Cumhuriyet’e sahip çıkmak neden önemli?

Cumhuriyet’e sahip çıkmak neden önemli?

Cumhuriyet’in yanında durmak,o sığınaktan güneşli güzel günlere çıkabileceğimiz gücü biriktirmek demek..

Kemal GÖKTAŞ

“Zulmün artsın ki tez zeval bulasın” deme vaktinde de değiliz. Yaratılan korku ikliminin eşlik ettiği bir sindirme ve yok etme sürecinden geçiyoruz. Zulüm arttıkça biz zeval buluyoruz. Zulmün “yalın” hale geldiği, inceltici herhangi bir makyaja ihtiyaç duymadığı, mazeretlerin, gerekçelerin öneminin kalmadığı günler...

İktidarın “Allah’ın lütfu” bellediği darbe girişiminden sonra giriştiği yeni rejimin inşası sürecindeyiz. Ahlakı, vicdanı, hukuku hedefine giden yoldaki engeller olarak gören ve düşman bellediklerinin üzerine giderken bunları umursamayan bir iktidar...

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt’in 20. yüzyıldaki faşist rejimleri inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit ettiği yazısında ( http://bianet.org/bianet/toplum/95463-ozde-fasizmin-14-temel-ozelligi) 6. özellik olarak “Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması” başlığı yer alıyor. Britt “Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır” diyor. Bunun anlamı şu: Faşist rejimler basını susturur. Susturmanın tek yolu öldürme, gözaltı, tutuklama vs değildir, hatta bundan önce medyayı kontrol altına almayı hedefler. Bugün doğrudan iktidarın sahiplendiğindeki medya kuruluşlarının genel medya ortamı içindeki yüksek yüzdesi, bu doğrudan kontrolün ne anlama geldiğini işaret ediyor. 

SAHİP OLAMADIĞINA BASKI UYGULAMAK

Medyanın hukuk yoluyla kontrol altına alınması (hizaya çekilmesi) gözaltı, tutuklama, yasaklama, sansür gibi diğer yöntemlerde işaret eder. Yani medyanın büyük bölümüne doğrudan sahip olan iktidar, sahip olamadığı basın organları için de baskı araçlarını devreye sokar. Türkiye’de adım adım örülen bu sürecin son halkasına ulaşmış bulunuyoruz. Basına baskının en işlevsel araçlarından biri olan “terörizmle iltisaklı olma” (yan yana durma) suçlamasıyla 15 Temmuz’dan sonra 150’ye yakın televizyon, radyo, gazete, yayınevi kapatıldı, mallarına el konuldu. Yüzün üzerinde gazeteci tutuklandı. 15 Temmuz’da kanlı bir darbeye kalkışmış olan FETÖ- Cemaat medyasına yönelik yaptırımların “meşruiyeti” istismar edilerek darbenin başarılmış olması halinde de öncelikli hedef olacağı aşikar olan yayın kuruluşlarına yönelik saldırı dalgası da toplumda çok cılız tepkiler dışında bir dirençle karşılaşmadı. Bu durum, iktidarın “ana akım” olarak nitelenen, ancak iktidar-medya ilişkileri bağlamında yeniden tanımlanası gereken alana da el atmasının yolunu açtı. Cumhuriyet gazetesine yönelik gözaltılar ve kayyım hazırlığı bu ortamda iktidarın vurucu bir hamlesi olarak öne çıktı. 

Cumhuriyet’e yönelik operasyonunun başarılı olması halinde bir değil birkaç kuş vurulmuş olacak. Öncelikle Kurtuluş Savaşı yıllarında kurulmuş ve mütareke basınının anti-tezi olarak ortaya çıkmış olan Cumhuriyet’in tasfiyesi tarihi bir rövanş anlamına gelecek. Cumhuriyet gazetesinin temsil ettiği aydınlanmacı, laik değerlerin hedeflendiği de çok açık. Ancak bu iki önemli hedeflerin yanı sıra Cumhuriyet gazetesinin son dönemdeki yayın çizgisinin ve bu yayın çizgisinin kamusal alanda yarattığı etki de önemli bir hedef. Cumhuriyet, “terör örgütleri adına faaliyet yürütmek” gibi bir saçmalıkla suçlanmasının altında yatan neden de bu. Bürokraside uzunca bir süredir var olan AKP-MHP koalisyonu siyasette de yerleşmeye başlıyor, dönüşümü birlikte gerçekleştiriyor. Bu koalisyondan güç alarak tedavüle giren “gayri milli- milli” kamplaşmasında milliyetçi-İslamcı tahakküme rıza göstermeyen bütün kesimler “gayri milli-işgalci-darbeci-terörist” etiketleriyle düşmanlaştırılıyor.

İdam ve başkanlık tartışmaları ve MHP’nin aldığı pozisyon, 7 Haziran seçimlerinden sonra başlayan bu sürecin derinleştiğini gösteriyor. İşte Cumhuriyet iktidar koalisyonunun hedefine aldığı bütün kesimlerin ihtiyacı olan haberciliğiyle öne çıkıyordu. Gazeteciliğin kurallarına uyarak gerçeğin peşine düşen ve kamu adına iktidarı sorgulayan yayın çizgisinin vardığı doğal sonuç buydu. Gazetecilik yapılınca, herhangi bir gruba, partiye angaje olmadan, yolsuzlukların, katliamların, işkencenin, içte ve dışta tırmandırılan savaşın kirli yönlerinin deşifre edildiği bir gazete kimliğine kavuştu Cumhuriyet. Bu durum iktidar için tahammül edilemez bir noktaya işaret ediyordu. Cumhuriyet’e yönelik saldırının amacı da bu yayın çizgisini ve bunun kamusal alanda yaratacağı etkiyi yok etmek. Bu yüzden saldırılara karşı Cumhuriyet’in yanında durmak, bu umudun ayakta tutulabilmesi için son sığınaklarımızdan biri. Cumhuriyet’in yanında durmak,o sığınaktan güneşli güzel günlere çıkabileceğimiz gücü biriktirmek demek..

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.