kalmış. Öyle ki şarkı-türkü-tiyatro gösterilerinin sergilendiği sahnenin arkasında, tepeleri dümdüz etmiş bir madenin görüntüsünü de izliyorsunuz. Tam bu sahnenin karşısında, deve ve halkoyunları gösterilerinin yapıldığı alanın bir ucunda yer alan protokol tribününde oturan Belediye Başkanı, Kaymakam, diğer mülki amirler, muhtarlar adeta insanların üstüne üstüne gelen bu madenleri görüp neler hissetti bilemiyoruz ama bizim en yoğun hissettiğimiz duygu utanç oldu!.. 

8.500 yıl önce parmaklarıyla kayalara kırmızı resimler çizen atalarımızdan utandık. 

Daha 1960’lara kadar yörede yaşadığı bilinen Anadolu Parsı’nın soyunu tükettiğimizden utandık. 

Bir kültür, tarih hazinesi içinde, yüzlerce yıldır doğayla barışık göçebe bir yaşam süren yörüklerin yaşam alanları kalmadığı için artık göçememesinden utandık. 

Dünyanın en önemli tarihsel buluntularından birisinin adına yapılan festivalin, bu arkeolojik değerlerin tanıtılması yerine çalgı-çengi, ağızda yumurta taşıma yarışı gibi bir içerikle yapılmasından utandık. 

Çakırcalı Mehmet Efe’yi saklayan kayaların mangal isleriyle karartılması burktu yüreğimizi. Binlerce yıllık resimlerin olduğu kovukların, kayaların tuvalet taşı, banyo fayansı, yer döşemesi yapılmasının hüznü ve öfkesini yaşadık tüm gün!... 

Bu utanç bize bir ömür yeter!...

www.evrensel.net