13 Kasım 2016 13:08

Mutluluğa erişmek için karanlığın üstüne cesurca gitmek...

Şair John Burnside, Leonard Cohen’in ölümü sonrası New Statesman’a ozanın yüreğini ve sanatını yazdı.

Paylaş

John BURNSIDE

Leonard Cohen, sadece büyük bir sanatçı değil aynı zamanda sıcaklığın, mizahın ve asaletin vücuda geldiği örnek bir figürdü. İnsanlığın günahlarını kayıt altına almış biri olarak, ışığın parlayabilmesi için her yerde bir deliğe ihtiyaç duyulduğunu biliyordu. Yolu üzerinde soyguna uğradı ve bir ihtiyar olarak hak ettiğini düşündüğü manevi bir barınağa sığındı. Sonunda yeniden yollara düştü, belli belirsiz, kuş gibi haliyle sahneye tamamen hakimdi, manevi gücünün sınırı yokmuşçasına duruyordu.

Ölümünden hemen önce geri dönüp, şanını borçlu olduğu çalışmasını(Bach’ın Goldberg Varyasyonları) yeniden yorumlayan hemşerisi Glenn Gould gibi Cohen de eski şarkılarını yeniden yorumladı. Süreç çoğunlukla yumuşak ve bazen de sadece en adanmış dinleyiciler için anlaşılır olsa da yeni bir sıcaklık ve antik bir hazinenin ipucunu eserlerine eklemişti. Öyle ki şapkasını kaldırıp, sahneden ayrıldığında kimse onun bunu hak etmediğini iddia edemezdi.

Hal böyleyken, her şeye rağmen hangi hikayenin özünü söylemek için yola çıktığını asla unutmadı: Dinleyicinin yüreğini paramparça ederken aynı zamanda yalnızca otantik olana razı gelen; derin ve huysuz bir ihtiyacı tatmin eden şaşkın bir aşk ve esaslı bir acı. Cohen için, çokça takdir ettiği Avrupalı şairlerde olduğu gibi, hayatta otantik olan her şey, tatlı bir yalanın parçası olamayacak kadar karmaşık duygu ve çelişkilerden ibaret olan tek bir varlıktı.

Onun başat eseri ‘Famous Blue Raincoat’ belki de dostluk ve rekabeti anlatan en güzel şarkıdır. Romanlarında(Beautiful Losers ve The Favourite Game, ciddi bir yeniden değerlendirmeye muhtaçtır) benzer noktaları keşfe çıksa da, beni ilk kez duyduğum 1971 yılından beri en çok etkileyen bu şarkıdır.

Songs of Love and Hate albümünü pikaba koyduğum o anı halen hatırlarım. Bir muhteşem şarkıdan diğerine, her biri başyapıt olan eserler iyi kötü masum zihnime kazındı. Avalanche, Last Year’s Man, Dress Rehearsal Rag, Diamonds in the Mine, Flip the record over, Love Calls You by Your Name, Famous Blue Raincoat, Let’s Sing Another Song, Boys ve son olarak Joan of Arc. Bu kadar istikrarlı bir şekilde güzel olan ya da inatçı bir biçimde dürüst olan başka bir albüm var mıdır?

Arka arkaya dinledim. Arada sırada kız kardeşim gelir ve meşhur formülü (boğazını kesmek için müzik dinlemek) tekrarlardı ancak ben bunun doğru olduğuna inanmazdım. Bu şarkılar hayatın karanlığına göğüs geriyor ancak aynı zamanda tüm melekelerimize sesleniyor: Manevi öfke, mizah, ironi, şefkat, dostluk ve her şeyden ötesi cesaret. Bu müzik vazgeçmenin müziği değil ama nasıl faka bastığımızla yüzleşmenin ve böylece sessiz kalmamayı, kabullenmemeyi ancak yeni bir şarkı söylemeyi öğrenmenin müziği. Kendisinden öncekinde olduğu gibi biraz yaşlanan ve huysuzlaşan yine de yeni ve dürüst kalabilen bir şarkı. Hepsini seviyorum ama ‘Famous Blue Raincoat’ beni en çok etkileyenleri ve tümünü tekrar, tekrar, tekrar dinledim(Açıkça söylemek gerekirse 16 yaşındaki ben, şarkının ana hikayesini pek de anlamamıştı ve Scientology Tarikatı’na yapılan referansları da elbette anlamamıştı ki Cohen, sonradan söylediğine göre bu grupla çekici kadınlarla tanışma umuduyla kısa süreli olarak ilişkilenmişti) Ebeveynlerim dehşete kapılmıştı ve annem daha sonra itiraf ettiği üzere Cohen’e dair her şeyi yasaklamayı düşünmüştü. Yapay “hit”lerden farklı olarak bu şarkıların ruhumu ayağa kaldırdığını ve aynı zamanda içinde bulunduğum acı çıkmazdan -annemin ve herkesin bildiği- bir çıkış yolu sağladığını nasıl açıklayabilirdim?

Geriye dönüp baktığımda o zaman sandığımdan çok daha fazla şeyi anladığımı görüyorum. Anlamak doğru kelime değil –şarkı ve şiir söz konusuysa hemen hemen hiçbir zaman değildir- ancak bir şeylerle aynı doğrultuda, önsezi ve heyecanlı bir kavrayışla kendini tanımayı birleştiren bir kuvvet, karanlığın içine daldığında dahi mutluluğa benzeyen bir kuvvet. Leonard Cohen, mutluluğa erişilebileceğini biliyordu –kısa bir süre için belli belirsiz ve geçici olarak- ancak aynı zamanda onu bulabilmek için karanlığın içinde cesurca yürünmesi gerektiğini de biliyordu. Sonunda, mutluluk kalmıyor ancak yer ediyordu: Cohen’de bu derin bir sükunet ve çok azının ulaşabildiği bir asalet biçimindeydi. Cohen gitmiş olabilir ama yaptıkları kalıcı. Hiçbir zaman tamamen gitmeyecek.

Nevv Statesman’dan çeviren Mithat Fabian Sözmen

ÖNCEKİ HABER

New York'ta 20 bin kişilik Trump protestosu

SONRAKİ HABER

HSYK Genel Sekreteri Mehmet Kaya’ya ‘FETÖ’den 15 yıl hapis

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa