Anneler ve kızları

Anneler ve kızları

Ayşen Güven BAM’ın sahneye koyduğu “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” oyununu yazdı.

Ayşen GÜVEN

Şehirler de insanlarla yaşıyor. Onlar ölmüyor ama yaşlanıyor aslında. Tabi her gün yeniden yıkılıp kurulmuyorsa. Böyle bir şehre yani tarihi kalbinden her gün şırıngayla çekilen İstanbul’a, içinde yaşayan 3 kuşaktan kadının hayatından baktırıyor BAM.

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin bir genç kadın, annesi ve annesinin “diyemedikleri” özetle. Ama bu özet zorlu anne-kız ilişkisinin sevgiden çok ağrıları devrine dikkat çekiyor. Eskidikçe yükselen yükseldikçe kaybolan bir şehrin apartman katlarında farklı zamanlarda değişmeyenleri yaşayan kadınlar. Arkamıza her baktığımızda hokus pokusla puff diye kaybolan sokaklarımız, anılarımız, çocukluğumuz yerine yükselen “yeni” yaşamlar gelgelim kadınlar için eski telkinlerle geçen ömürler. İşte bunların etrafında dönen monologlar şeklinde bir kurgu Murat Mahmut Yazıcıoğlu’nun anlatımı.

Şehrin ve kadınların kuşaktan kuşağa 50 seneye yakın taşıdıkları, taşıyamadıkları. Kimi zaman jenerasyon çatışmasına çalan ancak kendi hayatındaki mutsuz yüklerini kız çocuklarına bahşeden anneler. Ve onları aştığını sandığı zaman halinin biraz annesine benzediği, hayatının itiraz ettikleriyle şekillendiği, sevdiğimiz adamların üç kuşağının da arasındaki uzak görünen mesafesinin yakınlığını gören genç kadınlar. “Yanlış mı yaptım” düşüncesinin gelen yaşla yerinden sürekli yerinden oynadığı, elinden kayıp giden gençliğe, güzelliğe bakar gibi çocuklarına bakan, küçücük hayatında ne çok şey değişmemişken yaşlandığı şehrin tanıyamayacağı kadar değiştiği büyük anneler...

Hem yazıp hem yöneten Yazıcıoğlu, sahneye en sahi halimizle biz kadınları çıkarmış. Bir ömür içimizden konuştuklarımızı şimdi açıktan ve yüksek bir sesle söylemek gibi bir konfor da sağlamış bize. Sade ve minimal sahnelemesi imkanların değil metnin, oyunculuğun ve biçimin gücünü yeniden düşündürüyor. Ama en önemlisi, yazarın anneler ve kızları arasındaki güçlü bağın histerik yanını kurcalaması. Dekor ve kostümlerin gösterişsizliği kadınların hayatındaki renksizliği ve sevgisizliği daha da vurucu kılıyor ama başta Dairo Moreno’nun İstanbul’un Kızları şarkısı olmak üzere oyuncuların beden hareketleri, inlememeleri, gülmeleri, bakışları, ahları, vahları ihtiyaç duyulan sinir bozucu atmosferi yaratıyor. Oyuncular Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Melis Öz’e bunu büyük bir maharetle sahnede kurabildikleri için bol bol alkış bizden de.

Tabi ne dersek diyelim oyunun anlatmaya giriştiği şey sürekli düşündürüyor, sözümüz içimizde de bunun sebebi nerede? Kız çocuklarına, kadınlarına tebessümden, istirahatı, sokaktan, aşkı yaşamakla ilgili tüm zenginliği reva görmeyen düzen dün de bugün de korumakla sevgisizlik arasında anneleri ve kızlarını sıkıştırmış, sıkıştırıyor. İşte bu nedenle, “Bu kadar köprü olup da kimsenin birbirine ulaşamadığı başka bir şehir...” var mı acaba bilmiyoruz da üç kuşaktan da kadınların birbirine en çok benzeyen yükünün sevgisizlik olması dünyayı yakılası kılıyor, bunu biliyoruz. O yüzden belki de kızlarımızı çok sevip onların hayatını kendi kısıtlarımızla donatıp, kopyaladığımız bir “yazgıya” mahkum sayıyoruz.

Bu kuvvetli ve çekişmeli anne-kız bağına dair ne varsa bam bam diye kulağımıza çarpıyor oyunda. Sanki bir “zıvanadan çıkma” ihtiyacı taşıyor her kuşaktan kadının göğsünden. Tastamam, anneli, anneanneli gidilesi bir oyun. Hani bir günde kısırla, kekle toplaşmışız önce şakılar söyleyip oynamışız şıkıdım şıkıdım, sonra anlatıp anlatıp ağlamışız. Öyle bir sinir boşalması, öyle bir rahatlama. Orada bile içimizden söylediklerimizi birbirimize, annemize, erkeklere, düzene kusar gibi bir his.

“Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin kızım” cümlesinin gelecek tüm zamanlarda yetmesi gereken bir sevgi cümlesi olduğunu bilmek nerden baksanız hüzün dolu. Yaralar yerine sevgiyle hayata başlayacak kız çocukları ise bizim umudumuz.

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Ocak 2017 23:11
www.evrensel.net