Mektup umut, mektup dayanışma demek

Mektup umut, mektup dayanışma demek

Gazeteci Hilmi Hacaloğlu, cezaevindeki meslektaşları için başlatılan mektup kampanyasına katılımın önemini yazdı.

Hilmi HACALOĞLU

Silivri’ye demir kapı, soğuk duvar. İçeridesin, mapus. Koğuşunda bir ya da iki kişi. Başkasıyla konuşmaya hasretsin. Haftada sadece iki saat görüşe çıkıyorsun. Bir saati görüşmecinle. Muhtemelen eşin veya kardeşin. Elini tutamazsın arada bir cam var. Elinde bir ahize. Sözünü o telefondan söylüyorsun. En özel anın, en özel hakkın kaydediliyor. Dinleniyorsun.

Bir de avukatın. Onunla da görüş hakkın var. Elbette o da bir saat ve tabii infaz koruma memuru gözetiminde. Memur isterse müvekkilinin yazdığı ve avukatına verdiği bir kağıdı alabiliyor.

Anlayacağınız hepi topu bu. Bir haftada konuşabildiklerin bir ya da iki koğuş arkadaşın. Biri avukat diğeri görüşmecin, etti dört. Şansın varsa bir ya da birkaç gardiyanla birkaç kelam.

NAMIK KEMAL, 140 YIL ÖNCE MEKTUP YAZIP MEKTUP ALIYORDU

Cezaevindeki gazeteci ve mektup arasındaki ilişkiyi ta Namık Kemal’in Magosa sürgünlüğünden biliyoruz. Yazdığı tüm gazeteler, Diyojen, Hadika ve İbret, kapatıldıktan sonra Magosa’ya gönderilen “Hürriyet şairi”, üç yıllık mapusluğunda sık sık mektup yazıyordu.

“Pencereden bakıp da sahrâlar dolu harâbelerini, dağlar parçalanmışçasına taş yığınlarını gördükçe, Sûr-ı İsrâfil çalınmış, fakat ben işitmemişim zannediyorum” satırlarına bakıldığında Namık Kemal’in etrafı gördüğünü anlıyoruz.

Ama asıl önemlisi mektup yazıyor ve mektup alıyor. Kızı Feride’den gelecek mektupları iple çekiyor.

Namık Kemal’den 143 yıl sonra bugün Silivri Cezaevi 9 No’lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan gazeteciler mektup alamıyor. Eşinin, çocuğunun, arkadaşının, meslektaşının yazdığı mektup onlara ulaşmıyor. Daha doğrusu ulaştırılmıyor, engelleniyor. Yetmezmiş gibi onların mektup yazması da yasak. Yasak o kadar. Neden, niçin, nasıl? Yanıt yok. Yasak.

Halbuki; bırakın bir yazarı, bir gazeteciyi, bir avukatı, bir entelektüeli okuma yazma bilmeyen bir insanın bile cezaevindeki en hayati ihtiyaçlarından biri değil midir mektup almak, mektup yollamak?

O mektuplarla bilgilenecek ve bilgilendirecek sevdiklerini. Duygularını, hayallerini, hayal kırıklıklarını, umutlarını yazacak, paylaşacak. Üzülecek, öfkelenecek, heyecanlanacak, içi mutlulukla dolacak taşacak. Yani ezcümle hayata daha sımsıkı sarılacak. Ama yok olmaz, yassah hemşerim!

Son 10 yılda cezaevleri gazetecilerle doluyor taşıyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin rakamlarına göre bugün cezaevlerinde 140’tan fazla tutuklu ve hükümlü gazeteci var. Türkiye bu koşullarda tarihi bir referanduma gidiyor. Rejim adeta değiştiriliyor. Ama Türkiye, Anayasa değişikliklerini ne kadar sağlıklı tartışıyor? Bu kadar gazeteci, siyasetçi, avukat cezaevindeyken Olağanüstü Hal koşulları sürerken bu sürecin normal bir süreç olduğu söylenebilir mi?

Deveye sormuşlar “boynun neden eğri” o da “nerem doğru ki” diye yanıtlamış ya hani. Durumumuz tam da o. Ahmet Kaya’nın bir şarkısında dediği gibi “nerden baksan tutarsızlık”. Ama işte Türkiye’nin bugünkü vasatı tam da bu.

YALNZ OLMADIKLARINI HATIRLATMAK GEREK

İyi de ahval ve şerait böyle diye susacak mıyız? Bilakis konuşacağız, daha yüksek sesle konuşacağız. Korkuyor olabiliriz ama cesaretten başka çıkar yol yok. Bıkmadan, usanmadan, yılmadan talep edeceğiz. Demokratik bir ülkede gazetecilerin tutuklu yargılanması kabul edilebilir değil. Ben kendi payıma Oda TV davasından beri bunu söylüyorum.

Meslektaş dayanışması mühim. Ama bu dayanışması yaygınlaştırmak ve çoğaltmak da yabana atılmamalı. Evrensel’in yakından tanıdığı Metin Göktepe’nin arkadaşı Silivri 9 No’lu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu C5 Blok 36. Koğuş’ta tutuklu. Evet, mektup alamıyor ama almalı. O halde yollayalım. Ben kendi adıma ilk mektubumu yolladım. Çizgili dosya kağıdına o satırları birbiri ardına doldururken ne kadar uzun zamandır mektup yazmadığımı hatırladım. Utandım. Modern hayatın kendini dayatmasına ne çabuk teslim olduğumu fark ettim, yerin dibine girdim.

Yine Cumhuriyet’ten Kadri Gürsel B3 Blok 27. Koğuş’ta Murat Sabuncu A6 Blok, 47. Koğuş’ta tutuklu. Onlara da yolladım. Siz de yollayın fırsatınız varsa.

Yalnız onlar mı? Hakan Kara, Güray Öz, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat, Musa Kart ve diğerleri. Onlar Türkiye’nin en zor günlerinde gözlerini budaktan esirgemediler, bu mesleğin namusunu ayaklar altına almadılar. Bugün o mektupları alamasalar da bir gün mutlaka alacaklar. Yalnız olmadıklarını hatırlatın.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.