13 Kasım 2016 14:32

Çeyrek demokrasi Amerika

H. Mehmet Günday, Clinton neden kaybetti? Trump ve Erdoğan arasındaki benzer özellikler ve 4 yıl boyunca Trump ne yapar? sorularına cevap aradı.

Paylaş

H. Mehmet GÜNDAY

Yaklaşık bir buçuk yıl süren seçim kampanyası sona erdi ve sandıktan Donald Trump çıktı. Sonuç; seçilen Trump başta olmak üzere, Amerika’yı ve dünyanın geri kalanını oldukça şaşırttı. Amerika’nın seçim sistemi  Washington’daki egemenleri adeta alnının ortasından vurdu. Hillary Clinton ülke genelinde Donalt Trump’tan 350 bin civarında daha fazla oy almasına rağmen yeterli delege sayısına ulaşamadığı için seçimi kaybetti. ABD genelinde seçime katılım oranı yüzde 58’de kaldı ve yüz milyonun üzerinde bir seçmen de sandığa gitmedi. Sonuç olarak milyarder Trump, toplam seçmenin yüzde 27’sini alarak başkan oldu. Demokratik sistemlerde sandık sonuçları halk iradesinin beyanı ise Amerika’da yüzde 27 ile çeyrek demokrasi var. 

YOKSUL AMERİKALI, ZENGİN BAŞKAN SEÇTİ

Trump ilk andan itibaren Amerikan aile yapısına uygun bir aday profiline sahip değildi, zaten kampanya sürecinde söylemleri ile farkını belli etmişti. Evli kadınları taciz ettiğini kendi ağzından itiraf eden Donald Trump 3 defa evlenmişti ve ülke içinde en çok TV programlarında yarışmacıları aşağılamasıyla tanınmaktaydı.  Muhafazakar Amerikalı’yı Trump’a oy vermeye mecbur kılan diğer faktörler din ve kültür gibi vazgeçilmez sandığımız unsurları bastırdı. Bu tarafıyla, muhafazakar seçmenin oy refleksindeki bu radikal değişim uzmanların incelemesi gereken bir nokta. Ayrıca din eksenli söylemiyle sandıktan yıllardır birinci çıkan AKP gibi partilerin nasıl alt edileceğine de ışık tutabilir.  Öte taraftan Trump, kendisine Beyaz Saray kapılarını açan sınıfın da hiç bir zaman üyesi olmamıştı. Sonuçlara göre milyarder Trump toplumun alt katmanının oyu ile seçimi kazandı, yoksul Amerikalı milyarder başkan seçti. Bu sosyolojik durum, dünya genelinde şuan popüler olan ‘’celladına tapma’’ ile açıklanmamalı, aksine seçeneksizliğin yarattığı bir tercih olarak alternatif yaşamı kurmaya çalışanların kendilerine dönük eleştiri noktasının başlangıcı sayılmalı.

TRUMP NEDEN VE NASIL KAZANDI?

İstatistiklere göre Trump’a işçiler, lise ve altı düzeyinde eğitim alanlar ve 50 yaş üstü kesim oy verdi. Bu seçmen kitlesinin yapısına muhafazakar ve milliyetçi olduklarını da eklersem size oldukça tanıdık gelecektir. 

Trump’ın seçim sürecinde tek sloganı vardı ve ekonomiyi işaret ediyordu. Trump, Amerika’yı yeniden mükemmel yapmayı vadediyordu; alım gücünü arttırmayı, yoksulları yeniden orta sınıfa yükseltmeyi ve işsizliği düşürmeyi ağzından hiç düşürmedi. Bu vaatlerini nasıl yapacağını rasyonel bir plan doğrultusunda hiç açıklamasa da seçmen ekonominin düzeltileceğine inandı. Bir emlak kralı olan Trump’ın inşaatlarında çalışan Meksikalı işçilerinin dahi maaşını ödemediği ve kaçak çalışanları yetkililere şikayet etmekle tehdit ettiği, sınıf bilinci olmayan Amerikalı işçiler tarafından hatırlanmadı bile. 

Milyarder Trump, seçmeni korkutarak oy kazanıldığını California’da 14 kişinin öldüğü terör saldırı sonrası Müslümanları hedef alarak öğrendi. ABD ve AB’nin neresinde bir terör saldırısı yaşansa Trump’ın oyu arttı. Muhafazakar seçmen ile Trump’ın tek buluştuğu yol islamafobi oldu. 

Trump yine, milliyetçiliğin oy veren üzerindeki etkisini işsizliği Latin Amerikalıların ülkedeki çokluğuna bağlayarak açıkladı. Trump’a göre Amerika’da işsizlik vardı çünkü Latinler çalışıyordu; 1935’li yıllarda Hitlerin Yahudileri suçlamasına benzer bir tutum 2016 Amerika’sında dahi işe yarıyordu. Irkçılığın ilkellik olduğu gerçeği de aradan geçen sürede değişmedi zaten. 

Trump, beyaz yakalı  ya da Washington’un elitlerinin yaptığı gibi eğitimsizleri dışlamadı. Aksine bir canlı yayında “ben eğitimsizleri çok seviyorum” dedi. Hor görülen seçmenin tepkisini almak yerine onlarında oyuna değer verdiğini gösterdi.

Trump seçmenle aynı dili konuştu, kısa cümleler ve kestirme çözümler buldu; Terör Müslümanlar ülkeye alınmayarak, Latinlerin fazlalığı  Meksika’ya duvar örülerek çözülecekti. Dünyayı şaşırtan bu sonuç yukarıdaki söylemlerin eseridir.

CLİNTON NEDEN KAYBETTİ?

Clinton’un seçimi kaybetmesi dünya üzerinde geleneksel politikacı profilinin değişim geçirdiğini gösteriyor. Trump ve Erdoğan bunun en şahane iki örneğidir. Amerikalılar Harvard mezunu kişilerden sıkıldı. Elit bir tabakanın belirlediği politikalar kendileri dışında kimsenin hayatına dokunmuyor artık. Amerika son 32 yıldır Clinton ve Bush gibi zengin aileler tarafından yönetiliyor. FBI’ın e-mail soruşturması, Clinton Vakfı’nın kirli ilişkileri, Libya Büyükelçiliği olayı Hillary Clinton’u seçmenin gözünde yeterince sevimsizleştirmişti. En çok parladığı nokta ilk kadın başkan olma vurgusuydu ama kadınlar dahi Clinton’a yeterince destek vermedi. Seçmenin oylarını sınıf bilinciyle yönetecek ve uygun bir partiye kanalize edecek bir yapı olmadığı için geriye Trump kaldı ve delegeleri topladı. Clinton’un kaybının sebeplerinden biri de sosyalist olduğunu söyleyen aday Bernie Sanders oldu. Sosyal politikaları ve öğrencilere yönelik söylemleri ile çok büyük destek gören Sanders yarıştan Clinton’u desteklemek üzere çekildi. Sanders’ın çekilmesine tepki duyan Demokratlar sandığa gitmediler. Sonuçlara göre Demokratların oyu 2012 seçimine göre 6 milyon civarında düştü.

TRUMP BEYAZ SARAYI KIRMIZIYA BOYAR MI?

Dünya Trump’ın başkan olduğu Amerika’nın ne yapacağını merak ediyor. Bu noktada Türkiye’nin popüler meselesi başkanlık sistemine girmek lazım. Amerikan başkanının Teksas’da bir okulu tatil etme gücü dahi yoktur ama Irak’ın bombalanması emrini bir tek o verir. ABD başkanı, ulusal hükümeti yönetir, eyaletlere bölünmüş ülkede her eyalet vergi sistemi ve eğitim sistemi gibi hayati konulara kendisi karar verir. Başkanın en çok güç sahip olduğu yer dış politikadır. İşte ABD başkanlarının Teksas’dan çok Bağdat ile uğraşmalarının sebebi biraz da budur. Başkanın yetkileri yargı ve kongre tarafından da oldukça sınırlandırılmıştır. ABD tipi bir başkanlık sistemi Türkiye’yi bölgenin en demokratik yapısına kavuşturabilir. Donalt Trump 20 Ocak’tan sonra dümene geçtiğinde hayati konularda ciddi değişiklikler yaşanacağını beklemek iyi niyet olur. Aksine Amerika daha saldırgan, daha ırkçı ve daha ayrımcı bir trende girebilir. Başkanlar sistemin kılcal damarlarına giremezler sadece kendi karakterlerini ülkeye yansıtırlar. Bu yüzden Amerika’yı başkanlar değil, kapitalizmin doğası gereği zengin aileler, silah lobileri gibi dünya halklarına düşman gruplar yönetiyor. 

Dünyanın bir çok yerinde askeri bulunan Amerika belirsizliğin hakim olduğu bir sürece giriyor. Dünya halkları bunu fırsata çevirebilir aynı fırsat Çin ve Rusya gibi pusuda bekleyen diğer emperyalistler içinde geçerlidir. 

BİR TRUMP NE KADAR ERDOĞAN EDER?

Trump ve Erdoğan saç rengi dışında bir birine oldukça benziyor. İkisi de muhalif medyayı sevmiyor ve yeri geldiğinde okkalı küfürler edebiliyorlar. Biri Müslüman diğeri Hristiyan da olsa ikisi koyu dindar. Trump ve Erdoğan halkın silahlanmasını istiyor. Her ikisi de kürtaj hakkının kaldırılmasını savunuyor ve eşcinselliğin hastalık olduğunu düşünüyor. Ve şu an ikisi Putin’le aşk yaşıyor. Özetle Başkan olmamış haliyle Donald Trump çeyrek Erdoğan şimdiden ediyor. 

Türkiye ve Amerika ilişkilerinin Trump’ın başkanlığı döneminde iyi olacağını düşünenler yakın zamanda yanılabilirler. Erdoğan’ın karşısında tıpkı kendisi gibi sözünü sakınmayan, koyu dindar ve bencil bir ABD başkanı olacak. Diplomatik dilden anlamayan Erdoğan ve Trump yakın zamanda sert sözlerle birbirlerine karşı kılıç kuşanabilirler.

Yandaş medya Trump’ın danışmanlarının açıklamalarına dayanarak “Gülen için kötü haber” başlığını atıyor. Gülen’in iadesi için hava değişebilir ancak bu başkanın alacağı bir karar değildir, yargı sürecidir. Trump bugün iade edin dese dahi bu sürecin bitmesi ve Gülen’in Türkiye’ye ayak basması en az iki yılı bulur. O zamana kadar da emin olun Erdoğan ilişkileri gerecek bir adım atar. 

Trump hem Kürtleri hem de Erdoğan’ı övüyor. Darbe teşebbüsünün gerçek olduğuna inanıyor ve 21 Temmuz’da New York Times gazetesine verdiği mülakatta Kürtler ve Erdoğan’ı yan yana getirebileceğini iddia etmişti. Bu yaklaşım bile, Erdoğan’ı çileden çıkarmaya yetebilir. 

İki ülke arasında yaşanabilecek krizler ise şimdiden tahmin edilebilir; Suriye ve Filistin. Trump, IŞİD’e karşı gerçek anlamda savaşan iki lider olduğunu belirtiyor ve bunların Esad ve Putin’in olduğunu söylüyor. Öte taraftan, İsrail’e büyük hayranlık duyan Trump Flistin’i haritadan silmek dahil her adımı atmaya hazır. Trump’ın Esad sevgisi ve Filistin nefreti Erdoğan’ın mevcut politikalarının karşısında duruyor. Bu seçimden Esad ve Putin’in kazançlı çıktığını düşünenlerin sayısı bir hayli fazla.

4 YILLIK TRUMP DÖNEMİ VE ABD’NİN GELECEĞİ

Brexit ile İngiltere’nin AB’den çıkma süreci ve Trump’ın seçim kazanması sadece bir rastlantı değil. Geride bıraktığımız yüz yılın iki büyük devi İngiltere ve Amerika artık yorgun. Kapitalizmin baskılarıyla emperyalist emellere ulaşılsa da canavarı doyurmak imkansız. Her iki ülke iç politikalara ağırlık verecek bir sürece giriyor, öyle görünüyor ki sahne sırası Çin ve Rusya’nın olacak. Bu geçiş sürecinde özgürlük bekleyen ve devlet kurmak isteyen halkların başarıya ulaşma şansı artacaktır. ABD içinde ise bugüne kadar Ortadoğu ülkelerinde göremeye alışık olduğumuz protestoların yaşanacağını seçim sonuçlarından bir gün sonra sokaklara dökülen binler haber vermiş oldu. Belirsizlik ve kaosun tırmanacağı bir döneme giriliyor. Müslümanlar, göçmenler ve azınlıklar tedirgin. Amerikan rüyası Trump’ın dahli ile kabusa dönmek üzere. 

ÖNCEKİ HABER

Karanlıklara bırakılmış bir çocuk gibi...

SONRAKİ HABER

74 muvazzaf askere yakalama kararı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa