Bir kral ve felakete sürüklenen bir ülke

Bir kral ve felakete sürüklenen bir ülke

Kral Abdullah’ın ülkesinin en önemli özelliği; küçük bir azınlığın ve hatta ailenin inanılmaz boyutlardaki servet ve zenginliği..

Ali KARATAŞ

Kral Abdullah Arapça’daki tam adıyla Abdullah bin Abdülaziz el-Suud, öldüğü 2015 yılına kadar İslamiyet’in doğduğu toprakların en kudretli kişisiydi. Kral Abdullah İki kutsal caminin hizmetkârı (Arapça: Hâdimü’l-haremeyni’ş-şerîfeyn) olarak da biliniyordu. Bu  kraliyet unvanı; İslam dünyasının en kutsal iki mescidi olarak kabul edilen Mekke’deki Mescid-i Haram ve Medine’deki Mescid-i Nebevî’nin hükümdar tarafından korunması, sorumluluğunun garanti altına alınması ve sürdürülmesi anlamına geliyor.

Kral Abdullah’ın liderlik ettiği devletin kuruluşu, Arap Yarımadası’nın merkezinde 1744’te başladı. Bugünkü Riyad’ı da içine alan, ülkenin orta kesimi olan Necd bölgesinin hakimi konumundaki Muhammed bin Suud, siyasi gücünü bir din adamı olan ve İslamiyet’te farklı bir doktrin geliştiren Muhammed Abd Al-Vahhab ile birleştirerek bu günkü krallığın temelleri atıldı.

Bu gün Suudi Arabistan yönetimini niteleyen en iyi tanım herhalde “aile monarşisi”dir. Ülkenin inanılmaz imkanları ailenin ve en nihayetinde kralın elinde toplamaktadır.  Yönetim bazen babadan oğula, bazen abiden kardeşe geçmektedir. Kral Abdullah da Abisi Kral Fahd bin Abdül Aziz 1995’te kalp krizi ve felç geçirmesinin ardından fiilen ülkeyi yönetmeye başladı. 2005’te Fahd’ın ölümüyle resmen tahta geçti. 2015’in ocak ayında 91 yaşında vefat edene kadar ülkeyi yönetti. Kral Abdullah’ın ülkesi içeride sosyo-ekonomik yapı olarak ve dışarıda uyguladığı politika bakımından farklı karakteristikler sahip. İçerden başlayalım;

ÜLKE İÇİNDE İNANILMAZ UÇURUM

Kral Abdullah’ın ülkesinin en önemli özelliği; küçük bir azınlığın ve hatta ailenin inanılmaz boyutlardaki servet ve zenginliği ile büyük bir çoğunluğun yoksulluğu arasındaki tezatlık. Küçük bir azınlık olan Suud ailesi ülkenin en üstün imtiyazlar ve olanaklarından yararlanması bu ülkenin en bariz özelliği. Ülkenin bir yanında her türlü imkanın olduğu, lüks, şaşa ve gösteriş bakımından dünyanın en zengin şehirleriyle rekabet edebilecek şehirler ve  alışveriş merkezleri. Zengin insanların yaşadığı olağanüstü konforlu evler. Diğer yanda özellikle ülkenin doğu ve kırsal bölgelerine derme çatma evlerde yoksulluk içinde yaşayan milyonlar. Bu nedenle Kral Abdullah’ın ülkesinde büyük kentlerin dışındaki yerleşim birimlerini yabancıların ziyaret etmesi kesinlikle yasak.

MEZHEPSEL AYIRIMLAR ARTTI

Suudi Arabistan sahip olduğu “din polisi” müessesiyle dünyada müstesna. Dine yani Vahabi mezhebine aykırı davranışlar tespit ettiğinde ceza verme, dayak atma ve tutuklama yetkisi var. Ama  Kral Abdullah döneminde bir adım daha ileri gidildi. Ülke içinde mezhepsel baskılar ve mezhepsel ayrım daha önce olmadığı kadar arttı. Bunda en önemli etken ünlü Şii din alimi Nemr Bakır en Nemr’i idam edilmesi. Gerçi Şii din adamının idamı, Kral Abdullah’ın vefatından sonra 2016 yılında oldu. Ama öncesinde zaten ülke bu konuda gerilebildiği kadar gerilmişti. Nemr zaten üç yıldır cezaevindeydi ve Suudi Arabistan’ın Şii nüfusunun (yaklaşık %15)  yaşadığı doğu bölgeleri 2012’den beri ayaktaydı.

Şİİ EKSENE KARŞI SÜNNİ EKSEN

Aslında bu idam Suudi Arabistan’ın 2010’nun sonlarında Tunuslu genç Muhammed bu Azizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan Arap halk hareketlerin müdahale politikasının bir devamıydı.  Suudi kralları ikinci dünya savaşından bu yana ABD ile güçlü ilişkiler geliştirmiş ve ABD’nin Ortadoğu bölgesini şekillendirmesinde bölgedeki en önemli dayanaklarından biri olmuşlardı. Kral Abdullah, ABD’nin planlarına paralel olarak Ortadoğu’da bugün yaşan manzaranın önemli mimarlarından biri oldu. Bölgede nüfuzunu arttırmak isteyen ve bazılarının “direniş ekseni”  bazılarının “Şii ekseni ” olarak adlandırdığı İran ve müttefiklerine karşı bir “Sünni eksen” inşa etmeye çalıştı. Bu ekseni oluşturmaya çalıştığı müttefikleri ile beraber bölgedeki hemen her gelişmeye müdahale etmeye çalıştı.

KRİZLER YARATAN BİR DIŞ POLİTİKA

Suriye krizi, İran ile Suudi Arabistan’ın başını çektiği iki eksenin “mücadelesinin doruğunu” temsil etti.  Kral Abdullah’ın Suriye politikasının birincil sorumlusu istihbarat teşkilatı başkanı Bandar bin Sultan,  silahlı muhaliflere milyarlarca dolar para, silah diğer lojistik desteklerin planlayıcısı ve uygulayıcısı oldu. Hemen her cuma, Suudi Arabistan’daki camilerden Suriye’ye cihat çağrıları yapıldı.

Kral Abdullah, Mısır’da 2013 Haziranında İhvan’a karşı yapılan darbede Genel Kurmay Başkanı Sisi’yi ilk kutlayan ülke oldu. Bir başka körfez ülkesi Katar’ın, özellikle darbe ile devrilen İhvan’ı desteklemeye devam etmesi üzerine Suudi Arabistan’ın baskısıyla BAE ve Bahreyn ile birlikte Mart 2014’te Katar’ın başkenti Doha’dan büyükelçilerini çekti. Bu gelişme körfez ülkelerinin bir araya geldiği Körfez İşbirliği Örgütü bünyesinde ilk kez yaşanan bir olaydı.

Bahreyn’de, 2011 Şubatında demokrasi talebi ile patlak veren gösterileri, Kral Abdullah’ın askerleri bastırdı. Arapların en fakir ülkesi Yemen’de 2011 ocağında  ekmek ve özgürlük talepleri  başlayan gösterilere karşı kral Abdullah’ın ilk hamlesi, sistemi ayakta tutmak için çaba sarf etmek oldu. Fakat ortaya çıkan tepkiler karşısında Ali Abdullah Salih iktidarı bırakmak zorunda kaldı. Suudi Arabistan, Bahreyn’de olduğu gibi içinde Şii Husilerin de olduğu halk hareketini asker göndererek bastıramadı.Lakin Yemen’in iç işlerine karışma politikasının bir devamı olarak  2015’in Mart ayında Suudi Arabistan’ın önderliğindeki bir koalisyonla “kararlılık fırtınası” adıyla hava operasyonu başlattı. 

Yani kral Abdullah’ın 20 yıllık yönetiminden kalan bakiye; içeride artan gerilim, yürütülen operasyonlar ve savaşlardan dolayı açık veren bir bütçe ve daralan bir ekonomi. Dışarıda ise Yemen’den Mısır’a birçok ülke ile sorunlar yaşayan, dünyanın başına bela olan cihatçıların hamisi bir ülke.

www.evrensel.net