Aktar: Türkiye Avrupa’dan kendi kendini çıkarttı

Aktar: Türkiye Avrupa’dan kendi kendini çıkarttı

AB-AKP Hükümeti arasındaki kriz nereye evrilir? Yaşanan gerilim referanduma nasıl yansır? Akademisyen, gazeteci-yazar Cengiz Aktar yanıtladı.

Serpil İLGÜN

Avrupa Parlamentosu’nun AB ile Türkiye arasındaki üyelik müzakerelerinin geçici olarak dondurulması kararı, mülteciler, FETÖ’cülerin iadesi, İncirlik, casusluk yaptıkları iddiasıyla Diyanet İşleri-Türk İslam Birliği (DİTİB) üyesi imamlara yapılan operasyon, gazeteci Deniz Yücel’in tutuklanması ve AKP’nin referandum toplantılarının engellenmesi… Son dönemde Türkiye-Almanya, dolayısıyla AB arasında gerilimsiz, krizsiz gün geçmemeye başladı. 

En son Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin ‘Evet’ kampanyası çerçevesinde Almanya’da yapacakları toplantılara izin verilmemesiyle yükselen tansiyonun düşmesi beklenirken mesele daha da büyüdü. Türkiye ile Hollanda arasında tarihin en büyük diplomatik krizlerinden birine yol açtı; Hollanda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na uçuş izni vermedi, Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’yı sınır dışı etti. 

“Ne oluyor, niye oluyor, kriz nereye evrilir, Batı karşıtlığı içerde Erdoğan’a kazandırır mı” sorularını AB konusunda uzman isimlerden, akademisyen, gazeteci-yazar Cengiz Aktar’a yönelttik. 

Türkiye-Almanya/AB arasındaki son krizin adı ‘AKP’ye evet kampanyası yaptırmama’ ama son dönemde Almanya/AB ilişiklerinde sürekli bir gerilim var, üst üste krizler yaşanıyor. Bu durumun altında ne var? 

Demokratik ülkelerin iş yapma, düşünme biçimleri otoriter rejimlerinkinden çok farklıdır. Her zaman müzakereyi, diyaloğu, alttan almayı öne çıkarırlar. Bu ülkeler tüccar ülkelerdir aynı zamanda. O anlamda ticari ilişkilere de dikkat ederler. Buna mukabil, otoriter ülkelerin kendilerini kolay hırpalamasına ne yanıt vereceklerini pek bilemezler. Bu sadece Türkiye için geçerli değil, Avrupa ve genel olarak Batı dünyası, Rusya’yla da nasıl “iş tutacağını” bilemiyor. Merkel tipik bir örnektir. “Dur bakalım, yavaş yavaş, daha sakin olalım” falan derler. O anlamda da ders verirler otoriter ülkelere. Ama tabii bunun da bir sınırı var. 

Almanya ve genel olarak Batıyla o sınıra mı gelindi? Nazi benzetmesine verilen tepkiler sınıra gelindiğine mi işaret ediyor?

Almanya ile yaşanan gerilimler, işte mülteciler meselesi, İncirlik meselesi, DİTİB imamları, referandum toplantılarından duyulan rahatsızlık… Ama burada şunu da hatırlatalım, 2007’den itibaren zaten AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya mitingleri münasebetiyle epey bir söz düellosu olmuştu. Dolayısıyla bugün yaşananların bir tarihi var. Şimdi ama kalkıp Nazi falan demek tabii çok can sıkıcı. Sadece Alman değil, pek çok Avrupalı siyasetçi mesela Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, ki Lüksemburg eski Başbakanıdır, Nazi ifadesinin küstahlık olduğunu söyledi. Bu çok ağır, bu seviyede pek kullanılmayan bir ifadedir ama diğer taraftan da 1945’ten bu yana dünyadaki hiçbir ülkenin üst düzey yöneticisi Almanya’ya “Siz Nazi’siniz” dememiş. Bu Nazi pratiklerini ayağa düşürmektir aynı zamanda. Nazilerin kurbanlarını da küçümsemek anlamına geliyor çünkü. Son kertede ne olur, valla iki ülke arasında 35 milyar avro mertebesinde ticaret hacmi var. Bu azımsanacak bir şey değil. Daha bugün bir haber okudum, Alman tank üreticisi bir firma, AKP’ye yakın bir firmayla Türkiye’de tank üretme kararı almış. Almanya zaten harı harıl Türkiye’ye silah satıyor. Yani son tahlilde iki ülkenin ticari çıkarları bu itiş kakışı perdeler, öteler. Ama geriye bir tortu kalır illa ki. O tortu da açıkçası çok umut vadeden bir tortu olmaz. 

Nazi göndermesi için Almanya ‘Bu bizim için kırmızı çizgi’ dedi. Merkel de duydukları rahatsızlığı ifade etti, Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını istedi ama son kertede Türkiye ile siyasi diyaloğun devam edeceğini söyledi. Bu tutum, AKP medyasında “Almanya geri adım attı” olarak değerlendirildi. Almanya’nın geri adım olarak nitelenen tutumunun sebebi ne? Mülteciler mi? 

Görünürde mülteciler ama Türkiye’nin tepe tepe kullandığı mülteci kartı artık eskisi kadar güçlü değil. Çünkü bir kere Suriye’de savaş yavaş yavaş bitiyor. Bu da, mültecilik halinin tedricen sona ermesi demek. Bitti mi, tabii ki bitmedi. Suriye tarumar. Muhtemelen orayı Çin imar edecek, AKP’nin imar konusunda beklentisi farklı ama o beklentisinin karşılanacağını hiç sanmıyorum. Dolayısıyla mülteci kartının artık bir ağırlığı kalmıyor. Bence Almanya ve diğer batı ülkelerinin, ki buna ABD de dahil, en büyük endişesi Türkiye’nin Rusya’nın kucağına itilmesi. Bunun Türkiye ile alakası yok. Bu, Batıyla Rusya arasında bir çekişme. 

AKP Hükümeti özellikle müzakerelerin dondurulması kararından sonra AB’ye rest çekti, Şanghay Beşlisi bir alternatif olarak sunuldu… 

Evet, Türkiye bir şeyler yapmaya çalışıyor ama “Hem batıyla hem Rusya ile eşit ilişkilerim olsun” diyebilecek ağırlıkta ve güçte bir ülke değil. Türkiye’nin kendi silah sanayi yok, kendi ekonomik gücü yok, Türkiye bir Çin gibi değil. Çin hem Rusya ile hem ABD ile kendi istediği ilişkileri kuruyor. Türkiye’nin yapabildiği tek şey devamlı tehdit etmek. İşte “İncirlik’i kapatırım, kapıları açarım…”, “Rusya’dan S400 füzeleri alırım” diyor mesela. NATO ülkesisin, kendi silah sanayin yok, Rusya’dan silah almak NATO’dan çıkıyorsun demek! Yani ne dediği, ne yaptığı belli değil. Dışişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, “Biz artık haddini bilmeyen bir ülkeyiz” demişti. Bunu olumlu anlamda kullanıyor tabii ama haddini bilmeye bilmeye buralara geldik. Türkiye Irak’tan bir şekilde kovuldu, Suriye’den kovulmak üzere, hiçbir ağırlığı yok. Avrupa’dan kendi kendini çıkarttı. Rusya Ankara’yla kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Ne kaldı geriye? Katar’la, Suudi Arabistan. Onlarla da uzun yola çıkılmaz. 

İŞLER ÇIĞRINDAN ÇIKTI

Tansiyon düşüyor derken önce Çavuşoğlu’nun Hollanda’ya alınmaması, ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın Hollanda’dan sınır dışı edilmesiyle kriz yeni bir boyut kazandı. Bir yandan Türkiye’nin düştüğü durum, diğer yandan ‘Misliyle karşılık verilecek’ açıklamaları… Son gelişme üzerinden ortaya çıkan resmi nasıl yorumlarsınız?

İşlerin çığırından çıktığı anlaşılıyor. Hollanda’nınki Ankara’nın tehditlerine verilen bir cevaptır. Ne var ki iki ülke arasındaki ilişkilerde ve Türkiye’nin diğer batı ülkeleriyle olan ilişkilerinde bir bakanın sınır dışı edilmesi uygulaması sanırım ilk. Bunun onur kırıcı olduğu da aşikar. Tansiyonu kim düşürecek o da belli değil. İkili ve çok taraflı ilişkilerde daima itidalli bir dili tercih eden Batılı ülkeler bu sefer zıvanadan çıkmış görünüyor. Yaptırımlara gelince, bundan uzun vadede batı mı zararlı çıkar, Türkiye mi zararlı çıkar herkesin oturup düşünmesinde fayda var.

AVRUPALILAR ‘OH NE ALA, TÜRKİYE YAKAMIZDAN DÜŞTÜ’ DİYOR

Bu gelişmeler AB yolculuğuna nasıl yansır? Sizce de AB defteri kapandı mı? 

O defter kapandı demek durumu anlatabilir. Avrupa’nın son dönemdeki tavrının arkasında Türkiye’yi bir omuz boyunda tutma çabası var. Daha fazlası, yani bir ortaklık söz konusu değil. Almanya sadece kendi ayağına basılınca Türkiye’deki insan hakları meselesini öne çıkarıyor. Mesela gazeteci Deniz Yücel’in başına gelenler için verdiği tepki... Ama ondan önce Türkiye’deki artan hak ihlalleriyle ilgili tabiri caizse karından konuşuyordu. Bu da zaten AB’nin çekici gücü olan Almanya’nın ve diğer birlik üyesi ülkelerin artık Türkiye’nin AB üyeliğini derin dondurucuya kaldırdıkları anlamına geliyordu. Çünkü üye olma yolunda ilerleyen, müzakere eden bir ülkeyle böyle konuşulmaz. Prensipler, ilkeler hatırlatılır ve ülke doğru yola davet edilir. Avrupalıların bu ilgisizliği, “Oh ne ala, Türkiye en azından AB ilişkisi açısından yakamızdan düştü” demek. 

Müzakerelerin sonlanmasının etkileri nasıl olur peki? 

Müzakereler kesilirse bir tek etkisi olur. O da, katılım öncesi mali yardımların, fonların -ki, onların çoğu kullanılmadan geri gidiyor zaten- tamamen kesilmesidir. Nitekim Komisyonun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn da bu fonların bir kısmının durdurulduğunu açıkladı hafta sonu. Onun dışında somut bir etkisi olmaz. Uluslararası piyasalar Türkiye’nin AB üyesi olmayacağını çoktan satın aldı veya sattı. O yüzden onun da artık hiçbir kıymeti yok. 

Dolayısıyla ekonomik boyutuyla ilişkiler sürecek ve bu AB’nin daha çok işine gelecek...

Evet, ekonomik ilişkiler bir şekilde yürür. Biraz köhnemiş Gümrük Birliği meselesi var. Onun reforme edilmesi gerekiyor ama orada da Avrupa tarafı soğuk. Dolayısıyla şimdiki ekonomik ilişki kör topal ilerler. Daha fazla yatırım olmaz, olmuyor da zaten. Türkiye ucuz işgücü ve montaj sanayi olma durumunu korur. Türkiye iddialı, hatta ihtiraslı ama iddia ve ihtiraslarını karşılayacak gücü olmayan bir Ortadoğu ülkesi olarak yoluna devam eder. Ha, bu arada Kürtler ne yapar, bunlar soru işareti olarak durur. Suriye ve Irak’ta adem-i merkeziyetçi yani iktidarın paylaşıldığı yapılara doğru gidiyor iş. Türkiye bunun gerisinde. 21. yüzyıl Ortadoğu’suna 19. yüzyıldan bakıyor maalesef. Şu sıralar iş öyle bir yere geldi ki artık Türkiye’yi yönetenler bugüne kadar şeytanlaştırdıkları Beşar Esad’ı Suriyeli Kürtlere tercih etme aşamasına geldiler. Bunlar korkuyla yapılan siyasetlerdir. Tarihin akışına ve gidişata ters yönde kürek çekmektir. Çünkü hakikaten Ortadoğu bir şekilde günün birinde barışa ulaşacaksa bunun yolu Bağdat’ın iktidarını Erbil’le, Musul’la paylaşmasından geçiyor, Şam’ın iktidarı Kobane’yle, İdlip’le paylaşmasından geçiyor… Var mı Türkiye’de böyle bir vizyon? Yok. Ankara’nın bırak Diyarbakır’la, İzmir’le, Trabzon’la bile iktidarı paylaşma niyeti yok!

AKP’NİN TUTUMU AVRUPA’DAKİ AŞIRI SAĞI BESLİYOR

Rahatsızlıklar vs yaşandıysa da daha önce Erdoğan’ın Almanya’da kalabalıklara seslenmesine engel çıkarılmamıştı. AKP cephesi diyor ki; madem referandum çalışmamıza izin vermeyecektiniz neden o zaman oy kullanılmasına müsaade ediyorsunuz?

Bir kere şunun üzerinden atlanıyor: 22 Mart 2008’de yayınlanan “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. Maddesi’ne göre “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz” zaten! Diğer yandan yurtdışında da böyle bir adet yok. Gelişmiş ülkelerin vatandaşları yabancı ülkelerde oy kullanırlar ama aday olanlar veya partiler görünmeyen bir şekilde vatandaşlarına ulaşır ve siyasi propaganda yaparlar. Daha ziyade internet üzerinden sürdürürler. Yani böyle meydanlara çıkıp “Ey ahali bana oy verin” demezler. Mesela Almanya’daki Fransızlara cumhurbaşkanlığı seçiminde Fillon’a oy verin denmez. Dolayısıyla bu haklı bir eleştiri değil. 

Ama bu kez bir engelleme olduğu açık…

Engellemeden öte bir rahatsızlık var. Dediğim gibi 2007’deki Köln mitinginden beri bu rahatsızlık var. AKP’nin yan kuruluşu olan Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) çalışmaları var. Türkiye’de nasıl AKP mitinglerine insanlar otobüslere doldurulup götürülüyorsa orada onlar da aynı şeyi yapıyorlar ve bu o ülkelerin yöneticilerini çok rahatsız ediyor.

Malumunuz, mesele ifade özgürlüğü üzerinden de tartışılıyor. AKP cephesi ‘iki yüzlü Avrupa ifade özgürlüğümüzü gasbediyor’ derken, ifade özgürlüğünü tanımayan bir iktidar olsa da AKP’nin toplantı yapma hakkının savunulması gerektiğini düşünenler de var…

Evet, küçük bir polemik başladı Türkiye’de. “İfade özgürlüğüne saygı duymayanların ifade özgürlüğüne saygı duyulmalı mıdır?” Herkes Türkiye’deki ifade özgürlüğü ile ilgili durumu biliyor. AKP böyle bir ortamda “vay efendim benim ifade özgürlüğüm” diye ortaya çıktığında hiçbir inandırıcılığı yok. Avrupalıların, batı Avrupalıların liberal yaklaşımlarının da bir sınırı var. AKP’nin yarattığı tepkiden ve diğer taraftan Avrupa’daki İslam karşıtlığından beslenen tehlikeli bir aşırı sağ damar var. AKP’nin iddiaları, bu zorlamaları Avrupa’daki aşırı sağı besliyor. Bu sadece Avrupalıları, Avrupa’nın göçmen politikasını, İslam politikasını olumsuz etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda orada yaşayan Türkiyelilerin durumunu ve konumunu da negatif etkiliyor. Bunları gözden kaçırmamak lazım. Şöyle bir ifade kullanılıyor: “Bu yasaklar, evet oylarını patlatır!” Pek sanmıyorum, çünkü o şov yapılacak olan kitle zaten AKP’nin seçmeni. 

Evet ama engellemelerin kararsızlık yaşayan milliyetçi muhafazakarlar üzerinde etkili olacağı söyleniyor…

Sanmıyorum. Avrupa’da yaşayan Türkiyeliler bu meseleleri bence çok daha iyi biliyor. Kanaatimce ciddi bir sondaj yapılsa oradaki kararsız sayısının çok düşük olduğu ortaya çıkar. Belki evet oylarını Türkiye’de patlatabilir ama Avrupa’daki aşırı sağ oyları patlayacağı aşikar! Diğer yandan toplantıların iptal edilmesinin Avrupa’daki seçimlerle de bağlantısı kuruluyor ama mesele tek başına seçim değil. Hollanda, Almanya, Fransa’da seçim var ama mesela Avusturya’da seçim yok. Oysa Viyana, en üst seviyeden muhalefetini açıkladı AKP toplantılarına.

TÜRKİYE HİÇ BU KADAR SEFİLANE BİR SİYASET DİLİYLE KONUŞMAMIŞTI

AKP medyası özellikle Almanya ile yaşanan hemen her krizde “Almanya bizi kıskanıyor” propagandasını yapıyor. “Kıskanıyor çünkü köprü yapıyoruz, havaalanı yapıyoruz; Türkiye küresel bir oyuncu, Erdoğan da bölge ve dünya lideri. Bu nedenle Türkiye’yi çekemiyor!” Almanya ve Türkiye’yi kıskanma nasıl yan yana gelebiliyor?

Bu bir zırva. Bunu söyleyenler buna herhalde inanmıyordur. İnanıyorsa esas o hakikaten endişe verici. Almanya dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi. Türkiye’nin ihracatındaki yüksek teknolojinin payı yüzde 3’tür. Almanya’nın ise yüzde 80’ler mertebesindedir. Bu kadar basit. Artık kim kimi kıskanıyor bilemem ama bunlar Türkiye’deki siyasetin, Türkiye’deki siyaset dilinin, tartışmanın ne kadar lümpenleştiğini de anlatıyor. Türkiye hiç bu kadar sefilane bir siyaset diliyle konuşmamıştı.

Bu neyin göstergesi?

Bu bir çürüme hali. Siyaset de, toplum da artık böyle konuşuyor ve herkes birbirini anlıyor. Bu siyasi bir çöküşün ötesinde, genel bir ahlaki çöküşe işaret ediyor. Toplumdaki bireyler arasındaki ilişkiler de öyle. Herkes birbirini itip kakıyor, ayrışıyor… tüyler ürpertici bir gidişat içerisindeyiz. Bu çok endişe verici. Çünkü bu kolay kolay düzelecek bir şey değil. Akut değil, kronik bir hastalık. Senelerdir sürüyor ve hiçbir iyileşme emaresi, farklı bir mecraya evrilebilme potansiyeli gözükmüyor.

CHP KÜRT MESELESİNDE DÖNÜŞMEDİKÇE HİÇBİR YERE VARAMAYIZ

Hayır’ın kazanması o potansiyeli güçlendirir mi?

“Hayır” Türkiye’de bir yeni bir siyasi iklimin veya yeni bir siyasi alternatifin önünü açabilecek çapta bir sonuç üretir mi emin değilim. Çünkü benim tahlilimde temel mesele CHP’nin Kürt meselesine yaklaşımıdır. Bu yaklaşım değişip dönüşmedikçe hiçbir yere varamayız. “Hayır” önemli, muhalefetin tekrar “biz de varız” demesi önemli. 7 Haziran’daki gibi insanlara umut verecektir elbette ama o umutlar 9 Haziran’da bitti. Sonra bombalar patladı filan. Yine öyle olacak demiyorum, olmasın da. Ama burada gerçekçi olmak lazım, Türkiye siyaseten şu alternatif mi olsun, bu mu olsun aşamasında bir ülke değil.

Bu çerçevede CHP’nin “evet çıkarsa ülke bölünür” propagandasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Zira AKP de tersinden, yani “asıl hayır çıkarsa ülke bölünür” diyor.  

Bu, Türkiye’nin Kürt meselesi konusunda ne kadar politikasız olduğunu gösteriyor bize. Türkiye’deki muhalefetin, (MHP’yi artık başka bir yere koyalım) CHP ve HDP’den oluşan muhalefetin Kürt meselesinin çözümü konusunda birbirine yakın bir dile erişmeden Türkiye’de işlerin düzelmesi zor. CHP’nin burada evrimi gerekiyor, gördüğüm kadarıyla ondan da çok uzağız. Bugün hâlâ CHP, yok Oslo süreciydi, yok Dolmabahçe’ydi... Hâlâ Türkiye’nin temel meselesi üzerinden AKP’ye akılları sıra muhalefet ediyorlar.

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Mart 2017 08:36
www.evrensel.net