Toz bezi tutan eller dert görmesin

Toz bezi tutan eller dert görmesin

Şehrin en unutulmuş coğrafyası ile ışıklı semtleri arasındaki aşılmaz uçurumda ayakta durma mücadelesi veren bir kadınlık hikâyesi perdeye yansıyan...

Mehtap OKUYAN

İstanbul’un en ‘kondu’ semtlerinden biri olan Gülsuyu’da iki kız kardeş Nesrin ve Hatun, yaşamın kıyısında, evlere temizliğe giderek tutunmaya çalışan iki kadın... Şehrin en unutulmuş coğrafyası ile ışıklı semtleri arasındaki aşılmaz uçurumda ayakta durma mücadelesi veren bir kadınlık hikâyesi perdeye yansıyan... Kürt, Alevi, işçi… Tüm kimlikleriyle ‘öteki’ kadınların hikâyesi...

Filmi, çekimlerine ev sahipliği yapmış olan Gülsuyu Mahallesi’nde bulunan, Gülsuyu-Gülensu Kadın Dayanışma Evi’nin, her biri kendi hayatlarının ‘direneni’ olan kadınlarıyla birlikte izledim.

NESRİN: KAYBETMEMEK İÇİN KAYBOLMAK

Film boyunca perdede izlediğimiz, Nesrin’in dinmek bilmeyen çaresizliği, Hatun’un hırsla, kendine ve dünyaya karşı giriştiği iktidar savaşı ve tüm toz duman arasında, olanca masumiyetini izlediğimiz, sahip olamadığı imkânlar nedeniyle, geleceğin Nesrin ve Hatun’u olmaya aday küçük Asmin. ‘Tutunmaya çalışanlar’ ile ‘Tutunduğunu zannedenlerin’ hikâyesi demiş ya bir izleyici, tam olarak da böyle aslında. Filmin tutunmaya çalışanı Nesrin, devlet politikaları ile yerinden yurdundan göç etmek zorunda bırakılmış, sürgün olduğu şehirde eşinin de evi terk etmesi sonucu kendi ifadesi ile “Cehennemin ortasında yapayalnız” kalmış bir kadın. Filmin tamamında gördüğümüz diğer erkek karakterler gibi Nesrin’in eşi de bir ‘erkeklik hayaleti’ aslında. Nesrin’in hayat mücadelesinin hiçbir yerinde olmayan, eşi ve çocuğunu sevip, onlarla birlikte mücadele etmekten korkan, en sonunda da çareyi bırakıp gitmekte bulan bir hayalet! Ancak, film boyunca Nesrin’in ayakta ve hayatta kalma mücadelesi izlendiğinde, yaptığı tercihin de kendi benliğine rağmen, kızının geleceği için vazgeçtiklerinden biri olduğu apaçık ortada. Küçük Asmin’le faturasını ödeyemediği için kesilen elektrik nedeniyle zifiri karanlık olan evlerinde, bir yorgan altında anne-kız oynadıkları “Biz kaybolduk” oyununun gerçeğe dönüşmesini engellemeye çalışan, çocuğunun ‘kaybolmasındansa’ kendi varlığından vazgeçen ve aslında kendisi için ‘kaybolmayı’ seçen anne Nesrin’in hikâyesi perdedeki.

HATUN: GERÇEK HAYATIN ORTA YERİNDE

Nesrin’in üst kat komşusu Hatun karakteri de aslında, Nesrin ile aynı sınıfın bir bireyi. Aile içi iktidar savaşı ve “sınıf atlama” telaşı zaman zaman ona bu gerçeği unuttursa da hikâye boyunca peş peşe yaşadığı hayal kırıklıkları, olmasını düşlediğinin aksine ait olduğu sınıfı ve diğerleri ile arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi acı bir şekilde hatırlatıyor ona. Filmin başlarındaki bir sahnede, baskın Kürt aksanına rağmen, Nesrin ile birlikte gittikleri iş görüşmesinde, nereli olduğunu soranlara, biraz da kendini Nesrin’in üstünde bir yerlerde konumlandırabilmek için de ‘Karslıyım ve de Çerkesim’ şeklindeki cevabı ile izleyeni gülümseten Hatun, finalde,  hayatın karşısına getirdikleri ile “Ben de Kürdüm” cümlesini kurmak zorunda hisseder kendini. “Ait olmak” hali, her türlü heves ve hayalinin önüne geçer, çünkü gerçeklik, o her ne kadar görmek istemese de tüm çıplaklığıyla, tam orada, hayatının orta yerinde durmaktadır.

 

TUTUNMAYA ÇALIŞANLARIN TEK ÇARESİ

Film gösterimi sonunda filmin senaryo danışmanı Gülengül Altıntaş ve başrol oyuncularından Asiye Dinçsoy ile yapılan söyleşide açığa çıkan ve aslında biz kadınların hafızasında çok kadim bir yeri olan, asıl olanın birlikte ve örgütlü bir mücadele olduğu, bireysel karşı çıkışlar ile birbirine yardımcı olma duygusunun, bu birliktelik olmadan daima eksik kalacağı gerçeği, belki de filmin izleyicide bıraktığı en tanıdık mesele. Tutunmaya çalışanların tek çaresi, yan yana, omuz omuza, bize dayatılana örgütlü bir karşı koyuştan geçiyor. Bizi içine hapsetmeye çalıştıkları cehennemde kaybolmamak için, birbirimizin ellerinden sıkı sıkı tutmaktan başka çaremiz yok!

 

CİLTLER DOLUSU KİTAP HATUN’UN YÜZÜNDE GİZLİ

Toz Bezi, birincil olarak kadın ve buna paralel olarak sınıf sorununu anlatan, ‘meselesi’ olan bir film. Yine film içerisinde pek çok kere yapılan etnik köken vurgusu, benzerlerinin aksine, duygu sömürüsüne başvurmadan, duru ve net bir şekilde yapılmış. Evine temizliğe gittiği ve onu evladı gibi sevdiği için evini öldükten sonra ona bırakacağını düşündüğü ev sahibesi kadının, başka birinden bahsederken aslında öğrenilmiş bir umursamazlıkla; “Çok kibar, hiç Kürt gibi değil” cümlesi karşısında Hatun’un yüzünde beliren ifade, ciltler dolusu kitabın anlatamayacağı anlam ve netliği barındırıyor. Bu sahne aynı zamanda, sınıfsal üstünlüğün de çok ötesinde içerdiği ırksal aşağılama hali ile ezilen ulusun neye tekabül ettiği gerçeğini mükemmel bir şekilde tasvir ediyor, görmek isteyene!

 

HAK ETTİĞİNİ ALAN BİR FİLM

Filmin, öykü, kurgu, oyunculuklar ve sinema tekniği bakımından ortaya koyduğu performans, İstanbul Film Festivali’nde aldığı en iyi kadın oyuncu (Asiye Dinçsoy), en iyi senaryo ve en iyi film ödülleri ile de taçlandırılmış aslında. Her ne kadar günümüzde tüketim nesnesi haline gelmiş ve bir sanat dalı olmaktan çok sektör olarak anılan bir sinema anlayışından bahsediyor olsak bile, tüm bu olumsuz koşullara rağmen, yurt içi ve yurt dışında yapılan gösterimleri ve katıldığı pek çok festival ile adını çoktan sinema tarihine yazdırmış bir filmden bahsediyoruz. Film, bu yönü ile takdirleri toplamayı fazla fazla hak ediyor.

 

 

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Aralık 2016 00:58
www.evrensel.net
ETİKETLER FilmToz Bezi

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.