22 Ekim 2016 23:04

İranlı Yönetmen Asghar Farhadi: Hikaye ipten bir askıdır

Bir Ayrılık, Geçmiş gibi filmlerin yaratıcısı İranlı Yönetmen Asghar Farhadi Antalya Film Forumu kapsamında festivale konuk oldu.

Paylaş

Sevda AYDIN
Antalya

Antalya Film Festivali’nde onur ödülüne layık görülen Bir Ayrılık, Geçmiş gibi filmlerin yaratıcısı İranlı Yönetmen Asghar Farhadi Antalya Film Forumu kapsamında festivale konuk oldu. Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen Ustalık Sınıfı oturumunda Ali Faurkhonde ardıl çeviri yaptı. 

Son filmi Satıcı ile festivalde yarışan Farhadi, filmin tiyatro ile olan bağını sinemaya geçtikten sonra bir daha tiyatro yapamamış olmasından dolayı bir saygı olarak nitelendirdi. Son filmi de dahil olmak üzere Farhadi sinemasına dair  önemli ip uçları veren yönetmen, “Bana göre her sinemacının kendi kendisini bulması gerekir” diyerek kişisel deneyimlerini aktardı. 

Farhadi’nin konuşmasının öne çıkan başlıkları şöyle:

FİLMLERİMDEKİ GERÇEKLİK SİZİ CEZBEDİYOR OLABİLİR

Benim bazı filmlerimde sizi cezbeden bazı şeyler vardı ki, sizi burada ağırlıyoruz. Filmlerimdeki gerçeklik sizi cezbediyor olabilir. Bazılarınıza drama ve hikaye ilgi çekici gelmiş olabilir. Örneğin Hitchcock filmleri sağlam bir drama üzerine kurulur. Ya da çok gerçekçi olup, belgesele yaklaşan filmler ilginizi çekiyordur; Kiarostami filmleri gibi. Benim için en çekici taraf şu: Ben drama üzerine anlatılan filmleri izlediğim zamanlar, o karakterlerin gündelik hayatlarını merak etmeye başlarım. Tam tersine çok gerçekçi, belgesele yaklaşan filmleri izlediğimde de onların bir dramı olsun isterim. Yani ikisini birlikte görmek isterim. Aslında ben filmlerimde bu ikisini birleştirmeye çalıştım.

NEDEN GERÇEKLİĞE ÖNEM VERİYORUZ 

Gerçeklik nedir? Acaba bizim gündelik hayatımız mı? Gündelik hayat çekici mi? Bir sürü tekrardan oluşuyor bence hayat. Peki öyleyse biz neden gerçekliğe bu kadar önem veriyoruz. Size bir örnek vereyim, gerçekliğin ne kadar katmanlı olduğuna dair. 

Bir arkadaşınızla çay içmeye gidiyorsunuz. O daha erken gitmiş, siz gecikmişsiniz. Geldiğinizde, size yola çıkmaktan, başka yerlere gitmekten bahsediyor. Gündelik konuşmalar geçiyor aranızda. Bunlar bizim gündelik hayatlarımızın gerçekleri, sinemaya dönüşecek bir sahne değil gibi. Ama bir sonraki gün o arkadaşınızın öldüğünü düşünün. İşte o zaman, siz arkadaşınızın bir gün önce hep yolculuktan bahsettiğini söylersiniz. Bütün algı değişir. İşte bu gerçekliktir. Gerçeklikte bir sürü böyle işaret var ve biz onların önemi olmadığını düşünüyoruz. Ben bunları önemsiyorum.

SEMBOLLER VE İŞARETLER

İranlı Yönetmen Asghar Farhadi filmlerimde sıklıkla kullandığı semboller ve işaretler hakkında fikirlerini de paylaştı; Sembol: Arkasında bir anlam vardır. Örneğin beyaz güvercin pek çok kültürlerde “özgürlük” anlamını taşır. Sarı rengi benim kültürümde “şüphe” anlamına gelir. Taziye adındaki oyunumuzda şüphe içindeki karakterler hep sarı rengi giyer. Benim filmlerimde de evlerin rengi genellikle sarıdır içinde sarı çok vardır. Benim filmlerimdeki semboller sansürden doğdu. 

İşaret: Filmin içinde bir işaret gördüğümüzde gerçeklikten kopuk değildir aslında. Ama filmin bütününde yan yana koyduğumuzda bir bütün-anlam teşkil eder. Örneğin bizi bir şehirden başka bir şehre götüren yol  işaretleri. Tek tek bizi bir yere götürmüyor. Şehir işaretlerinin bütününe bakarak yolumuzu buluyoruz.

Buluştuğunuz arkadaşınızın sözleri bir işaret hissi vermeyebilir. Ama bir gün sonra öldüğünü öğrendiğinizde, bütün konuşmaları ölüme işaret olarak okuyacaksınızdır. Ben de filmlerimde böyle bir bütüne bakıyorum. 

Örneğin son filmim “Satıcı”nın başında bir binanın yıkıldığını görürsünüz. Bu tek başına bir şey işaret etmiyor. Ama filmin tümüne baktığımızda, o binanın parçalanmış olması, filmdeki bütün ilişkilerin parçalanmasını çok iyi ifade ediyor.

Bazıları benim, bu işaretleri filmlerime sonradan soktuğumu söylüyor. Senaryoyu ilk yazdığımda işaretleri yerleştirmiyorum. Yazdığım senaryoya önce sadece gerçeklik içinde bakıyorum. Ama sonra, senaryonun içinde bu gerçeklikleri birbirine bağlayacak işaretleri yerleştiriyorum sonra. Bu işaretleri koyarken, bu filmlerimin kimler tarafından izleneceğini hiç düşünmüyorum. O işaretlerle kendim için bir dünya kuruyorum.

Örneğin biri rüyasında dişlerinin düştüğünü görüyor. Bizim kültürümüzde bu ölüm anlamına gelir. Filmde o ölüm kısa süre içinde gerçekleşecektir.

Son filmimde bir sahne var: Dolmuştaki kadın yanındaki kişiden biraz toparlanmasını istiyor. O kişi utanıyor. Ama burada anladığımızdan-gördüğümüzden değil hissimizden bahsediyorum. Hemen ardından gelen tiyatro sahnesinde aşağılanan bir kadın oyuncu kendini kötü hissediyor. Bütün bu hisler, filmin başkarakterine kadar uzanıyor. Bu duygu sürekliliği film boyunca devam ediyor.

SEYİRCİ YÖNETMENLE GÖZ SEVİYESİNDE BİR İLİŞKİ KURUYOR

Bir filmi yaparken, seyircinin yönetmenle aynı işaret yorumlamasına ulaşmasını beklemememiz gerekiyor. Her seyirci farklı bir yoruma ulaşabilmeli.

Günümüzün sinema seyircisi, yönetmenle “göz seviyesinde” bir ilişki kuruyor. Zaten günümüzün yönetmeni, sinemanın başlangıç yıllarının tersine “ders vermek” amacıyla film yapmıyor.

Farklı izleyiciler farklı yerlerden izlemek isteyebilir. Kimi sosyolojik, kimi siyasal, kimi ahlakçı. Bir yönetmen olarak bütün bu perspektifleri mi bilmek korkutucu. Biz sadece hayatı bilmeliyiz.

Bir film bize ne yapar? Bizi üzer ya da sevindirir. Ya da ikisini birlikte yapar. Eğer film bununla kalırsa, filmi unutacağız demektir. Eğer sevinç ya da üzüntü düşünceye dönüşürse o film kalıcı olabilir. Filmin sonunda sizi düşünmeye iten bir soru işareti olmalıdır.

Günümüzde filmler farklı ortamlarda seyrediliyor. Benim isteğim sinema perdesinde ve toplu bir şekilde izlenmesidir. Sinemada izlemek bir toplu ayin gibidir. Ama teknolojik değişimin önüne geçemeyiz. Biz yaşadıkça sinemalar kalır. Biz öldükten sonrasını bilemeyiz.

KENDİ DİLİMİZDE YAPTIĞIMIZ FİLMLER KALPTENDİR

Bir yönetmen kendi ülkesinde yaptığı filmleri bütün kalbiyle yapar. Ama başka bir ülkede film yapmaya başladığında mantık da giriyor devreye. Bazı izleyiciler daha çok duygu ister ama bazıları da mantığı arar daha çok. Ben her iki seyirci kitlesini de gördüm ve yaşadım. Peki ben neden başka ülkelerde film yapıyorum. Ben sadece yeni tecrübeler olsun diye yapıyorum.

‘GEÇMİŞ’ İLE RİSK ALMAK İSTEDİM

“Bir Ayrılık” başarılı oldu ve konuşuluyordu. Bir akşam Tahran’da bir arkadaşımın evinde gittim. Bana Kanada’ya gittiğini söyledi. On beş sene önce ayrıldığı kadından resmen boşanmak için gitti. Ve döndüğünde o kadınla iki hafta aynı evde yaşadığını söyledi. Ben de bu konudan kopamadım. Bu süre boyunca hep geçmişle ilgili konuşacaklarını düşündüm. Gecmiş’i yazmaya böyle başladım. Bu filmle risk almak istiyordum. Ama hiçbir zaman Fransa’da film yapacağımı düşünmüyordum.

FİLMLERİMİN İKİ BAŞLANGICI BİR SONU VARDIR

Bazıları filmlerimin açık bir sonu olduğunu düşünür. Benim filmlerimin iki başlangıcı ve bir sonu vardır. Son denilen şey, insanların kaderlerinin değişmesidir. İki başlangıç nedir? Biri filmin ilk dakikalarında gördüğümüz başlangıç. Diğeri de filmin sonunda gördüğümüz başlangıç. Bu açık bir son değildir. Filmin yeniden zihninizde başladığı andır.

Hikaye ipten bir askıdır. Bu ipin bir ucu bir duvara, diğer ucu öbür duvara asılır. Ve üstüne elbiseler asarız. Bir son bağlamazsak elbiseler asılamaz, düşer. Hikayenizi yazarken her zaman bir son bulundurun aklınızda. Belki bu gerçekten kullanacağınız son değildir. Belki değiştireceksiniz ama kalemi her elinize aldığınızda bir son hazırlayın.

KADINLAR GELECEĞE ERKEKLER İSE GEÇMİŞE BAKIYOR

Forumun ardından salondaki konuklardan sorular alan Asghar Farhadi “Kadın ve erkek hakkında ne düşünüyorsunuz? Sorusunu şöyle yanıtladı; Ben yazarken kadın ya da erkek diye düşünmem; yazdığımı insan olarak görürüm. İnsanları kadın ya da erkek olarak ayırmanın bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Ben karakterlerimi birbirlerinden cinsiyet temelli ayırmam. Evet, kadın ve erkeğe ait farklılıklar vardır. Benim filmlerimdeki kadınlar daha ileri bakar. Erkekler ise daha çok geçmişte olan bitenle ilgilenir. Bunun nedenini şöyle buldum. Kadınlar doğurgan oldukları için daha çok geleceğe bakıyor. Erkekler ise daha çok çalıştıkları toprağa, yere ve geçmişe bakıyor.

ÖNCEKİ HABER

Kamerun’da tren kazası: 55 ölü

SONRAKİ HABER

Mezuniyetin maliyeti düşündürüyor: Dükkana gelen boş çıkıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa