‘Rıza’ yine ataerkil yargının imdadına koştu

‘Rıza’ yine ataerkil yargının imdadına koştu

Karar duruşmasındayız, Dönüş Aslan’ın avukatları olarak dosya ile ilgili son sözlerimizi söylüyoruz.

Av. Eylem SARIOĞLU

Karar duruşmasındayız, Dönüş Aslan’ın avukatları olarak dosya ile ilgili son sözlerimizi söylüyoruz. Daha önce de uzun uzun tüm süreci ve Dönüş’ün yaşadıklarını mahkemeye anlatmamıza rağmen, dosyadaki delilleri ve Belediye Başkanı olan sanığın gerçekleştirmiş olduğu fiilin ve suçun altını kalın bir çizgi ile çizmek istiyoruz. Sanığın son savunmasından sonra hakim “Gereği düşünüldü” kelimelerini söylüyor ve “Her ne kadar sanık hakkında cinsel taciz suçunu işlediği...” diye devam ediyor. Bu sözleri duyunca hemen Dönüş’e dönüyorum. O bu kelimelerin ardından ne geleceğini bilmiyor, ama ben beraat anlamına geldiğini anlıyorum. Hakim “Suçun unsurları oluşmadığından sanığın atılı suçtan beraatine...” diyor. Dönüş yine anlamıyor, daha doğrusu “Nasıl olur!” diyor. Kararın ne anlama geldiğini anladığında ise “Ben adalete güvenmiştim, bu mu adaletiniz” diye haykırıyor.

Daha önce duymayanlar için kısa bir bilgilendirme yapmak gerekirse; Dönüş, Yozgat’ın Yenifakılı ilçesinde AKP’li Belediye Başkanının cinsel saldırısına ve tacizine maruz kaldıktan sonra, kimsenin, yaşadığı olaya inanmayacağını düşünerek belediye başkanının telefon konuşmalarını kayda alıyor. Savcılık tarafından Dönüş’ün ifadesi, Belediye Başkanı olan sanığın Dönüş’ü aratarak öğle arası belediye binasına çağırttığına dair tanık anlatımları rağmen, “soyut iddia” sayılıyor ve takipsizlik kararı veriliyor. İtirazlarımız neticesinde cinsel taciz suçundan dava açılıyor. Fakat sonuç değişmiyor; daha savcılık aşamasında üstü kapatılmak ve sanığı aklanmak istenen bir davanın, aylar sonra başka bir biçimde, nasıl kapatıldığına şahit oluyoruz.

HİÇBİR ŞÜPHEYE MAHAL BIRAKMAYACAK KESİNLİKTE

O günden beri hakimin gerekçesini merak ediyorum. Niçin ya da nasıl böyle bir karar verildi? Merak etsem de gerekçeli kararı okuduğumda yine şaşırmıyorum ve mahkemenin sanığı beraat ettirmek için nasıl gerekçe bulmaya çalıştığını bir kez daha görüyorum. Klasik bir biçimde “soyut beyan dışında her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli bir delil elde edilemediği” gerekçesi ile beraat kararı veriliyor.

Dönüş’ün anlattıkları bile tek başına bu dosyanın en somut delili kabul edilebilecekken mahkeme tarafından dikkate alınmıyor. Dönüş’ün “soyut” kabul edilen iddiaları dışında, delil elde etmek için yapmış olduğu telefon görüşmeleri esnasında taciz amacıyla saf edilen sözler de “olağan sayılmayacak nitelikte ve uzunlukta görüşmeler olduğu ve sohbete olumsuz karşılık vermediği, sanığın iradesini suç işlemeye yönlendirdiği, suç işlemeye yönlendirmek amaçlı hareket ettiği ve rızası doğrultusunda gerçekleştiği gerekçesi” ile suç olarak kabul edilmiyor. “Rıza” kavramı yine ataerkil yargının imdadına yetişiyor. Neden bir kadının kendisini taciz etmiş bir adamla telefonda konuşma eziyetine katlanmak zorunda kaldığı ise hiç akla getirilmiyor.

Nasıl bir somut delil arıyordu mahkeme? Belediye Başkanının, odada biri varken mi cinsel saldırı fiilini gerçekleştirmesi bekleniyordu da Dönüş’ün beyanı “soyut iddia” kabul ediliyor. Saldırı esnasında “dur bu saldırıyı ilerde ispatlayamam, görüntü almak için telefonumu açayım da kayda alayım” mı demesi bekleniyor. Hiç akla uygun bulmadınız değil mi!

Dönüş yaşadığı bu olayı anlattığında eşinin bile ilk tepkisi, “Yanlış anlamış olabilirsin, o namazında niyazında biri” olmuştu. Kendisi de AKP Gençlik Kolları Başkanı olduğu için belki de AKP’li Belediye Başkanına bunu kondurmak istememiş olabilir. Oysa Dönüş’ün yaşadıkları gerçek, Yalçın Karadavut’un fiili yanlış anlaşılmayacak kadar açıktır. Mahkemenin aradığı gibi, “hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte”dir. Eşinin bile “acaba” dediği bir durumda, yaşadığı küçük kentteki insanları, en önemlisi de savcılık makamını ve mahkemeyi inandırmak için herkesin önüne koyabileceği bir delil bulma çabasına girmiştir. Bu çaba da “rıza”ya kurban gitmiştir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bu kadar derin olduğu bir toplumda yargının bu hususu dikkate alması, mağdurun yargılandığı, daha da mağdurlaştırıldığı bir yargı sürecinin işletilmemesi gerekirdi. Bu dava sonunda verilen karar, cinsel taciz ve saldırıya maruz kalan kişilere “Eğer bu olayı gören yoksa sesinizi çıkarmayın, zira sizin soyut beyanlarınız dışında bir delil mevcut değil, bir de toplum içerisindeki konumunuzu riske atmayın” demektedir.

‘NAMUS VE İFFETİNİ ORTAYA KOYMAK’ NE DEMEK?

Savcılığın takipsizlik kararının kaldırılması aşamasında, itirazımızı inceleyen mahkeme, Ceza Genel Kurulunun “Kadının kendi namus ve iffetini ortaya koyarak bir iftirada bulunmasının mümkün olmayacağı” kararını kendisine gerekçe yaparak, cinsel taciz suçu bakımından takipsizlik kararını kaldırmıştı.

Şimdi bu karara dayanarak; “Bir kadının hiçbir gerekçe yokken de namus ve iffetini ortaya koymayacağını, namus ve iffetini ortaya koyuyorsa, bunu gözden çıkarıyorsa bu saldırıya uğramıştır” savunmasına mı sarılacağız.” Hayır! Aslında tacize uğrayan kadın lehine olduğu düşünülen bu içtihadın bile, ne kadar cinsiyetçi bir bakış açısına sahip olduğunu tartışacağız. Zira namus ve iffet kavramının yine kadınla özdeşleştirildiği ve cinsel şiddete uğramanın da kadının namusuna ve iffetine “zarar verdiğinin” ön kabul olarak görüldüğü bir hukuk mantığına karşı yeni içtihatlar yaratmak için mücadele vereceğiz. 

GERÇEK ADALET İÇİN

Dönüş, “Adaletiniz bu mu!” diye haykırdı kararı veren hakime. Adalet erkek olunca gerçek adaleti sağlayacak kararları da maalesef zor duyuyoruz mahkeme salonlarında. Kararı veren kadın hakim olsa da...

Dönüş sen üzülme! Hatırlıyorsan ilk duruşma çıkışında “Ben bu davayı kazandım” demiştin. Evet, sen bu davayı kazandın, tüm toplumsal baskıyı bir tarafa iterek uğradığın bir cinsel saldırıyı sineye çekmedin, yola çıktın. Kadınları etrafında topladın. Sen de kadın mücadelesi de bu davayı kazandı. Bu dava henüz bitmedi ve biz mahkeme önünde de kazanana kadar devam edecek. Gerçek adalet sağlanana kadar mücadele edeceğiz.

 

 

www.evrensel.net