Yılmaz Güney’in ‘Umut’ serüveni

Yılmaz Güney’in ‘Umut’ serüveni

Ferhat Uludere, Yılmaz Güney filmlerini yazdı.

Ferhat ULUDERE

Yılmaz Güney’in yazıp yönettiği, Türkiye sineması için önemli dönemeçlerden biri olan “Umut”, sinemaseverlerin zihninde Cabbar ile Yemci’nin fayton sahnesiyle yer etmişti. Cabbar faytonu sürerken Yemci o unutulmaz tiradı atıyordu.

“…Paran olunca” diyordu… “…Paran olunca her iş iyi olur. Paran olunca kebap yen, paran olunca tatlı yen, şarap içen… İyi yataklarda yatarsın. Parası olunca adam kuvvetli olur, parası olunca adamın evi-avradı olur; evinde tenceresi kaynar, çocukları olur. Paran olmadı mı idi de dünyada senden kötüsü, senden pisi yoktur. Her yerden kovarlar seni. Fakirin yüzü soğuktur. Niye soğuktur Cabbar gardaş, mesela cebinde paran olmadı mı, yaz gününde üşürsün. Neden; çünkü para adamı sıcak tutar…”

Umut tabii ki sadece bu kadarla sınırlı değil. Yılmaz Güney’in geliştirdiği sinema dilinin ve Yılmaz Güney sinemasının ilk örneğiydi Umut. Film, 2. Adana Altın Koza Film Festivali’nde ödüllendirilse de dönemin resmi ideolojisi filmi sakıncalı bulmakta gecikmedi. Dönemin sansür kurulu, Yılmaz Güney’in canlandırdığı faytoncu Cabbar’ın giyim ve kuşamına karıştı önce. Cabbar’ın görünüşü fakirliğin bir sembolüydü ve nedense kurul buna içerledi. Filmde Cabbar’ın faytonuna zengin bir adam arabasıyla çarpıyor ve Cabbar’ın atı ölüyordu. Konu emniyete taşınınca polis zengin adamın yanında yer alıyor ve Cabbar suçsuz olduğu halde azarlanıyordu. Polisin zengini koruduğunu beyazperde de görmek istemedi kurul. Cabbar’ın iş ararken zengin-fakir ayrımı yapılmasını, Cabbar’ın Amerikalı zenciyi soymasını, sabah namazının güneş doğarken kılınmasını sakıncalı buldu ve filmi yasakladı. Ama bu yasaklar “Umut”un büyüklüğü karşısında eriyip gitti. Resmi ideolojinin emri yerine getirilmiş oldu sadece.

Yılmaz Güney engellere rağmen “Umut” ile amaçladığına ulaşmıştı. Ne amaçladığını ise şu şekilde anlatıyordu:
“Gelişen şartların yok etmek zorunda olduğu bir adamı ele almak istedim. Arabacı yok olacaktır. Küçük üretim yok olacaktır. Bir şeyler yok oluyor, yok olurken bir takım insanlar da proleterleşiyor. Proleterleşmek zorunda. Bu sadece arabacı değildir. Küçük bakkaldır, terzidir, tamircidir, küçük toprak sahibidir. Umut’un umutsuzluğuna gelince, aslında umutla umutsuzluk iç içe yaşar. Umut, umutsuzluğun ürünüdür. Umutsuzluk da umudun bir sonucudur. Umut’un öyle bitmesi bir zorunluluktu o gün için.”

UMUT VE BOYNU BÜKÜK ÖLDÜLER TEKRAR YAYIMLANDI

“Umut” hiçbir zaman güncelliğini yitirmedi, hatta belki bugün çekildiği dönemden daha da güncel bir konuyu işliyor ama bizim onu yeniden hatırlamamızın sebebi İthaki Yayınları’nın 2017 yılı ile birlikte Yılmaz Güney külliyatını yeniden yayımlaması… Yılmaz Güney’in roman, senaryo, şiir, öykü ve edebiyat dışı yazıları yıl içinde yeniden okurla buluşacak. Serinin ilk iki kitabı ise “Umut” filminin senaryosu ve Yılmaz Güney’in “Boynu Bükük Öldüler” adlı romanı…   

Yılmaz Güney, “Boynu Bükük Öldüler” adlı romanını 1961 yılında Nevşehir Cezaevi’ndeki siyasiler koğuşunun en dip köşesindeki ranzasında yazıyor. Kitabı 16 ayda yazan Yılmaz Güney hapishaneden çıktıktan sonra romanı tefrika edecek bir gazete arıyor ama bulamıyor. O yıllarda “Çirkin Kral” olarak ünlenmiş bir sinema oyuncusu olmasına rağmen bu istediğine karşılık alamıyor. Güney, daha sonra bir yayınevi ile anlaşıyor.

Yayınevi kitabı iki bölüm halinde yayımlamayı önerir Yılmaz Güney’e o da kitabın bu şekilde yayımlanmasını kabul eder, ama daha sonra pişman olacaktır. Kitabın ilk bölümü “Boynu Bükükler” olarak yayımlanır. Kitap Yılmaz Güney’in beklediği ilgiyi görmez ve Güney verdiği kararı şöyle anlatır:

“Kitabı iki bölüm olarak yayımlamayı düşündüler. Ben de katıldım bu düşünceye ilk başta. Katıldım ama yanlışlığı anladığımda geç olmuştu. ‘Boynu Bükükler’ adıyla çıktı birinci bölüm. Sinema oyuncusu Çirkin Kral Yılmaz Güney’in gölgesinde, tek bölümüyle yarım, anlaşılmaz ve anlamsız bir kitaptı ve kaçınılmaz bir başarısızlığa uğradı. Başka türlü de olamazdı. Bu başarısızlıkta tayin edici pay benimdir. Arkadaşların bana ve kitabıma bir ticaret aracı gözüyle bakmalarına göz yummam ve bin bir sıkıntıyı içeren 16 aylık emeğimin onurunu korumam gerekirdi ki bunu yapamadım.”

Daha sonraki yıllarda hak ettiği yayıncıyı da ilgiyi de gören “Boynu Bükük Öldüler”birçok başarısının yanı sıra Yılmaz Güney’e Orhan Kemal Roman Armağanı da kazandırmıştır. Yılmaz Güney, okurlarla yıllar sonra yeniden buluştuğu bir yolculuğa tekrar çıkmış oldu. Onu tanıyanların yanı sıra, eserleriyle henüz karşılaşmamış olanlar için de büyük bir hazine onları bekliyor.

www.evrensel.net