Dayanışma gücümüz olsun

Dayanışma gücümüz olsun

Uludağ Üniversitesi öğrencileri Ekmek ve Gül ile dayanışmalarını anlattı.

 

Bir ses... “İkinci öğretimim. Dersim geç saatte bitiyor ve o karanlıkta her an takip ediliyor korkusuyla yurda geçene kadar tedirgin oluyorum.”

Bir ses daha... “Sokakta yürürken arabalar tarafından takip ediliyorum. Polisi arıyorum gelmiyor. Sokakta dahi rahat dolaşamıyoruz.”

Sonra bir ses daha... “Küçükken amcamın oğlunun tacizine uğradım”. Soğuk bir sessizlik...

Bizi bir araya getiren, “Neden yan yana gelmeye ihtiyacımız var?” sorusunun cevabı tüm çıplaklığıyla karşımızdaydı. Birbiri arkasına dökülen cümleler cesaretimizi artırmıştı. Rahatça konuşup, köşeye ittiğimiz, korktuğumuz ve saklandığımız yaşanmışlıklar masadaydı.

Uludağ Üniversitesi’nden yedi sekiz kadın arkadaşımızla birbirimize dokunma fırsatı bulduk. Bir yandan çayımızı içiyor bir yandan da üniversiteli genç kadınlar olarak kampüste, yurtta, maddi imkansızlıklar nedeniyle çalıştığımız işyerlerimizde yaşadığımız sorunları tartışıyorduk. Gece ışıklandırmaların eksikliği, kafeleri kendilerine mesken tutan lüks arabalı işadamlarının “genç kız” avı, sözlü ve fiziksel taciz, tecavüz vakaları bizzat yaşadığımız sorunlardı. Tabi bir de “Bayan eleman aranıyor” tabelası arkasına saklanan ucuz iş gücü, masalara müşterilerce bırakılan çiçekler, peçelere yazılan notlar... Saati dört liraya yurt ve kitap parası çıkarmak için çekilen patron kahrı. “Gece geç çıkıyorum haliyle çok yorulmuş oluyorum. Yaklaşık 10 saat ayaktayım. Sabah bazen derse gidemiyorum. Bir hafta çalışarak sadece kitaplarımı alabiliyorum.” Kimimiz felsefe öğrencisi, kimimiz iktisat, kimimiz öğretmen adayı... Bizi bir araya getiren fısıltılarımız oldu. Bunca fısıltının, gür bir ses olmasının zamanının geldiğinin ise farkındaydık. En büyük fırsatımız ise sesimizi duyurabileceğiz özgürce sorunlarımızı tartıştığımız bir dergimizin olmasıydı. Sorunlarımızı tartışırken elbette ne yapmamız gerektiğini de konuştuk. Yaklaşık bir ay önce kapatılan Hayatın Sesi televizyonunda kadınların kürsüsü olan Ekmek ve Gül programı da yayın hayatına son vermek zorunda kalmıştı. Bu da aslında kadınların sesinin kısılması anlamına geliyordu. Fabrikalardan üniversitelere, sokaklara kadınların yaşadıkları sorunları, talepleri dile getiren Ekmek ve Gül programı için dayanışma içinde olmamız gerektiğini konuştuk. Ekmek ve Gül’ü ilk kez dinleyen ama tanıştığı ilk anda “Aa böyle bir program gerçekten var mı?” diyen, Ekmek ve Gül dergisini okumak isteyen, hatta dayanışmaya ortak olmak istediğini söyleyen arkadaşlarımız oldu. Peki, Uludağ Üniversiteli kadınlar olarak bu dayanışma ağını nasıl örmeyi planlıyoruz? Keçeden cüzdanlar, ayraçlar, anahtarlıklar yapıyoruz bir araya gelerek. Yaptığımız ayraçları, cüzdanları, anahtarlıkları fakültelerimizde, işyerlerimizde, yurdumuzda neden böyle bir iş yaptığımızı anlatarak dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Çok heyecanlıyız çünkü biliyoruz ki sesimiz karşılık bulacak. Onca fısıltının arasında bir olmayı başardığımızda ise sesimizi kırmak isteyenlere en güzel cevabı mücadeleyi, yan yana gelmenin güzelliğini anlatacağız.

Merve YILDIRIM / Sennur UNAY

BURSA

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Kasım 2016 19:02
www.evrensel.net