Yasemin Mori’nin hikaye anlatıcılığı ve sözlü evreni

Yasemin Mori’nin hikaye anlatıcılığı ve sözlü evreni

Ozan Doğu, 2008’de müzik piyasasına giren Yasemin Mori’nin Hayvanlar, Deli Bando ve Finnari Kakaraska albümlerindeki sözlü evreni yorumladı.

Ozan DOĞU

HAYVANLAR

Yasemin Mori’nin  ilk albümü Hayvanlar,  lirik gücü yüksek bir albüm. Hayvanlar’daki şarkı sözleri daha çok acı tutanakçısı bir kadının kayda düştükleri. Konuşmak, Aslında Bir Konu Var ve Mutsuz Punk’taki anlatımlar şiirsel ve güçlü olduğundan, aşk acısı gibi klişeleşmiş bir konuyu tekrar klişeleştirmeden, olabildiğince farklı yönleriyle, gidenin ardından söylenen sözler değil de daha çok karşılıklı konuşma havasında, kırgın ve ne olduğunu anlamaya çalışan bir kadının sözleri var. Kuzgun’da diğer şarkılarda olduğu gibi konuşma havası var, şarkı sözlerinin genelinde sorular hakim. Kuzgun metaforu sevilen kişiyi temsil ediyor. Önceki şarkı sözlerinde kahramanımız edilgenken, Kuzgun’da daha aktif. Çeşitli duygu dalgalanmaları yaşıyor. Nolur Nolur Nolur’da şarkı sözlerini toplumsal cinsiyet bağlamında incelersek, sözlerin arabesk ve cinayet söylemleri olduğunu görebiliyoruz. Özellikle ‘Ya benim ya ölüsün’ aklımıza ‘Ya benimsin ya kara toprağın’ söylemini getiriyor. Yasemin Mori, bu söylemleri yapı bozumuna uğratarak söylemlerin farklı bir hal almasını sağlamış. 

DELİ BANDO

Deli Bando albümüyle  Yasemin Mori,  Hayvanlar’daki karşılıklı konuşma anlatımlarından vazgeçerek,  şarkı sözlerinde hikayeler anlatmaya başladı. Deli Bando’nun açılış şarkısı olan Muşta, peşinde polisler olan bir kahramanın hikayesini anlatıyordu. Muşta’nın birinci bölümündeki kördüğüm metaforu, bir şeylerin konuşulduğunu, çözümsüz kaldığını ve tartışıldığını işaret ediyor. Tartışılan yerin ev, odalar olduğunu, duvarların ve eşyanın ruhuna sinmiş acıyı, acıyla gelen hatıraları taşıdığını ifade ediyor.
Deli Bando’nun ikinci şarkısı Geronimo. Muhtemel bir ‘kıyamet’ ya da bir dizi fantastik olaylar var. Kahramanımız, kendi yaşamı için son anlamına gelen olaylardan sonra diriliyor. Bunu hikayenin ana kahramanı Geronimo’ya ulaşmadan önceki hayatıyla ilişkilendirebiliriz. Yerin kulağının içine çekilip, dünyanın merkezine girmesi Geronimo’nun çağrısı. Birbirlerine hikayeler anlatıp gülüyorlar. Belki de uzun zamandır böyle neşeli olaylara ihtiyaçlarının olduğunu, kahramanımız ve beraberindekilerin kendine gelme yolu olduğunu anlıyoruz. Eğlenerek, kahkaha atarak üzerlerindeki karaları, baskıları atıyorlar. Kahramanımız eski haline döndükten sonra kendi yolunu çizeceğini ve umutlu olduğunu belirtiyor. Eskisinden daha güçlü olduğundan Geronimo’ya ihtiyaç duymuyor.
Venüste Uyandım, nefes nefese bırakan, heyecan verici bir olay. Herkesin hayatında tanık olduğu gökkuşağının izine düşüyor kahramanımız. Maceraya atılıyor. Gördüğü manzara ve ruh haliyle içinde bir şeyler kıpırdanıyor. Göğüs kafesindeki yabanıl kuşlar kanat çırpıyor. İkinci bölümde gördüğü şey karşısında ikileme düşüyor. İçinin bir kısmının gittikçe kalabalıklaşıyor ama kalabalıklaşmanın getirdiği gürültü haz veriyor, çılgınsı durumlara kapılıyor. Bunlar olurken bir yanı yalnızlaşmak istiyor, kaçıyor. Kaçmak işe yaramıyor, dengeyi tutturamıyor. Üçüncü bölümde ikileminden kurtuluyor, karşısındakini istiyor ama deli fişekliğini hâlâ koruduğundan, sakinleşemiyor ve yardım istiyor. Sevgisinin boyutunu, en ufak bir sözün, temasın dünyanın terazisini alt üst edeceğini anlıyoruz. 
Işığa Geldi Çocuklar’da, anlatılan hikayede bir yolculuk mu yoksa bir sürgün mü var ? Yolculuğun sonu neler vadediyor? Önceki şarkı sözlerindeki karşımıza çıkan, yine varlığını, varoluşunu bir macerayla bulan karakterler. Dağların ardında görünen, umuda dair hayata dair bir şey, ışık. Işığa doğru yavaş yavaş yaklaşıyorlar. Bilinmeyen bir diyar ve yabancı çiçekler. Sınırı geçip, umudun topraklarına ayak bastıklarında, kalplerinde büyüttükleri merhamet denen ağaçla bakıyorlar dünyaya.

FİNNARİ KAKARASKA

Bitli Kaptan’da, engin denizlerin ortasında bir gemi sallanmaktadır. Şarkı sözünde geçen, ‘Simsiyah ordular gibi saldırdılar’ sözü, gecenin karanlığında büyüyen, yükselen, gemiyi savuran dalgaları anlatmakta. Bitli Kaptan’da anlatı mitolojik öğelerle beslenmiş ve masalsı bir özellik kazanmış.  
Avcı’da, hikayede avcının ava çıkmasıyla birlikte yükselen bir ritim var. ‘Yüreğinde taş parçası’ avcının kötü biri olduğunu veya vicdanının olmadığını söylemekte. ‘Kaba saba haki bir yelek’ bildiğimiz avcı profili çizmekte ve ‘Göğsünü korumaya aldı’ avcının bir bakıma göğsünü korurken bir yandan da taşlaşmış kalbini korumakta. Avcı ormanda ilerlerken orman tüm güzelliğiyle kendini göstermektedir. Üçüncü bölümde avcının başına bir şeyler geldiğini anlıyoruz. Önüne çıkan her şeye avlanılacak ya da yararlanılacak gözle baktığını. Önüne bir ceylan çıkıyor ve hemen menzil alıyor. Avcı-av hikayelerinden farklı olarak, sonunda ceylanın öldürülmesi ya da kaçması yerine ormanın canlanıp, dile gelip olaya müdahale etmesiyle karşı karşıyayız. İlerleyen bölümlerde orman avcıya tepki göstermesine rağmen, avcı ceylanı öldürmektedir. Ceylanın ölmesiyle tüm orman, ormanda yaşayan hayvanlar yas durumuna geçip, üzülürler. ‘Benim senin gibi bir oğlum yok / Seni ben doğurmadım’ sözlerinde, aslında orman olarak tasvir edilen yerin, orman benzetmesinin, bir kadın  yaratıcı olarak aktarıldığını görüyoruz. Ormanın kendisinin kutsal ve ilahi olduğunu.  

YİNE BULUŞURUZ

Sevgilisinden ayrı olan kahramanımızın, ayrılığı, ayrılık acısını ‘kor’ gibi hissettiği, yalnızlığı, yalnızlığın delip geçen gücüne karşı koymaya çalıştığı, şiirsel bir dille anlatılmış.  
Sonuç olarak Yasemin Mori’nin şiirle yakından ilgilendiğini, sadece acıdan doğan durumları anlatmak yerine, farklı insanlık hallerini, hikayelerini anlatmak istediğini, bunu yaparken de şiirden ve sözlü anlatı geleneğinden yararlanıp, kendine sözlü evren oluşturduğunu söyleyebiliriz.

www.evrensel.net
ETİKETLER Yasemin Mori