Ne yonttular? Niye yonttular?

Ne yonttular? Niye yonttular?

Farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda hayatlarında ve eserlerinde, sesi duyulmayanların sesi olmaya çalışan heykel sanatçılarına bir göz atalım.

Baskı dönemlerinde seslerini sanatlarıyla ortaya koyan, düşünceleri yüzünden sansüre maruz kalan sanatçılara yer verdiğimiz sayfamızda bu sayıda heykel sanatçılarını konuk ediyoruz.
Tarihin birçok döneminde yıkılan, parçalanan ya da çeşitli şekillerde tahrip edilen heykeller bulabiliriz. Bir yandan da şehirdeki hemen hemen herkesin bir şekilde işi düştüğü meydanlarda yükselen heykeller var. Camiel van Winkel, « görsel medya tarafından domine edilmiş bir dünyada görsel dünyaya ait olmayan pratiklerin ve süreçlerin görsel dünyaya aktarılması için sürekli bir baskı vardır. Bu görünürlük rejimidir. » derken tam da bunu kastediyor olmalı. Devletin resmi ideolojisi, fikirlerin, duyguların, arzuların görsellerle tanındığı ve taşındığı modern dünyada karşılığını açıkça meydanlardaki heykellerle bulurken yine aynı resmi ideoloji, birçok heykelin ortadan kaldırılmasını gerekli kılmış. 
Bu çerçevede, farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda hayatlarında ve eserlerinde, sesi duyulmayanların sesi olmaya çalışan heykel sanatçılarına bir göz atalım.


KAREN LYONS
Bağımsız bir sanatçı olarak çalışan Lyons, Newcastle Üniversitesi’nde güzel sanatlar okudu. Farklı üniversitelerde dersler verdi. 
Son zamanlarda vücut, form ve formsuzluk özelinde morfolojik estetik çalışan Lyons, Middlesex Üniversitesi’nde çalışmalarına devam ediyor.
SİLAHLARDAN EŞYALARA
Barış aktivistiErinmaBell’in Manchester’daki silahlı suçlara karşı yaptığı katkıları ölümsüzleştirmek adına yapılan eser, ilk defa bu yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde sergilendi. 50 tane silahın eritilmesiyle yapılan eseri Lyons, “şehirde, farklı grupların sesi olan kadınlar”a adadı.


YEVGENİY VUÇETİÇ
1908 yılında Ukrayna’da doğdu. Sosyalist gerçekçilik akımının temsilcilerinden olan Vuçetiç, anıtlarıyla tanındı. 
Kılıçları Pulluk Yapalım (Let Us Beat Swords into Plowshares) adını verdiği heykeli Birleşmiş Milletler’in bahçesinde sergilenmektedir.
SOVYET SAVAŞ ANITI
Berlin’deki Treptower Parkı’nda yer alan heykelin tasarımcılarından biri Vuçetiç’tir. Berlin Muharebesi’nde yaşamını yitiren askerleri anmak yapılmıştır. Anıt, Berlin’de savaştan sonra inşa edilen üç Sovyet savaş anıtından biridir.
Heykelde elinde bir kılıç ve bir çocuk tutan Kızıl Ordu askeri, Nazilerin sembolü gamalı haç sembolünün parçalanmış halinin üzerinde durmaktadır.
2 Eylül 2015’te anıtta bulunan kabartma yazılar Neo-Naziler tarafından tahrip edilmiştir.


MEHMET AKSOY
1939’da Hatay’da doğan Mehmet Aksoy, Almanya’da ve Türkiye’de tanınmış bir heykeltıraştır. Eğitimini İstanbul Devlet Güzel Sanat Akademisi Heykel bölümnde tamamladı. 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışı eğitim bursu sınavını kazanarak eğitimine Londra’da devam etti, Berlin’deyken sosyalizmden etkilenerek çeşitli politik etkinliklere katıldı.
12 Eylül sürecinde evinin basılmasından sonra ülkeden ayrılıp Berlin’e yerleşti. Bu dönemde yaptığı heykellerde Türkiye’deki gerilimleri, hapishanelerde işkence görenleri konu edindi.
İNSANLIK ANITI
Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin düzelmesi sürecinde yapılan heykel, 2011’de dönemin başbakanı Erdoğan’ın heykeli “ucube” olarak nitelendirmesiyle gündem oldu. 14 Haziran 2011’de heykel, kesilerek kaldırıldı.


PAUL MOREAU-VAUTHIER

1871 yılında Fransa’da doğan Vauthier, 1900 yılında Paris’te sergilenen La Parisienne (Parisli) eseriyle tanındı. Verdun Savaşı’nda da savaşan Vauthier, 1920 yılında 1.Dünya Savaşı’nın yıkımını anlatmak için Fransa ile İsviçre arasındaki sınırda 650 km boyunca uzanan bir heykel serisi yapmayı planladı. 
1936 yılında hayatını kaybeden Vauthier, Pere Lachaise mezarlığına gömüldü.
DEVRİMİN KURBANLARINA (VICTIMES DES REVOLUTIONS)
Vauthier’in 1871 yılının Mayıs ayında idam edilen 147 Komünarı anmak için yaptığı eseri, Pere Lachaise mezarlığındadır. Heykelde Vauthier, Komünarların öldürüldüğü duvarın taşlarını kullanarak taşlardaki kurşun izlerini de sergilemiştir. Heykelde kollarını iki yana açmış figür, Fransız Devrimi’nin sembol ismi Marianne’dir.
“Belirtmekte fayda var ki Vauthier’i bu esere yönelten şey onun tutkun bir Komünar olması değil, -tıpkı Marianne’yi infaz sahnesinin orta yerine yerleştirerek yaptığı gibi- ‘kardeş kanının’ dökülmesine olan itirazıdır. (…) Onun ‘Fransa’da İç Savaş’a yaklaşımı hümanist olmakla birlikte Marx’ın sınıf ssavaşımı tezine de bir o kadar uzaktır.” (Ercüment Akdeniz)


AUGUSTE RODİN
Rodin, 1840 yılında Paris’te doğdu. 1864’te ilk atölyeini tutan Rodin,  1871’de Belçika’da ilk kez yapıtlarını sergiledi.
1891’de Balzac Anıtı için Edebiyatçılar Birliği’nden sipariş aldı.  Yaptığı anıt, birçok tartışmaya neden oldu. Daha sonra yaptığı Victor Hugo projesi reddedildi.
Rodin, heykel sanatını akademizden uzaklaştırılmasıyla ve anıtsallığın yerine insancıllığı koymasıyla bilinmektedir.
DÜŞÜNEN ADAM
Rodin’in 1904’te tamamladığı “Düşünen Adam” eseri, Paris’teki Rodin Müzesi’nde sergilenmektedir. Eser, felsefi düşünceyi anlatan bir simge olarak kullanılmaktadır.
Rodin, Paris Dekoratif Sanatlar Müzesi’nin kapısı için aldığı sipariş üzerine “Cehennem Kapısı” adını verdiği eseri için 10 yıl çalıştı. Eserinin ilhamını Dante’nin “İlahi Komedyası”ndan almıştı. Kapının üzerindeki 200 figürü birbirinden bağımsız olarak yaptı. Adem ve Havva’nın iki yanında durduğu kapının tepesinde “Düşünen Adam” olacaktı. Rodin, kapıyı yetiştiremeyince o zaman “Şair” olarak adlandırdığı “Düşünen Adam”ı bağımsız bir eser olarak yapmaya karar verdi. Heykelin bu tarihsel arka planında ötürü, birçok sanat eleştirmeni “Düşünen Adam”ın aslında Dante’yi tasvir ettiğini düşünmektedir.
Eserin bir kopyası, Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesinde bulunmaktadır.


GİACOMO MANZÙ
Manzù, 1908 yılında İtalya’da doğdu. Sanat eğitimini katıldığı birkaç gece okulu dışında kendi sürdürdü. 1933’te Milano Trinali’nde sergilediği büstleriyle ülke çapında popülerlik kazandı.
Manzù, 2.Dünya Savaşı sırasında İsa’nın ölümüyle ilgili heykeller yaptı. Bu heykellerde, İsa’nın çektiği acılarla 2.Dünya Savaşı’nda insanların çektiği acıları özdeşleştirdiği gerekçesiyle faşist hükümet ve dini otoriteler tarafından baskıya maruz kaldı. 1940 yılında Brera Akademisi’nde profesörlük yaparken şehri terk etti.
Eserleri Avrupa müzeleri ve sanat koleksiyoncularının yanı sıra Sovyet sanat dünyası tarafından da çokça övgüyle söz edildi. 
PARTİZANA ANIT
Manzù’nun 1977 yılında sergilediği eserde, anti-faşist bir genci ayaklarından asılmış, İtalyan faşistleri ya da Naziler tarafında işkence edilmiş halde görürüz. Heykelin arkasında şiirde şöyle yazmaktadır:
Partizan!
Asıldığını gördüm.
Hareketsiz.
Sadece saçın hareket ediyordu
nazikçe alnında
Akşam serinliğiydi
yavaşça süpüren,
sessizce,
yüzünü okşadım.

www.evrensel.net