Halep dile gelse, ne derdi?

Halep dile gelse, ne derdi?

Ercüment Akdeniz Ressam Erwin Spuhler’in ‘Bombalanmış Evler’ adıyla sergilenen tabloyu yazdı.

Ercüment AKDENİZ

Herkes, hemen herkes Halep hakkında bir şeyler söylüyor. Peki, acep Halep dile gelse neler söylerdi? Biraz tuhaf bir soru belki evet; ama bu soruyu aklımda canlandıran şey, sayfada görmüş olduğunuz şu ilginç tablo oldu.

BOMBALANMIŞ EVLER

Resim, Almanya’nın Karlsruhe şehrinde açılmış karma bir sergiden.

Ressam Erwin Spuhler, 1946’da başladığı bu çalışmayı 1950’de bitirebilmiş. “Zerbombte Hauser” 1 yani Bombalanmış Evler adıyla sergilenen tablo, 2. Emperyalist Savaşın yakıp yıktığı kentleri anlatıyor. Ama resmin de başarıyla yansıttığı üzere; bombalanmış kent, sadece bir kent değil aynı zamanda bombalanmış evlerin toplamından oluşan kolektif bir acı/kolektif bir felakettir.

Spuhler’in tablosunda bombalanmış evler ve şehir siyah beyazdır. Çünkü terk edilmiş ve viraneye dönmüş evlerde, apartmanlarda, cadde ve sokaklarda yaşayan tek bir canlı kalmamıştır. Siyah ve beyaz birer renk olmadıklarına göre; yaşamsız kent de renksiz resmedilmelidir zaten!

Şimdi lütfen biraz dinlenin ve bu kez, tabloda resmedilen her bir eve tek tek bakmaya çalışın. Pencere, kapı ve darbeli boşlukların her biri sizce de birer göz, burun ve ağız değil mi?

Dikkatlice bakınca, Spuhler’in evlerinde sadece evleri değil; savaşı yaşamış üzgün, kırgın, şaşkın ve korkulu insan yüzlerini de buluruz.

Spuhler’in eşsiz çalışması, sanki hala 1946’da ve başladığı yerdedir ve sanki savaş hiç bitmemiştir. Ona bakan her izleyici, çağının içindeki savaşlar kadar yıkılmış kentleri de görür. 2016’nın Halep’i de bu kentlerden biridir! 

HALEP; HEM UZAK, HEM YAKIN

Ne dersin, saklar mı gece

Buralara sığınmış birinin anısını,

Bir daha yurduna dönmemiş birinin?

Ne dersin, anar mı gece

Mezarsız bir ölüyü, bir sığınığı? 2

Filistinli şair Mahmud Derwiş, yıkılmış kentleri sürgünden yazdığı mektuplarda işte böyle tasvir ediyordu.

Şimdi sizden bir ricam var;

Karşınıza Spuhler’in tablosunu alın ve o yıkılmış her bir evin içine birazdan okuyacağınız Haleplilerin öykülerini 3 yerleştirin.

Sanırım o zaman Halep; size daha önce gördüğünüzden ve bildiğinizden daha “uzak” gelecek.

Ve yine sanırım önceleri epey uzağımızda görünüp bizde hiç yaşanmayacakmış gibi duran Halep; bu kez de bir nefes aralığı kadar yakınımızda olacak.

Bence deneyin, denemeye değer...

Wessam Muhammed El Abu (Türkmen): Üç çocuğum var. Eşimi savaşta kaybettim. Halep’te hemşireydim. İstanbul’a gelince tekstilde çalıştım. Suriye’de böyle yaşamıyorduk, iyi bir hayat yaşıyorduk. Biz ölüyoruz, sesimizi duysunlar!

Riyad: Halep’ten geldim. Annem babam Lübnan’da. Halep’te çok savaş var. Bir daha dönemezler oraya. Halep’te kimsemiz kalmadı.

Mohammed Ali: Aslen Afrinliyim. Halep’te işçiydim, takım elbise dikiyorduk. Suriye’de son 2 yılım askerlikle geçti. Savaş uzadı, ordu ayrılmama izin vermedi. Ben de kaçtım. Evimiz bombalandı. Halep’te bir evimiz yok artık.

Omar: Sünni Arabım. İstanbul’da, Çağlayan’da tekstil atölyesinde çalışıyorum. Üç aile bir evde kalıyoruz. Bize diyorlar ki; Suriye’ye dönün, pasaport çıkartıp öyle gelin. Bizim orada (Suriye’de) pasaport almaya giderken her gün 10-15 kişi ölüyor. Ölüm koridoru diyoruz oraya. ‘Sıniper’lar vuruyor. Vallahi bana 1 milyon lira da verseler gene de o caddeden geçmem!

Moustafa: Tam 20 yılım gurbette çalışarak geçti. Savaş çıkınca eşim ve beş yaşındaki kızımla Halep’ten kaçtım. Burada hayat çok zor. Kürdüm. Savaş biterse sorunlar çözülür, savaş uzarsa fitne de büyür!

Kadriye: Bombalardan canımızın derdine düştük. Önce Kilis’e, sonra İstanbul’a geldik. İlk defa çalışıyorum. Suriye’de kadınlar çalışmaz. Ama burada çalışmak zorundayım. İş çok zor, ama çalışmak daha zor. Önünde iki yol var; ya çalışırsın ya da dilenirsin! Dilenirsen ayıp. Biz Halep’te tanınmış bir aileyiz. Onurlu yaşamak zorundayız.

Amin: Halep Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okuyordum. Keşke okuluma burada devam edebilsem. Annem öğretmen, babam ziraat mühendisi. Babam emekli ama Türkiye’de işe yaramıyor. Bir konfeksiyonda ütücülük yapıyorum, haftalık 400 TL kazanıyorum. Evin tek çalışanı benim. Suriye’de rejim değişmedikçe bizim dönmemiz çok zor.

Mohammed: Suriye’de kendi işim vardı. Saya işine tek makine ile başladım, sonra büyük bir atölye kurdum. Şimdi Adana’da bu haldeyim. Alınyazımız bu; Allah ne yazmışsa onu yaşıyoruz. Türkçe bilmiyorum, derdimi anlatana kadar başım ağrıyor. O yüzden evden çıkmıyorum. Savaş bitse bu akşam Halep’e dönerim. Biz orada mutluyduk, Beşar’dan memnunduk.

Nihad: Aslen Afrinliyim. Hem muhalifler hem de Esad güçleri Kürtleri o bölgeden uzaklaştırmak için göçe zorladı. Halep’ten Afrin’e, oradan da Antep’e gelmek zorunda kaldık. Şimdi konfeksiyon işçisiyim.

 

ÖNCELERİ BİR ŞEY OLMAZ DEDİK

Hassan: Mahad Ticaret Üniversitesi’nden mezun oldum. Halep’te çalışmaya başladım. Savaş olunca Afrin’e kaçtım. Baktım iş yok, para yok Türkiye’ye geldim. Savaş başladığında kardeşlerimle Halep’te kalıyordum. Savaş önce köylerde başladı. Bir buçuk yıl sonra Halep’e ulaştı. Önceleri bir şey olmaz dedik, ama 5 ay sonra bombalar Halep’e düşmeye başladı. Biz rejim güçleri ile cihatçılar arasında kaldık. Halep’teki Kürtler büyük nüfusa sahip. Kendilerini korumak için milisler kurdular. “Kürtler vurulacak” denince çıkmak zorunda kaldık.

Para Suriye’de silahı olanlara veriliyor. Antep ve çevresinde cihatçılar ev sahibi oldu. Suriye’deki bir manav burada nasıl otel sahibi olur? Ben de öyle yapsam zengin olurdum. Ama ben öyle yapmadım; onların yüzünden mesleğimden, hayatımdan oldum. Burada hiç değilse top ve mermi sesleri yok. Rüyalarımda Halep’te geziyor, Lazkiye’de denize giriyorum. Şimdi oraları internette görüyorum; şehirler yıkılmış! Gözlerime inanamıyorum.

İNSAN YANIYOR, İZLEYEBİLİR MİSİN?

Ali (Türkmen-işçi): Bak abi; bu bizim mahallede birkaç gün önce oldu. (Elindeki cep telefonundan bize bir video açıyor) İnsan yanıyor, izleyebilir misin? Varilleri görüyor musun abi, varil bombası bunlar. Varili getiriyor adam tamam mı? Varili kapağını açıyor; beton demirler var ya abi, onar-yedişer santim ne gelirse kesiyor, içini iyice dolduruyor. Sonra petrol, mazot, benzin atıyor. Onu basınçlı şekilde sıkıştırıyor. Sonra da o varilleri yukarıdan muhaliflerin olduğu mahallelere atıyor. Ama hiç düşünmüyor o mahallede yaşayan sivil insanlar var mı diye. Bir buçuk milyon insan var orada, nasıl atıyorsun sen, nasıl öldürüyorsun suçsuz insanları?

Yerdeki yanıyor abi, bak gördün mü? Bir tanesinin kafası var orda bak, o da yanmış! Beni bu görüntüde en çok etkileyen şey ne abi, biliyor musun? Yerde yatan şu insanın üzerinden diğeri nasıl atlayıp geçti? Yani herkes kendi derdine düşmüş...

DİPNOT:

1 Erwin Spuhler - Bombed Houses / Zerbombte Hauser 1946-50

2 Mahmud Derwiş- Sürgünden Mektup Şiiri

3 Haleplilerin söyledikleri, “Mülteci İşçiler” ve “Sığınamayanlar” kitaplarında yer bulan röportajlardan alınmıştır / Evrensel Basım Yayın

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.