09 Ekim 2016 13:30

Unutmamak direnmektir

Şair Hicri İzgören, 10 Ekim Ankara Katliamı’nın yıl dönümünde “unutmama”nın önemini yazdı: Çünkü unutmak, umudu kaybetmek anlamına gelir biraz da.

Paylaş

Hicri İZGÖREN

“Öyle şeyler vardır ki unutmamak gerekir. Özellikle acılar.”
Lermontov

 ***
10 Ekim 2015’te Ankara barış mitinginde yaşanan vahşetin üzerinden tam bir yıl geçti.
Hatırlayalım… Böyle bir  hazan mevsiminde geldi caniler… Kinleri, nefretleri, öfkeleri ve bombalarıyla geldiler Ankara’nın göbeğinde yine bir can pazarı, bir vahşet yaşattılar.
Birilerine göre “suçlu”ydu onlar. Çünkü emek, barış ve demokrasi talep ediyorlardı…
Bu katliam canilerin barışa, barış isteyene nefreti, kini ve öfkesiydi.
O cellatlar hiç durmadılar. Bu ülkede kan ve gözyaşı üzerine inşa edildi iktidarlar. Tarihi katliamlarla dolu bu yapı bir türlü kana doymadı. Her dem taze kan istedi bizden.
Ana yüreğini yakanlar, hayatı yetim bırakanlar, sevgiyi karanlıkta boğanlar ne yazık ki hâlâ aramızda dolaşmaktadırlar.. Hiç eksik olmadılar. Onlar düzenin hacıyatmazları gibi her dönem vardır zaten. 
Hatırlayalım…Başkentte, başkentin de en merkezi yerinde patlatıldı bombalar. Önce kana sonra yasa büründü her yer.
Hani olay mahaline  ambulanslardan önce polisler geldi ve hayati tehlikesi olan ağır yaralı insanlara müdahale eden sağlıkçılara, yaralılara ve ölenlere biber gazı ile saldırdılar.
Yanlış kurulmuş denklemler gibidir onlar. Unutmayalım… Vazifeleri ve ulufeleri vardır onların. Yaşamın yüzünde bin yıllık çıban gibidirler. Kirli belgelere mühür olurlar tarihin sayfalarında. Yalanın ve talanın parmak izleridir onlar. Miadı geçmiş yasalardır onlar. Tel örgüler girdabında mahşerdir, demir parmaklıklardır, zindandır, zulmettir onlar... Bozulan düzendirler, boşalan köylerdir. Faildirler, tetiktirler, kan ve barutturlar, ateştirler, yangındırlar, suçturlar… Sahtedir suretleri. Vatan, Millet, Sakarya derken yalandırlar dolandırlar, Kasalarının şişman karnıdır meramları. Öncül ve ardılları vardır. Sistemin kokuşmuş aygıtlarıdır onlar… Kalaylanmış yıldızları ve adları kazındığında, altında apoletleri, cübbeleri, kırılan kalemleri, darağaçları ve cellatları çıkar. Koynumuzda ferman, boynumuzda urgan oldular….
Hiç çapraz ateş arasında kalmadı onlar… Yüzlerine hiç tereddütsüz bakmadı ölüm. Gecenin karanlık tezgahından geçmediler. Yüzlerini bir seher yeli yalamamıştır. Saçları bir yağmurda yıkanmamıştır.Onlar karanlıkta hiç renk aramadılar, hiç karalar bağlamadılar, hiç dünyaya sıkışıp kalmadılar…Hiç gönülden anlamadılar. Bir şarkısı bir şiiri olmadı….Bir çocuğa anlatacak masalları olmadı…
Zayıflıklarla dolu olsalar da hep güçlüyü oynadılar…Yalanlardan kaleler ve kuleler oluşturdular. Sırça köşklerinde kendilerini mutlu ve memnun sandılar. Hiçbir konuda göstermedikleri kararlılıklarını müzmin alışkanlıklarında, inkarlarında ve vahşetlerinde gösterdiler… O kadar kötü bir alışkanlıktı ki; ne zaman hayat biraz soluklanmaya başlasa kirli oyunlarını devreye soktular …

ACIMASIZ TAKVİM YAPRAKLARI

Evet, bilelim artık, hayat bize zulmü reva görüyor, kadere boğduruyor. Olmasını istediğimiz şeyler hep ertelenmiştir, başka bir zamana bırakılmıştır ve “o zaman” uzadıkça uzamıştır. Takvim yaprakları acımasız olmuştur.
Hatırlayalım… İşte yine aynı mevsimdeyiz,bir katliamın yıl dönümündeyiz. Şairin deyişiyle içimiz acıyor;
“Eylül toplanıp gitti işte
Ekim filan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca atlar gibi,
Kimi sevsem, kim beni sevse,
Sevgim acıyor.”

***
Hatırlayalım…Türkiye’nin yakın tarihi; katliamlar, kayıplar, cinayetlerle doludur.
İnfazların, yüzlerce kayıbın, kitle katliamlarının, provokasyonların bir avuç “çetecinin” kararı ve organizasyonuyla gerçekleştirildiğine inanmamız isteniyor. Oysa failler her şeyden önce devlet derinliklerinde var oldular. Yani her zaman Ece Ayhan’ın dizelerindeki gibi devlet dersinde öldürülmüşüz. 
“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür”
Bu ülkede insanlar baskıyı ve zulmü yıllarca hücrelerinde hissederek yaşadı. Onu normal bir şeymişçesine kanıksadı. Bazen de unuttu yaşananları.
“Aklı beşer nisyan ile malûldur” derler. Yani insan aklı unutmaya meyillidir, insan çabuk unutuyor...
Tarih, bir bakıma insanlığın hafızasını elinde tutar. Günlük hayatın içinde yaşanan acıları unuturuz, zaman içinde üstü küllenir. Oysa unutmak, hafıza yükümlüğünü yok etmek, farklı bir zamanda farklı bir mekanda her şeyin yeniden yaşanabileceği gerçeğini de unutmak olur.
Unutturmak hükmedenin tuzağıdır bir bakıma... Zalim, hafızayı körelterek uzun zaman zulüm edebilir ancak. O halde zulme uğrayan unutmamalı... Daima hatırlamalı... Bu da yetmez belki... Unutmaya başlayana hatırlatmalı.
‘Unutma’nın arkeolojik kazısını yapan bilim; hatırda tutmanın, unutmamanın insanoğluna pek cazip gelmediğini söyler. Unutuş bir virüs gibi insanlığın hafızasındaki tüm bilgi-işlem merkezlerini bozmaktaymış. Bu durum daha çok yaşanan acılar için geçerli sanki... Oysa unutmamak gerekir. Çünkü unutmak, umudu kaybetmek anlamına gelir biraz da.
Unutmayalım ki, geçmişimizle yaşamayı öğrenip, daha güzel gelecekler için umutlar yaratabilelim. 
Unutmamak direnmektir!

*[email protected]

ÖNCEKİ HABER

Ölü ve yaralı biletlerle yolculuk

SONRAKİ HABER

74 muvazzaf askere yakalama kararı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa