05 Kasım 2016 21:56

OLMAZLARI OLDURAN KADIN-2

Meltem Teker, “olmazları olduran kadın'ın hikayesini yazdı..

Paylaş

 

Meltem TEKER

Merhabalar... Geçen sayımızda bir kadın hikayesinde buluşmuştuk sizlerle. Çocukluğunun şen şakrak günlerinde, rehin alınan geleceğini geri kazanma mücadelesinde azmi ve cesareti sayesinde “olmazları olduran kadın”ın hikayesini...

Beş yıllık zorunlu şark hizmetinden sonra Kars’tan İstanbul’a giden otobüs camında izledikleri bu kez geride bıraktıkları değil, gelecek için kurduğu hayallerdi elbette... Artık, mesleğinde idealist, deneyimli bir öğretmendi Günal. Kent hayatında yeni başlangıçlara “Merhaba” demenin heyecanı, yol boyunca uyutmamıştı onu...

BEDELİ AĞIR OLAN ŞEYLER KIYMETLİDİR

Bir sürelik formalite koşuşturmaların ardından yeni okuluyla tanışma vakti gelmiştir. İki seçenek sunulmuştur kendisine. Doğu’da veda ettiği Taşdeğirmen İlkokulundan, ya İstanbul Şehremini İlkokuluna ya da tüm mütevazılığı ile onu bekleyen Taştepe İlkokuluna tayin olacaktır. Tereddütsüz ikinci okulu seçer Günal. “Olamaz” derler elbette. “Böylesine kıymetli bir semtin okulunu nasıl olur da reddedersin?” Günal’ın cevabı hazırdır tabii ki; “Bedeli ağır olan şeyler kıymetlidir. Ucuza aldıklarınız değil.”

Birkaç ay akrabalarında misafir edilirler. “Annem olsa bu kadar ilgilenirdi” diye anlatıyor Günal, o günlerin sımsıcak ilişkilerini gözlerindeki buğuya taşıyarak... Pek sevdiği Eşref amcasının gelini, çok geçmeden, tüm semtin saygıdeğer  “Günal Hanım”ı olur. Yurdun her köşesinden türlü sebeplerle gelmek zorunda kalmış, kent yaşamına uyum sağlarken, bir yandan da farklı kültürel zenginliklerini harmanlamış insanların “yeni memleketi”dir burası. Okul yolunun, taşına çamuruna bakmadan yüründüğü, sobalı sınıflarda kara önlüklü çocuklara kara tahtadan “ders” anlatıldığı günlerdir.

Her türlü sosyal sınıftandı buranın insanları. Ayakkabısı delik, önlüğü yamalı işçi çocukları da vardı, süslü dantel yakalı burjuva çocukları da... Nükleer Araştırma Merkezinden servisle getirilen mühendis çocukları, gecekondu çocuklarına, hatta roman çadırlarından gelen “çingene” çocuklarına karışırdı okulun bahçesinde. Yeni çıkan İngilizce şarkılarla arabesk ezgileri yarıştırılırdı müzik derslerinde. İnşaat işçisinin oğlu Berdan’ın kürsüde yaylanarak söylediği türkü, hâlâ kulaklarındaymış Günal’ın; “Negri, negri, daye negri!”

ZOR GÜNLER... KADIN DAYANIŞMASI...

12 Eylül darbesinin kokusunun tüm yurdu sardığı günler kapıdadır. Karaborsaya düşmeyen hemen hiçbir şey yok gibidir tabii. Mahalle çeşmesinde, tüpgazda, çayda, şekerde kuyrukta beklemek gündelik hayatın parçasıdır artık. Tam da buralarda Günal’ın mizah dünyası yeniden hayat bulur. Kadınların rengarenk şiveleriyle diyaloglarını, ağlatan güldüren hikayelerini, taklitlerini yaparak, karikatürlerini çizerek sunar kendilerine. Tıpkı yıllar önce doğup büyüdüğü mahallede, yatılı okul sıralarında sergilediği yaşama sevincinin masum ürünleri gibi, saygı ile karşılanmıştır yine. Bayramlar ve düğün günleri, oldukça heyecanlı geçer mahallede. Saçını kestirecekler de, kıyafet diktirecekler de, çeyizine “damat kazağı” ördürecekler de kuyruktadır yine; fakat bu kez Günal Hanım’ın evinde... Benzerine az rastlanır kadın dayanışması yaşanır bu mahallede. Günal’ın, okulda ilim irfan öğrettiği çocukların anneleri, onun üç kızına da bakmış büyütmüşlerdir. Hatta ortanca kızı Handan, ona bakan  ev sahipleri Ayşe Kadın’ı öz anneannesi sanmıştır yıllarca...

Memleketin kritik gündemi, önemini korumaktadır. Gözler, kulaklar, farklı siyasi görüşten herkesin üstündedir. “O hassas günlerde dahi tek kaygım öğrencilerim oldu” diye devam ediyor Günal...

Zorla yazdırılmış bir istifa dilekçesinden bahsediyor sonra. Evde geçen iki ayın ardından gidiyor okuluna. “Olmaz” diyorlar önce “Kırk beş günü bulmuşsa dilekçen, devam edemezsin mesleğine.” Tedbirini erken almıştır Günal. Kendisini pek seven babacan Müdür Bey’e iletmiştir durumunu. İşleme konmamıştır istifa mektubu. Ve çocuklarıyla hasret giderme sahnesidir sıradaki...

VİCDANINLA VERDİĞİN MÜCADELE

Sonrasında, 38 yılı dolduracaktır mesleğinde Günal. Issız adada kalsa, yanına alacağı üç şeyi; çayı, şekeri ve çocuklarıyla dolu dolu 38 yıl.

Buradan itibaren, sesine ciddi bir ton katarak anlatmaya devam ediyor: “Okumuş kız çocuğu azdı. Öğretmen sayısı yetersizdi. Mücadele vermediğimiz alan yoktu. Evde, işyerinde, sokakta... Bana sorsan, kutlamaya değer hangisi diye; vicdanınla verdiğin mücadele derim elbette... Zor günlerden geçtik. Hep şöyle düşünerek yol aldım o günlerde: “Bu günler de bittiğinde kimimiz güçlü ve cesur çıkacağız, kimimiz korkak ve yalaka..”

Cesaretimizin her daim bizimle olması dileği ile...

 

ÖNCEKİ HABER

Bahçeli’den hükümete şaşırtmayan destek!

SONRAKİ HABER

TRT’nin ‘yandaş medya’ peşkeşi TBMM gündemine taşındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa