Arap Baharının çiçekleri soldu, hasat zamanı

Arap Baharının çiçekleri soldu, hasat zamanı

Arap baharının çiçekleri soluyor. Tunus’ta ilk seçimlerin ardından İslami muhafazakâr bir halet-i ruhiye hâkim.  Mısır’da devletin kontrolü hâlâ eski rejimin kalbinde olan ordu karargâhlarında. Yemen’de hareket otokrat başkan Abdullah Salih’in istifasını sağladıysa da gerçek bir değişimin o

Bernard Dreano

BİRİKEN BİR ÖFKE VAR

Devrim, karşı devrimi tetikliyor. 1848’de Avrupa’da “halkın baharı” sonrasında feodal rejimler, liberal monarşinin yerini Bonapartist İmparatorluğun aldığı Fransa’da dahi hareketleri birkaç ay içerisinde bastırmayı başarmıştı. Tüm bu değişimler son kertede bir şey değişmesin diye miydi? Yoksa aslında tarihi bir dalganın, tüm bölgeye şamil bir siyasi devrin başlangıcından mı söz ediyoruz? Bu soruyu on dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sı için sorabilir, bir benzerini Orta Doğu’nun yirmi-birinci yüzyılı için tekrarlayabiliriz.

Karşı devrim bir bakıma 2011 Mart’ının ortalarında, Suudi ve Emirlik orduları Bahreyn’i işgal edip harekete son verdikleri zaman başlamıştı. Tam olarak aynı günlerde ise NATO güçleri Kaddafi’yi vuruyordu. Bingazi’ye destek olup Bahreyn’deki isyanı bastırmak da neyin nesi? Burada başta çelişki gibi görünen şey gerçekte suni. Asıl olan şu; Kaddafi’nin sivillerin katledilmesinden sonra zafer kazanması hem uluslararası kamuoyu için rahatsız edici hem de bölge için istikrarsızlaştırıcı olacaktı; en azından Paris, Londra ve Washington’un fikri bu yöndeydi ve Riyad hemfikirdi. Bahreyn’de yaşanması muhtemel bir demokratik evrim ise Arap yarımadasındaki diğer devletler için istikrarsızlaştırıcı olurdu; en azından Riyad ve Washington bu fikirdeydi ve Londra ile Paris, Riyad’ın duruma el koymasına izin verdi.

Arap Baharı kış ortasında Tunus’un merkezinde başlayıp tüm bölgeye yayıldı. İki hafta arayla Mısır’da da halk aynı şekilde otokrat ve yoz bir rejime karşı, özellikle Kahire’deki Tahrir meydanında protesto seferberliğine başladı. Bu seferberlikler zafere kadar sürdü: 17 Ocakta bin Ali, 11 Şubatta Mübarek düştü. Demokrasi talep eden benzer isyanlar Yemen ve Bahreyn’de de çoktan başlamıştı. Fas’ta ve Ürdün’de ve nispeten daha az seviyede Cezayir, Umman ve Irak’ta da paralel seferberlikler başladı. Dara isimli ufak bir kasabada yaşanan kanlı bir çatışmanın ardından Suriye halkı da sokağa çıktı. Lübnan’da mezhepçilik, Filistin’de bölünme karşıtı protesto gösterileri Arap Baharı’na açık referanslar taşıyordu. Evrensel değerlere yönelik benzer arayışlar her yerde ortaktı: İfade özgürlüğü, demokratik reformlar, ekonomik ve siyasi yolsuzluklara son verilmesi ve hizipçi bölünmeye karşı kararlı direniş. Slogan ve yöntemler de aynıydı: Barışçıl gösteriler, Irhal! (Defol!), ve Şili’deki meşhur slogan El pueblo unido, jamás será vencido ile aynı tınıyı paylaşan Es Chaab yourid isqat al nizam! (Halk rejimin gitmesini istiyor!). 

Her ne kadar içinde farklı yerel diyalektleri olan, anadili Arapça olmayan (Berberice, Kürtçe, …) ya da kendini Arap görmeyen hatırı sayılır bir nüfus barındırsa da, söz konusu hareket Atlantik Okyanusu’ndan Pers-Arap Körfezine şamil kültürel ve dilsel bir bölgede gerçekleştiği itibarla, ortak kaderinden yeni bir geleceğe uzanan bir bölge olarak bir Arap hareketiydi.

Durum her ülkede farklı olmakla beraber yeni bir sosyal durumun işaretlerini her yerde görmek mümkündü. Eski nesillere göre çok daha yüksek eğitim seviyesine sahip yeni bir nesil, karşılarındaysa ayrıcalıklı bir kast, devlet muhafazakârlığı ile, ellerinde üniversite diplomaları olanlar için dahi kitlesel bir işsizlik vardı.  Infitâh (ekonomik liberalizasyon) politikaları ve özelleştirme süreçleri ile bağımsızlık sonrası kurulan sistemin bütünlüğü ortadan kaybolmuştu. Neoliberalizm zenginle fakir arasındaki uçurumu derinleştirmişti. Özelleştirme oligarşiler açısından petrol ve diğer doğal kaynaklar ve hatta dış yardımların aşırılması için bir fırsat anlamına geliyordu. Her ülkede oligarşi ile toplum arasındaki açı iyice açılmış, öfke birikmişti.

İnsanlar, eğitimli gençleri, maaşlı orta sınıfı ve küçük girişimcileri, köylüleri ve işçileri, dışlanmış ve ayrımcı muamele görmüş bölge insanlarıyla beraber “öfke günleri” ve “onur günlerinde” ortak emelleri etrafında bir araya gelmeye başladığında ise kalkışma artık devrim olmuştu.

Kitle örgütleri, kadın grupları, insan hakları örgütleri, sosyal hareketleri, bağımsız sendikaları ile Fas ve Bahreyn’de otonom örgütlü bir hareketlilik çoktan belirmeye başlamıştı bile. Mağrip’te, özellikle Fas’ta ve daha az oranda Tunus, Mısır ve Filistin’de güçlü bir Alter-küresel Hareket ortaya çıkıyor. El Jedida’daki (Fas) 2008 Mağrip Sosyal Forumu yalnızca Kuzey Afrika’dan değil aynı zamanda Orta Doğu, Sahra Altı Afrika ve Avrupa’dan 2400 kadar aktivisti bir araya getirmişti. 2000’li yıllar içinde bu bölgede yeni eylem biçimleri gelişti. Blog fenomeni ilk olarak Mısır’da yaygınlaştı. Fas’ta, kendi kendine örgütlenen “İşsiz-Mezunlar” hareketi başladı. İnternet ve Facebook iletişim kurmanın ve eyleme geçmenin araçları haline geldi. İlk siber-muhalif ağı, Mısır’lı blogcuların 6 Nisan 2008 tarihinde Mahallalı tekstil işçilerinin mücadelesine destek amaçlı oluşturduğu 6 Nisan Hareketi oldu. Siber-muhalefet daha sonra Tunus, Bahreyn, Yemen, Fas ve Suriye’de de serpilmeye başladı. Bu da Yemen’deki Devrim için Gençler ya da Fas’taki 20 Ocak Hareketi gibi gençlik şebekelerinin oluşumuna yardımcı oldu. Bunun en başta mümkün olmadığı Libya hariç her yerde, yaşanan kayıplara rağmen (2011’de Tunus’ta 300, Mısır’da 1000 kişi öldü) hareketler Sulamya (barışçıl bir yaklaşım) içinde, “demilitarize bir intifada" sergilemeye, Gandi benzeri bir strateji geliştirmeye çalıştı. Bu, silahlanmanın yüksek olduğu Yemen gibi bir ülkede veya Beşar Esad’ın dayattığı katliamlara karşı dahi böyle oldu.

SEKÜLER VE İSLAMCI

Siyasal zeminde ise seküler güçler bölünmüş halde. Mısırlı eski Wafd partisi veya Faslı Istiqlal gibi liberal demokrat ve muhafazakâr demokrat partiler ya zayıflar ya da düşüşteler. Nasır’dan Baas’a, Cezayir’in FLN’sinden Tunuslu Neo-Destur’a, ulusalcıların ideolojisi olması gereken “Arap sosyalizmi” oligarşik sistem ve yolsuzluk içinde kayboldu. Bugün samimi Arap Milliyetçisi güçler küçük bir grup oluşturuyor. Solda Tunuslu Ettacdid ve Faslı PPS (İlerleme ve Sosyalizm Partisi) gibi merkez-sol partiler sınırlı bir etkiye sahip. Karşılaştıracak olursak, Filistin’deki PFLP veya Yemen Sosyalist Partisi gibi eski partiler ya da Fas’taki solcu PSU (Sosyalist Birlik Partisi) ve Bahreyn’deki sosyal-demokrat El Waad gibi daha yeni partilerden oluşan 60’ların radikal solu, çok daha üretken ve çeşitlilik sahibi bir potansiyele sahipti.  Buna mukabil, Tunus’taki PCOT (Tunus İşçileri Komünist Parti), sosyal-demokrat FDTL (Demokrasi, Emek ve Özgürlükler Platformu) ya da liberal PDP (İlerici Demokrat Parti) gibi yeni hareketler de ortaya çıktı.

İslamcılar kendilerinin “İslami Uyanış” dedikleri bir hareketin (geçici olarak) en büyük varisi durumunda. Çoğu İslamcı parti İslam Devletine dair devrimci ütopyalarını bir kenara bırakarak parlamentonun oyun kurallarını kabul etti ve yavaş yavaş muhafazakâr siyasi partilere dönüştü. Bu partilerin kökeni İslami devrimin hengâmesinden çok kanun ve nizam arzu eden, kökleri şehirli orta sınıflarda olan çalışan kesim, kamu çalışanları ve benzeri insanlara dayanıyor. Tunus, Fas ve Mısır’da seçimleri kazandılar ve serbest seçim yapıldığı takdirde benzer başarılar diğer ülkelerde de söz konusu olacaktır. Bu tür bir muhafazakâr parti, seçimlerden ve “normale dönüşten” sonra (Mısır’da) askerin işbirliğinde veya herhangi bir koalisyon yardımıyla devrim sonrası rejimin dayanaklarından biri olacaktır.

Ancak İslamcılara yönelik içeriden de baskılar söz konusu. Bir yandan kimi İslamcı aktivistler, örneğin Fas’taki Al adl wal ishane (Adalet ve Merhamet) hareketinin üyelerinde; Mısır’da genç Müslüman Kardeşlerin bir bölümünde; Yemen ve Suriye’de benzerlerinde olduğu gibi solcu ya da liberal seküler güçlerle beraber yan yana mücadele veriyorlar. Öte yandan ana akım İslamcılar son derece muhafazakâr dinamik Selefi gruplarca eleştiriliyor. Bu tür hareketler Tunus’ta El Nahda ve (Selefi Nur Partisinin 20% oy aldığı) Mısır’da Müslüman Kardeşler gibi hareketlerin ihtiyatlı yaklaşımlarını rahatsız edebilir. Uluslararası radikal bir parti olan Tunus’taki Hizb u Tahrir – Özgürlük Partisinin yaptığı gibi, radikal gruplar her türlü provokasyonu yapıyor. Selefiler çoğu zaman eski rejimin güvenlik hizmetleri ve dış güçlerle tandem içinde hareket ediyor. (Suudiler). 

GEÇMİŞ HÂLÂ GELECEKLE REKABETTE

Tunus ve Mısır’ın siyasi gelecekleri belirsiz. Geçmişle gelecek hâlâ rekabet halinde. Tunus’ta toplumsal huzursuzluk, provokasyonlar ve ekonominin kötü durumu seçmenleri geçmişe dönüş vadeden adaylara itebilir. El Nahda muhtemelen kendi üyelerinin ve seçmenlerinin çelişik taleplerinin de etkisiyle, diğer siyasi partilerle iş birliğine girme ya da çatışma konusunda tereddüt ediyor. Mısır’da Yüksek Askeri Konsey değişimin güçleriyle (gençlik ağları, solun ve İslami gençliğin bir bölümü) bilek güreşine tutuşmuşken, Müslüman Kardeşler bu iki kesimin arasında, seçimlerde elde edeceği bir başarının meyvelerini toplamak üzere beklemede.

Arap devrimlerinin her devlet için kısa vadeli sonuçları bir dizi aktörün sorun yaratma kapasitesine bağlı. Bunlar içeride devrimi sınırlandırmak veya geriye getirmek isteyenler olacak. Dışarıdakiler ise batılı güçler, Suudiler, İsrail vs. Ancak gelecek ay ve yılların bilançosu ne olursa olsun kesin olan bir şey varsa o da işlerin eskisi gibi olmayacağı; Arap halklarının 2011 uyanışının hasadı gelecek on yıllarda toplanacak.

http://www.opendemocracy.net'ten Çeviren: Kerem Çiftçioğlu

www.evrensel.net