Bir kavram: Meta fetişizmi

Bir kavram: Meta fetişizmi

Meta fetişizmi nedir?

META FETİŞİZMİ NEDİR?

Meta üretimi, her bireysel üreticinin başka üreticilere bağımlı olduğu, toplumsal bir işbölümü gerektirir. Meta üretimi bir kez yaygınlaştıktan sonra, çeşitli metaların değerleri, sanki bu metaların özünde bulunan bir nitelik gibi görünmeye başlar ve değerin toplumsal niteliği seçilmez hale gelir. Emeğin toplumsal niteliği, üreticiler arasındaki toplumsal bağlar birbirleriyle karşılıklı bağımlılıkları, pazarda değişim sırasında görünür hale gelir. Üreticilerin kendi emek ürünleriyle olan ilişkileri, bunlarla kendi aralarında doğrudan bir ilişki gibi değil de, bu ürünlerin kendi aralarında doğan toplumsal bir ilişki gibi görünür. Üretim ilişkileri, yerini metalar arası ilişkilere bırakmıştır. Zaman gelir, şu ya da bu giysi ya da koku insan kişiliğini belirleyen bir etmen halini alır ve insanlar bunu bir inanç gibi benimserler. İnsanlar arasındaki ilişkiler, nesneler arasındaki ilişkilerin ardında maskelenmiş gibidir. 
Nasıl ki din âleminde, insan beyninin ürünleri olan doğaüstü güçler, insandan bağımsız canlı varlıklar gibi görünüp hem birbirleriyle hem de insanoğlu ile ilişki içine girerlerse, metalar âleminde de, insan elinin emeği olan ürünler aynı bağımsızlık içinde görünürler. Dinde kimi nesnelere doğaüstü güçler yakıştırılarak bunların fetiş haline getirilmesi gibi, emek ürünlerine de, meta olarak üretildikleri anda yapışıveren ve bu nedenle meta üretiminden ayrılması olanaksız olan şeye, Marx fetişizm diyor. 
(Kapital I. s. 88)

METALARA YÜKLENEN GİZEMLİ NİTELİK

Farklı ürünleri, değişim sırasında değer bakımından eşitlediğimiz zaman yaptığımız iş, bunların üretimi için harcanan farklı türden emekleri, soyut insan emeği olarak eşitlemekten başka bir şey değildir. Yararlı bir nesneye “değer” damgası vurmak, değişim alanında yer alan toplumsal bir olaydır. Ne var ki biz, emeğin bu toplumsal niteliğini, ürünlerin kendilerinde bulunan nesnel nitelikler gibi görürüz. Marx, metalara yüklenen bu gizemli (fetiş) niteliğin, kapitalist üretim biçiminden kaynaklandığını, değerin en sonunda ulaştığı para biçiminin bile özel emeğin toplumsal niteliğini ve tek tek üreticiler arasındaki ilişkiyi aydınlığa kavuşturmak yerine, bunu örtbas ettiğini öne sürer. 

KAPİTALİZM ÖNCESİ TOPLUMLARDA SÖMÜRÜ

Kapitalizm öncesi toplumlarda, örneğin Ortaçağda feodal toplumlarda, doğrudan bey için üretimde bulunan serfin, ürettiği ürün ile arasında böyle gizemli bir perde bulunmamaktadır. Dolayısıyla, tarihsel olarak belli bir toplumsal örgütlenmeye özgü bu durum, daha ileri toplumsal örgütlenme aşamalarında ortadan kalkacaktır. Marx bunu şöyle ifade eder: “Metaların bütün gizemi ve emek ürünlerinin metalar biçimini aldığı anda çevresini saran büyü ve sihir, öteki üretim biçimlerine geçer geçmez, bu yüzden kaybolur.” Demek ki, insan emeğinin ürünü olan metalar, piyasaya adımını atar atmaz adeta bağımsız bir kişilik kazanıyor ve üreticisi insan üzerinde egemenlik kurmaya başlıyor. Meta üretiminin yaygınlaşması ile bu egemenliğin sınırları da genişliyor ve insanoğlu metalar dünyasında ne yapacağını bilemez hale düşüyor. Diyelim, bugün A marka otomobil gereksinimden çok moda olduğu için piyasayı kaplıyor, ama ertesi gün çıkartılan B marka otomobil onun pabucunu dama atıveriyor. Bütün beyin yıkama araçları şu ya da bu meta için tüketiciyi koşullandırıyor. Bir ayakkabı ya da kumaş kişiliğinizi oluşturan biricik öğe olarak benimsetiliyor. Rakip firmalar reklam için büyük paralar harcıyor ve bu da yine tüketicinin cebinden çıkıyor. Kıyasıya rekabet yüzünden kimi firmalar batıyor. Kimi firmalar da devleşiyor, holdingleşiyor. Peki, meta dediğimiz bu yalın nesne, insanı ve toplumu böylesine allak bullak ettiğine göre ya “metalar metası” altın ile, tüm metaların saygıdeğer temsilcisi para nelere kadir değildir? 


KİTAP ÖNERİLERİ

Karl Marx, 1844 Elyazmaları, Sol Yayınları

Hans Heinz Holz, Yansımanın Diyalektiği, Evrensel Basım Yayın

Karl Marx Yabancılaşma (Derleme), Sol Yayınları

www.evrensel.net