Suriye savaşında en büyük hataları ABD ve Türkiye yaptı

Suriye savaşında en büyük hataları ABD ve Türkiye yaptı

E. Magnier, Halep'in düşüşüne giden süreçte ABD ve Türkiye'nin rolünü yazdı, Rusya ve İran başta olmak üzere bölgesel güçlerin durumunu değerlendirdi.

Elijah MAGNIER

Halep’in düşüşü ve Suriye merkezi hükümetinin kontrolüne geçişiyle, Suriye’nin önemli kentlerinin büyük çoğunluğu artık cihatçıların ve ABD, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin desteklediği diğer muhaliflerin kontrolünde değil. Bu stratejik gelişme, Rusya’nın üstünlüğünü ve savaş henüz bitmenin çok uzağında olsa da ABD yönetiminin Biladü’ş Şam’daki yenilgisini gösteriyor. Suriye’de savaşın sonunun başlangıcı henüz yeni başladı.

Suveyde, Dera, Şam, Humus, Tartus, Lazkiye, Hama, Halep, Deyrezzor(bir bölümü) ve Haseke kentleri cihatçı ve muhaliflerin kontrolünden tamamen çıkarıldı. Rusya’nın 1.5 yılı aşkın süren müdahalesi sayesinde Suriye’yi bölme planının hayata geçme şansı artık çok düşük. Rusya, birleşik bir Suriye’yi empoze etti ve bu ABD’nin kuzeyde Kürdistan, Deyrezzor, Rakka, İdlip ve Halep’te Sünni ülkesi ve güneyde Suriye-İsrail sınırında Dera ile Kuneytra arasında tampon bölge oluşturma planını ortadan kaldırdı.

Bugün Rakka, 300-400 binlik nüfusuyla IŞİD’in elinde kalmaya devam ediyor. İdlib ise el Kaide cihatçıları ve Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve ABD’nin desteklediği muhalif grupların kontrolünde. Ülkenin belli vilayetlerindeki bazı kırsal bölgelerde de bu grupların hakimiyetinde olan yerler var. Sonuç olarak Suriye nüfusunun çoğunluğu Suriye hükümetinin kontrolü altında yaşıyor.

Rusya, Suriye savaşına, Suriye ordusu ve müttefikleri(İran ve Hizbullah) Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ülkedeki aktörlerden biri olarak kalmasını sağlayacak şekilde, hakimiyetlerini belli bölge ve kentlerle sınırlayacaklarını açıkladığı 2015’in ortasında dahil olmaya karar verdi. Hatta, 2015’in ortasında sadece siyasi müzakere şartlarının iyileştirilmesi için daha fazla kayıp vermek istemeyen Hizbullah, Halep’teki güçlerini çekmişti. Suriye ordusu ve cihatçı-muhalif müttefikler arasındaki gayriresmi sınırların varlığı kabul edilmişti.

Suriye’de savaşın başladığı tarihe geri dönersek, Esad her zaman için Halep’in Şam’ın kontrolünde kalmasının önemine dikkat çekmiştir. Kent sakinleri, cihatçıları ya da onların bölgesel sponsorlarını takip etmedi. Halep kırsalındaki nüfus, ayaklanmanın 1. yılı olan, 2012 Temmuzunda Türkiye tarafından desteklenen yabancı cihatçılar kente girdiğinde tepki gösterdi. Ankara, Halep’i, bölgesel ve uluslararası planı ülkeyi farklı parçalara bölme ve Sykes-Picot anlaşmasını geçersiz kılma olduğu için ilhak etmeyi hedefliyordu.

Hal böyleyken Esad, Halep’i korumayı başaramadı: kent cihatçıların ve vekalet savaşı yürüten diğer grupların eline geçince kendisini başkent Şam’ı savunurken buldu. Nusra Cephesi ise kentin kalbindeki  Abbasiyyun’daydı.

Bu, Esad’ın Hizbullah’ı ve İran’ı, başkenti korumak için yardıma çağırdığı Mart 2013’teydi. Kuseyr, Humus, Hama, Kalamun ve Zabedani’yi kontrol altına alan Esad müttefiklerinin güçlü müdahalesine rağmen ABD ve bölge ülkelerinden silah, para ve savaşçı akışı güçlü bir şekilde devam ediyor ve sahada kendisini hissettiriyordu.

Esad ve müttefikleri, hükümet güçlerinin pozisyonunu sağlamlaştırdı ancak kırsal bölgelerdeki pek çok yeri geri almayı başaramadı. Nihayetinde ana kentlere geri çekilerek statik bir cepheyi kabullenmeden önce son kartını oynamaya karar verdi. 2015 yazında, İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Tugaylarının Komutanı Kasım Süleymani, sahadaki askeri durumu anlatmak için Moskova’ya gitti. İran, Suriye savaşının ana oyuncuları haline gelen ABD(ve Ortadoğu’daki müttefikleri) ve Türkiye ile başa çıkmaktaki yetersizliğini dile getirdi. Türkiye, Suriye’yi bölmeye kararlıydı ve ülkeyi cihatçılarla(yabancı savaşçılar dahil) ve silahlarla dolduruyor, müttefiklerine istihbarat sağlıyordu.

TÜRKİYE’NİN HATALARI SAVAŞIN SEYRİNİ NASIL ETKİLEDİ?

Türkiye’nin ilk ve en büyük hatası 2014’ün başında cihatçıların Lazkiye’ye saldırmasına ve Keseb’le Akdeniz’e ulaşmasına izin vermesiydi. Bu gruplar sadece milyonlarca yerinden edilmiş Suriyelinin barındığı kentler olmanın ötesinde Rusya’nın da uzun süredir donanma üssünün bulunduğu Akdeniz’e açılma kapısı olan Lazkiye ve Tartus’u bombaladılar.

Türkiye bir NATO üyesi ve ABD’nin Güney Türkiye’deki İncirlik Hava Üssü’nde yaklaşık 50 B61 nükleer bombası var. Suriye’de Türkiye kontrolü, ABD’nin Şam’ın yeni yöneticisine, Rus donanması üzerindeki baskıyı artırması ve neticede orayı terk etmeye zorlamaları olanağı verecekti. Moskova böylece Akdeniz’de stratejik bir kapısını kaybedecekti.

Dahası, 2011’de Libya rejiminin değiştirilmesi sürecinde Rusya’nın pasif duruşu, Moskova’nın Ortadoğu meselelerindeki önemli rolünü azaltmıştı. Benzer şekilde Suriye dahil olmak üzere “Direniş ekseni”nin yitirilmesi, Rusya’nın 1971’de Baas Suriyesi ile varılan anlaşma uyarınca Biladü’ş Şam’da kalma olanaklarını çok aza indirecekti. Bu, oğlu Beşar tarafından değil Hafız Esad tarafından alınmış bir karardı.

Ayrıca Rusya, Suriye’deki savaşı, devam eden bir muharebe sırasında gerçek askeri kapasitesini gösterebilmek adına altın bir fırsat olarak görüyordu. Moskova, savaştan dersler çıkarabilir ve askeri kapasitesini, antik ya da modern çağda hiç rastlanılmayan klasik-gerilla karışımı yeni tipte mücadeleye ayak uydurarak güncelleyebilirdi. Dahası Rus Hava Kuvvetleri de gerçek hedefler üzerinde çalışarak yeni pilotlar yetiştirebilirdi.

Birçok Batılı analistin Rusya’nın Suriye bataklığında kaybolacağı öngörüsüne rağmen Savunma Bakanlığına ayrılan aynı seviyedeki yıllık bütçe, Rusya’nın 30 bin fit yükselikte “temiz bir savaş” yürüttüğü Suriye’ye yatırıldı. Rusya’nın bataklıkta yok olacağı fikri gerçek bir öngörüden çok “olması arzulanan şey”di. Rusya, Esad’ın Halep’e saldırı talebini reddetti çünkü öncelik ve hedefler listesinin tepesinde değildi. Rusya, İsrail’le olan iyi ilişkisi, Suudi Arabistan’la olan mükemmel bağları ve Türkiye’yle olan önemli ticari alışverişini korumak niyetindeydi.

Putin bu yüzden sahada Tartus-Lazkiye, Şam ve Dera’nın güvenliğini sağlayacak çok az asker tutarken, savaşı havadan yürüttü. Antik kent Palmira’yı geri aldı ve neredeyse sıfır kayıpla elde ettiği bu hızlı zaferi müzikal bir seremoniyle kutladı. Rusya’nın zaferi bir kez daha analistlerin beklentilerini boşa düşürdü. Palmira IŞİD tarafından yeniden alındı ama bu şu an taktik bir ayrıntı.

Türkiye, Rusya’yı vurmak için bir fırsat bekliyordu ve Rus ayısıyla oynayıp yara almadan kurtulabileceğini zannediyordu. Erdoğan aynı zamanda Suriye’deki cihatçılar adına Müslümanların davasını taşıyan İslami liderliğini göstermek istiyordu. Hava savunma sistemi, Kasım 2015’te Su-24’ü düşürdü ve Türkiye’nin vekaletindeki güçler jet vurulmadan kısa süre önce kendini paraşütle kurtaran pilotu öldürdüler. Bu, Türkiye’nin savaş sanatında henüz uzman olmadığını ve bu kadar tehlikeli bir oyun öncesi Rusya’nın vereceği tepkiyi tahmin edemediğini gösterdi.

Rusya, Suriye’deki amaçlarını değiştirdi, iyice düşünülmüş ama bir önceki dengeleri gözetmeyen daha agresif bir politika ve hedefler belirledi. Rusya’nın saygınlığı söz konusuydu. Türk-ABD hamlesi öfkeli ama stratejik Rus ayısını Suriye’deki her şeyi altüst etmeye istekli hale getirdi. Moskova Türkiye’ye mali ambargo uyguladı ve Türkiye’nin Suriye’de ilişkili olduğu gruplarla 5 yılda inşa ettiklerini birkaç haftada yok etti.

Rusya, Halep’i kurtararak Şam’a iade etmeye karar verdi. ABD’nin kuzeydoğu ve batı Suriye’deki Kürt federasyonu planını durdurdu ve İsrail’i tampon bölgesinden mahrum bıraktı. Moskova, Suriye’de kuralları kendi belirledi ve sert ABD-İngiliz medya propagandasına rağmen Obama yönetimini fazla dikkate almadı. BM’de ABD’nin Suriye’ye ilişkin her kararını veto etti. Rusya’nın askeri araçları Suriye’deki amaçlarına varabilmek üzere artırıldı.

RUSYA’NIN REAKSİYONU

Rusya, Türkiye’yi Bab şehrinin kapısında durdurdu ve vekaletindeki grupların Halep’in kapısındaki Suriye ordusuyla karşılaşmasını engellendi. Yine de Moskova, birkaç hafta sonra daha stratejik bir kazanım için Bab operasyonuna izin verdi: İdlib.

Moskova, uluslararası toplumu Cenevre’de Suriye’nin geleceği toplantılarında Şam’ın temsilcileriyle müzakereye zorlayarak Esad’a meşruiyet kazandırdı. Sadece Rusya’nın tam desteğine dayanarak Esad, Erdoğan’ı on yıllardır ilk kez tehdit etti. Rusya aynı zamanda Şam ve Tahran’ın adına(ABD’nin cihatçılar ve isyancılar adına yaptığı gibi) müzakerelere başladı. Çünkü artık arena Kremlin ve Washington güçlerine aitti.

Bu, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın bir tarafta olduğu, Esad ve İran’ın diğer tarafta olduğu bir savaş değil. Bu Rusya ve ABD yönetimi arasında bir savaş. Obama Suriye’deki muharebeyi(savaşı değil), Moskova’nın “Rus askeri üssünü bilgilendirmeden Suriye hava sahasına giren her uçak vurulacaktır” uyarısını kabul ettiği anda kaybetti. Rus-ABD gerilimi şu anda dünyayı daha tehlikeli bir eşiğe götürüyor.

İRAN’IN TEMEL KAZANIMLARI

İran, 1982’deki İsrail işgalinden sonra İmam Humeyni’nin Cumhuriyet Muhafızları, Hizbullah’ın kuruluşu ve eğitilmesi için Zabedani’ye gönderildiğinden bu yana bölgede.

Dolayısıyla Halep’teki bu zafer sadece Esad’ın kişisel zaferi değil Rusya’nın ve “Direniş ekseni”nin(Rusya bunun bir parçası olmasa da) bir zaferi. Aynı zamanda Suriye hükümetinin terörizm ve ABD-Körfez İşbirliği Teşkilatı destekli gruplara karşı zaferi. İran, Rusya’dan müdahalede bulunmasını isteyerek Lübnan’da Hizbullah’ı korumayı başardı. Cihatçıların ve muhaliflerin zaferi İran’ın Hizbullah’a askeri desteğini çok zorlaştırırdı. Cihatçılar ve muhalifler, 2012’den bu yana Tahran ve Hizbullah’ın Şam aracılığıyla kurduğu ve gelişmiş silah ve füzelerin düzenli olarak tedarik edildiği koridorun kesilmesi çağrısı yapıyordu. Sürekli sağlanan bu silah akışı olmadan Hizbullah’ın 2006 savaşındaki gibi İsrail ordusuyla baş etmesi mümkün olamazdı. İran, 1982’den bu yana Şam-Lübnan arasındaki bu transit geçişten yararlanıyor. Bugün, Suriye’nin her yerinde etkinler.

SURİYE SAVAŞININ ABD, İSRAİL, RUSYA VE MÜTTEFİKLERİNE ETKİLERİ

Sihir, sihirbazın aleyhine döndü: Suriye’de cihatçılara ve diğer muhaliflere direkt ve endirekt olarak sağlanan büyük desteğe rağmen ABD’nin bitmek bilmeyen hataları savaşta ABD ve İsrail çıkarlarına büyük zarar veren stratejik sonuçlara yol açtı.

Suriye savaşı Şam ve müttefiklerine nasıl yardımcı oldu?

1-Ortadoğu’da Kremlin’in sadece hayal edebileceği seviyede güçlü bir Rus etki alanı yarattı.

2-Rusya’nın ortaklarını ve dostlarını, gerektiğinde hayati askeri destek ve BM’de koruma sağlayarak savunma becerisi olduğunu gösterdi.

3-Rusya’nın Suriye savaşını önemli bir askeri eğitim sahası olarak kullanmasını sağladı, ateş gücünün kapsamını genişletti ve güçlerinin cihatçılar tarafından kullanılan klasik gerilla taktiklerini öğrenmesini sağladı. Bu, her ordunun hayalidir.

4-Stratejik uçakları ve füzeleri, uçak gemileri ve hedefleri uzaktan vurma kapasitesiyle Rusya’ya cephanesini sergileme fırsatı sundu. Böylece Moskova’ya yeni silah pazarları açtı.

5-Organize ama düzensiz Hizbullah güçlerinin, en yüksek eğitimli Özel Operasyon Güçleri aracılığıyla klasik silahları gerilla savaşında kullanmasını sağladı. Hizbullah, güçlerini topçu ateşi ya da hava desteği altında hareket ettirmeyi öğrendi ve ABD Özel Kuvvetleri tarafından eğitilen güçlerle, 1979’da Rusya’ya karşı Afganistan’da savaşanlarla ve Irak’ta ABD güçlerine karşı savaşanlarla mücadele etti. Hizbullah ayrıca Suriye ordusuyla yan yana savaşarak tecrübe kazandı, güçlü ve zayıf yönlerini, gerçek bir çatışmada güvenilirlik seviyesini öğrendi. Hizbullah’ın, ebedi düşmanı İsrail’e karşı bir sonraki savaşında bu özel deneyimlerden faydalanacağı çok açık.

6-İran, mali desteği ve kendisiyle ilişkili grupları savaşmaya göndermesiyle, kendisini Suriye’de bir kez daha var etmiş oldu. Gelecekte ülke içerisindeki varlığı Suriyeliler tarafından bu savaş öncesi olduğundan daha kabul edilebilir olabilir.

7-Suriye ordusu, zamanının çoğunu barikat kurmakla harcayan bir ordudan, savaş tecrübesi yüksek, hava, deniz, kara, zırhlı ve düzensiz güçlerle uyum içerisinde çalışabilen profesyonel bir orduya dönüştü.

8-Şam hükümetinin Ulusal Savunma Güçleri ve 1.5 yıllık eğitim alarak her türlü silahı kullanmasını öğrenen, aynı zamanda Hizbullah gibi güçlü bir ideoloji ve motivasyonla donanan 16 yeni Özel Kuvvetler Tugayı kurmasını sağladı. Hiç kuşku yok ki bu güç, Golan Tepelerinin İsrail’den geri alınmasında kullanılacaktır.

İRAN VE HİZBULLAH İSRAİL’E SALDIRMAYA HAZIR MI?

Rusya, İran ve Hizbullah Güney Suriye cephesinde silahlarını İsrail’e çevirirse müdahalede bulunmayacaktır. Bu anlaşmazlığın Rusya’yı endişelendiren bir tarafı yok ancak Suriye-İsrail sınırında İsrail saldırıları sonucu Hizbullah kayıpları yaşanmadığı müddetçe ani bir saldırı beklenmiyor.

Yine de Esad, Hizbullah benzeri potansiyel güçlerinin sayesinde topraklarını geri almayı düşünebilir. Esad’ın artık dünya çapında homurtu yaratan kimyasal silahlara ihtiyacı yok. Yeterli yıkıcılığa sahip uzun menzilli füzeler ve Hizbullah tarzı gerilla savaşını yürütebilen güçler, İsrail ve ABD’ye ciddi sorunlar yaşatıyor.

SAVAŞ HENÜZ BİTMEDİ

Suriye savaşı henüz bitmedi ancak yaşanabilecek tüm değişikliklere ve karışıklıklara rağmen Rusya’nın savaşı kazanma konusundaki azmiyle, savaşın gidişatı çok daha net hale geldi. Uzak gelecekte Esad’ın ölümü ya da görevden alınması genel gidişatı etkilemeyecek.

Rusya, Suriye’de bu raundu kazandı. Eğer yeni başkan seçilen Donald Trump, ilan ettiği politikayı izleyerek hükümetlere dış müdahaleden kaçınır ve terörizmle savaşırsa bu, ABD’nin de kaybetmediği anlamına gelir. Bu durumda, ABD’nin dış müdahaleci “neocon” yönetimlerinin yarattığı yüz binlerce ölümün, milyonlarca mültecinin yerinden edilmesinin ardından Rusya ve ABD’nin amaçları buluşmuş olur. Ortadoğu’da iki süper güç savaşırken bu bölgede gerçek bir kazanan olamaz, sadece yıkım, ölüm ve yoksullaşma olur. Günün sonunda Suriye, Rusya ve Amerikan etkisi altında bölünmüştür ve onların kendi sorunlarını çözüme kavuşturmak için kullandığı bir platformdur.

Yazının orijinal başlığı: Suriye’nin bölünmesi halen mümkün mü? Türkiye ve ABD: Savaştaki en büyük hatalar

Kısaltarak çeviren: Mithat Fabian SÖZMEN

Not: Orijinali Arapça olarak Kuveyt merkezli er Rai’de yayımlanan bu yazı, yazarın kişisel sayfası olan elijahjm.wordpress.com’daki İngilizce versiyonundan çevrilmiştir.

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Aralık 2016 14:39
www.evrensel.net