‘Işık hüzmeleri’ penguen medyaya karşı

‘Işık hüzmeleri’ penguen medyaya karşı

Edebiyatçı Burhan Sönmez, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün durumunu The Guardian’a yazdı.

Burhan SÖNMEZ

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü tehdit altında. Geçtiğimiz Cumartesi günü hükümet,  benim de katkıda bulunduğum Kürtçe-Türkçe kültür sanat dergisi Tîroj’u kapattı. Tîroj(Kürtçe ışık hüzmesi anlamına geliyor) benim için, 100 yıldır okullarda ve devlet kurumlarında yasaklı olan ana dilimde yayımlandığı için özel bir dergiydi

Ancak yalnız değildi. Tamamen kadınlardan oluşan Kürt haber ajansı JINHA, sosyalist kültür dergisi Evrensel Kültür’ün de aralarında olduğu 14 kuruluş kapatıldı.

Hükümet, 15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe girişimini, iktidarına muhalif herkesi susturmak için bir bahane olarak kullanıyor. Devam eden olağanüstü hal uygulaması hükümete muazzam yetkiler tanıyor. Bunların arasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni geçici olarak askıya almak ve gözaltı süresini 30 güne çıkarmak da var. Yetkililer, aralarında 150 gazeteci ve yazarın da bulunduğu 37 bin kişiyi tutukladı. 200’den fazla medya kuruluşu ve yayınevini, 100’den fazla üniversite ve hastaneyi kapattı. 100 bin öğretmen, akademisyen ve kamu emekçisini ihraç etti. Belki de bu yüzden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, darbe girişimi gecesi, “Bu darbe bizim için Allah’ın lütfudur” dedi.

Başlangıçta darbe girişiminin arkasında olduğu iddia edilen “Gülen Hareketi”nin destekçilerini hedef aldılar. Komik olan şey şu ki, İslamcı Gülenciler Erdoğan’ın 15 yıl boyunca en iyi müttefikiydi. Birlikte hareket ederken büyük zararlara yol açtılar ancak şu anda birbirleriyle savaşıyorlar. Gülenci unsurlarından kurtulan hükümet şimdi daha geleneksel düşmanlarının üstüne gidiyor: Kürtler, Aleviler, laikler ve sosyalistler.

Laik duruşuyla bilinen Cumhuriyet gazetesi hükümetin son hedefi oldu. Geçtiğimiz hafta polis baskınına uğradı ve yöneticileri ile kitap editörü Turhan Günay dahil olmak üzere editörleri tutuklandı. Cumhuriyet, bir süredir hükümetin radarındaydı. Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflerle olan ilişkisine dair yaptığı bir haber sebebiyle cezaevine konulan gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, “Son kaleye saldırıyorlar” diye yazmıştı. Aynı dönemde Erdoğan, canlı yayında Dündar’ı “Bunun bedelini ödeyecek” sözleriyle tehdit etmişti.

Dündar, cezaevinden salındıktan sonra bir suikast girişiminden sağ kurtuldu ve ülkeyi terk etmeyi başardu. Ancak pasaportuna herhangi bir hukuki gerekçe olmadan el konulan eşi, onun yanına gidemedi.

HÜKÜMETİN GAZETECİLERE ‘NET’ MESAJI

Dündar’a suikast girişiminde bulunan şahıs, cezaevinde geçirdiği birkaç ayın ardından serbest bırakılırken gazeteciler ve yazarlar düşünceleri sebebiyle tutuklanmaya devam ediliyorlar. Bu hükümetin her türlü muhalefeti cezalandıracağına dair verdiği net bir mesaj. Türkiye’nin en köklü gazetesi olan Cumhuriyet’e baskın düzenleyerek hükümet gazetecilere net bir mesaj veriyor: “Eğer Cumhuriyet güvende değilse kimse güvende değildir.”

Hükümet, tüm medyayı, yüz binlerce kişinin bir parkı Erdoğan’ın açgözlü inşaat projelerinden korumak için kendiliğinden sokağa çıktığı Gezi Parkı protestoları sırasında dile getirildiği üzere “penguen medyası”na çevirmek istiyor. O dönemde hiçbir televizyon kanalı protestoları haberleştirmiyordu. Hatta, en büyük televizyon haber kanallarından biri, İstanbul’da sokaklar polisle çatışan insanlarla doluyken penguen belgeseli yayınlıyordu. O günden sonra “Penguen medya” terimi, ülkede geniş kesimlerce benimsendi.

Hükümetin Türk yayıncılara yönelik tehlikeli etkisi, insanların haber almak için dikkatlerini sosyal medya platformları ve bağımsız internet sitelerine yöneltmesine neden oluyor. Bunun sonucunda yetkililer, düzenli olarak internet erişimine engel ve yasak getiriyor. Son gelişme HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ’ın, bazı milletvekilleriyle birlikte Cuma günü tutuklanmasıydı. Bu, en büyük Kürt kenti Diyarbakır’ın belediye eş başkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı’nın tutuklanmasını takip eden bir gelişmeydi ve hükümetin kendisini desteklemeyen herkesi hedef alacağını ortaya koyan açık bir işaretti. Her iki olay sırasında da internet kesildi ve sosyal medya hesaplarına erişim ülke genelinde engellendi.

Erdoğan yakın dönemde olağanüstü hal uygulamasını uzattı ve OHAL’i iktidar partisinin lehine şekilde kullanmaya devam ediyor. AKP’nin şu anda parlamentoyu baypas etmek ve ülkeyi kararnamelerle yönetmek için “yasal” izni var. Örneğin son olarak üniversitelerin kendi rektörlerini serbest seçimlerle belirleme hakkını kaldırdılar. Artık Erdoğan her üniversitenin rektörünü kendisi atayacak.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KADERİ

Türkiye’de tüm bunlar yaşanırken halkın çoğunluğu medya engellemeleri ve taraflılığı nedeniyle yaşananlardan bihaber. Televizyon kanallarının çoğunluğu belli haberleri görmüyor ya da yanlı şekilde yansıtıyor. Diğer taraftan aynı kanallar, 12 Ocak’ta İstanbul’da 10 turist intihar saldırısında yaşamını yitirdiğinde Erdoğan’ın açıklamalarını canlı yayınlıyordu. Erdoğan konuşmasında bu trajediye, saldırganın IŞİD’le bağlantısına değinmeden, 44 saniye ayırdı. Ancak, Kürt sorununun barışçıl çözümünü talep eden bir grup akademisyenin oluşturduğu Barış için Akademisyenler’e karşı tam olarak 10 dakika konuştu. 

Erdoğan onları teröristlere sempati duymakla ve Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturmakla suçladı. Türkiye medyasında bilgi böyle yayılıyor ve bu yüzden özgür gazeteler ve sosyal medya platformları gibi alternatif iletişim kaynakları çok önemli. Türkiye’de şu anda bilgi edinme ve ifade özgürlüğü, “ışık hüzmeleri” ile eski “penguen medya” arasındaki mücadeleye bağlı.

The Guardian’dan çeviren 
Mithat Fabian Sözmen
Başlık ve ara başlık 
Evrensel Pazar’a aittir.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.