09 Ekim 2016 08:59

Yargı ‘Devlete dokunmama’ refleksiyle hareket ediyor

Dosyamızın ikinci gününde 10 Ekim Katliamı’nın yargısal sürecinde neler yaşandığını mağdurların avukatlarından İlke Işık ile konuştuk.

Paylaş

Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde 7 Kasım tarihinde görülecek ilk duruşmayla yargılama süreci başlayacak olan 10 Ekim Katliamı’nı mağdurların avukatlarından İlke Işık ile konuştuk. 

“Bu katliam nasıl gerçekleşti? Antep’te bu kadar rahat örgütlenebilen IŞİD hücresi nasıl engellenmedi? Bunları kim niye durdurmuyor, niye önlem almıyor?” sorularına yanıt vermeyen bir iddianameyle yargılama yapılacağını söyleyen Işık, katliamın bütün sorumlularıyla beraber aydınlatılması için tüm sorumlulara birlikte bakılması gerektiğini söyledi. 

Emek ve meslek örgütlerinin düzenlediği barış mitingini kana bulayan IŞİD saldırısında 101 kişi yaşamını yitirmiş, 500’ü aşkın kişi de yaralanmıştı. Katliamın nasıl göz göre göre geldiği ise güvenlik birimleri arasında saldırganların kimliğine kadar tüm bilgilerin yer aldığı istihbarat yazılarının gün yüzüne çıkmasıyla ortaya çıktı. 

7 Kasım’da ilk duruşması başlayacak davada kamu görevlileri yok. Dosyada sadece çoğu firari 36 kişi sanık durumunda.

ÖNLENEBİLME İHTİMALİ VARDI

Katliama ilişkin 62 tane istihbarat notunun olduğunu ortaya çıkaran mülkiye müfettişleri raporunu hatırlayarak başlayalım...
Mülkiye müfettişi raporunda, eylemi gerçekleştiren canlı bomba Yunus Emre Alagöz’ün kendini miting gibi yerlerde patlatabileceği istihbaratını ve bu istihbaratların emniyetin çeşitli kademelerinde dolaştığını öğrendik. Yani bu kadar istihbaratın olması, üstelik başka katliamların da yaşandığı düşünülünce bütün önlemler gerçekten alınmış mıdır? Üst düzey bir emniyet önlemi alınmış mıdır? Gar nasıl kontrolsüz bir noktada bırakılmıştır? 14 Eylül tarihli istihbarat notunda  IŞİD’in miting gibi yerlerde katliam gerçekleştirmesinin kuvvetle muhtemel olduğu söyleniyor. Bu istihbaratı gören MİT, Emniyet, Ankara Valiliği, Emniyet Genel Müdürlüğü, tertip komitesine neden bilgilendirme yapmamıştır? 

Konya’dan bariyer getirmeyi düşünen Emniyet, kendi personelini canlı bomba konusunda uyarıyor. Miting sona erdikten sonra eylemciler  çeşitli eylemler yapabilir, taşkınlık çıkarabilir diye düşünüyor. Ama o mitinge ülkenin dört bir yanından gelecek insanlar için hiçbir şey yapmıyor. Katliamın gerçekleştiği ortama bakalım. 10 Ekim, nerede ne olacağı belli olmayan bir saldırı değildi. Öncesinde, Suruç ve Diyarbakır olmuş. IŞİD böyle eylemler yapmaya başlamış ve 7 Haziran seçimlerinden sonra ülke böyle bir sürece girmiş. 2 Kasım’da da seçim olacak. Ve bu katliamdan yararlanan bir siyasal iktidar var karşımızda. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, “10 Ekim’den  sonra anket yaptırdık, oylarımız arttı” demişti.  Ülke kaos, korku ve terör ülkesi haline geldi ve bu durumdan yararlandılar.

Bu yüzden gereken önlemler alınsaydı,  önlenebilir miydi? Önlenebilme ihtimali vardı. Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı tüm yetkili kurumlar ora-da yapması gerekenleri yapmadılar. Katliamın gerçekleşmesine dair ciddi sorumlulukları var. Bir diğer sorumluluk da, ülkeyi savaş, kaos ve terör ortamına dönüştüren politikalar. Bu politikalar nedeniyle Antep’te, Adıyaman’da, ülkenin dört bir yanında örgütlenen IŞİD hücreleri var. Sınırların delik deşip edilip, canlı bombaların sınırlardan geçmesine engel olmayanlar var

SAVCI BİLDİĞİNİ OKUDU

IŞİD’in Türkiye’deki diğer saldırılarında olduğu gibi 10 Ekim dosyasında da tepki çeken hukuki bir süreç yaşandı. Mağdurların ve avukatlarının itiraz ve eleştirilerinden bahsedebilir misiniz? 
Soruşturmanın tamamında; olay yeri tespitinden, savcılarla olan ilişkiler ve münasebete kadar sürekli didişme halindeydik. Katliamın ertesi günü gizlilik kararı alındı. Biz bu işin mağdurlarıydık. Hayatını kaybedenlerin aileleri ve 500’e yakın yaralının avukatlarıydık. Dosyaya katkılarımızı sunamadık. Delil toplama, delil sunma ve soruşturmayı genişletme taleplerimize savcılık olumsuz yanıtlar verdi. Kendi bildiğini okudu. Mağdurlardan ve onların avukatlarından gizlenilmiş bir soruşturma biçimi yürüttü. 9’uncu ayın sonunda çıkan iddianameyle dava açıldı. İlk duruşma 7 Kasım’da yani katliamın 13. ayında görülecek. 

Peki 9 ay sonra hazırlanan iddianame katliamı aydınlatmaya yeterli mi?
Katliamın nasıl gerçekleştiğine ilişkin soru işaretlerini gidermeyen bir iddianeme çıkardı savcılık. Sanıklar 36 IŞİD’liden ibaret. Savcı bunlara dava açtı. Dosyanın en önemli şüphelisi Yunus Durmaz’ın evinden ele geçirilen belgeler iddianamenin temel dayanağı. 

Bu katliamın sanıklarının birbirleriyle olan ilişkilerine baktığımızda Antep’te örgütlendiği ve birbirlerini tanıyan, çok iyi ilişkileri olan insanlar olduğunu görüyoruz. Aralarında IŞİD’li olduğu belli olan, defalarca sorguya girip çıkmış, ailelerinin ‘Canlı bomba olacaklar’ dediği insanlardan bahsediyoruz. O kadar rahat gezip, örgütlenmişler, katliamı organize etmişler. Bu katliam nasıl gerçekleşti? Antep’te bu kadar rahat örgütlenebilen IŞİD hücresi nasıl engellenmemiş? Engellenmesi için neler yapılmış? Bir şeyler  yapıldıysa örgütlenmeleri nasıl engellenmedi? Bu soruların yanıtı iddianamede yok. İddianame ‘Patlamayı şu araç taşımış, katliamı bu gerçekleştirmiş, şu insan kendini patlatmış’ şeklinde sadece olayı anlatıyor. 

Dosyada hiç tape yok. IŞİD militanları izlenmiş, dinlenmiş ama telefon dinleme kayıtları yok. Ele geçen bilgisayar malzemeleriyle ilgili sağlıklı bilir kişi incelemesi yok. Bilirkişiler burada ‘suç unsuru görülmemiştir’ diye rapor veriyor. Mesela emlakçılık yapan Suphi A. diye bir sanık var. Yer temin eden ve tüm sanıkları tanıyan birisi. Ama hâlâ serbest. Yeteri kadar takip edilmiyor. Terör dosyasında sanıklara çok ciddi sorular soran, sorgulayan savcılar; gördüğümüz kadarıyla bizim dosyada sanığa sorması gerekenleri sormuyor.

KATLİAMLARI YAPAN AYNI KİŞİLER, ÖRGÜTLENME YERİ AYNI İL

Bu noktada yargılamaya dahil edilmeyen kamu görevlilerine geçelim. Siz bu konuda defalarca başvuru da yaptınız...
Katliamın gelişinden itibaren, Antep’te, Adıyaman’da, sınırda ve tüm ülkede IŞİD rahatça dolaşabiliyor. ‘Bunları kim niye durdurmuyor, niye önlem almıyor?’ sorularıyla birlikte miting anına ilişkin sorumluluklarla birlikte dosya oluşturulmalı demiştik. Savcılık, soruşturma boyunca taleplerimizi kabul etmedi. Dikkate almadı. Bunu da iddianamenin son kısmında şu şekilde geçiştirdi: “Şikayetçilerin büyük bir kısmı devlet kurumlarının da yetkili olduğunu söylemiş ise de bizce böyle bir sorumluluk yoktur. Ama yine de memur suçlarına bir dosya gönderiyorum. Memur suçları bunu incelesin”. Memur suçlarına giden bu dosyada soruşturma açmama, işleme konmama kararı verildi. 

Kamu görevlilerine dokunmamakta ısrar eden bir irade mi var?
Bu dosyanın en başından beri kamu görevlilerine dokunmama refleksi var ve bu çok güçlü. Aslında bakarsak bu ve buna benzer pek çok dosyada çok karşılaştığımız bir durum bu. Devletin ve kurumların sorumluluğunu yok saymak. Bizim dosyamızda ise sorumluluklar çok açık aslında. Delilse delil var, belgeyse belge, hepsi dosyada mevcut. Şöylesi önemli bir durum var. HDP’nin Mersin ve Adana binalarına yönelik bombalı saldırı ile başlayan bir süreç var. Sonra Diyarbakır’daki HDP mitinginde gerçekleşen patlamayla devam ediyor. Ve hemen arkasından Suruç geliyor, sonra ise 10 Ekim Ankara. Hatta bununla bitmiyor Antep’teki kına gecesinde  yaşanan katliam var. Bizim dosyaya baktığımızda bu katliamların hepsinin aynı merkezden, aynı yerden Antep’ten örgütlendiğini görüyoruz. Aynı ekip, aynı kişiler. Sanıklar son derece bilindik insanlar, şirketleri var, muhabecilik yapanı var, parklarda toplanıyorlar, camilerde yan yana geliyorlar, derneklerde örgütleniyorlar. Üstelik bu durum bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmıyor. Genç Ensar ve Genç Muhavvattiler isimli iki dernek var, sanıkların çoğunluğu bu derneğe gidip geldiğini söylüyor, dosyanın en önemli sanığı ancak şaibeli bir biçimde öldüğü için sanık olamayan Yunus Durmaz hakkında 2012 yılında başlatılan bir soruşturma var. Genç Ensar Derneği etrafında yürütülen bir soruşturma, bu derneğe girip çıkanları izliyorlar, bunlardan biri de Yunus Durmaz. Bu kişiler hakkında IŞİD üyeliğinden dava açıyorlar. Yunus Durmaz o zaman neden yakalanmadı mesela, nasıl takip edildi? Bu soruların yanıtlarını bilmek istiyoruz. Genç Ensar Derneğinin faaliyetinin sürmesine neden izin verildi, neden bu dernek kapatılmadı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadı...10 Ekim Katliamı aydınlatılacaksa bu soruların yanıtlarını da araştıran bir iddianame gerekirdi, bu ısrarla yapılmıyor. 

DEVLETİN SORUMLULUĞU DOSYADAKİ DELİLLERLE ORTADA

Katliama ilişkin sorumluluk Antep’te bu örgütlenmeye izin veren herkesi ve her kurumu kapsamak durumunda. Ankara’da bu mitingin yapılacağı haftalar öncesinden belliydi. Emniyetle görüşmeler yapan bir tertip komitesi var. Nerede toplanılacağı, nasıl davranılacağı herşey biliniyordu. 10 Ekim’den önce gelen istihbaratlar ve ülkenin girdiği durum göz önüne alındığında bu istihbaratları değerlendirmeyen, gerekli önlemleri almayan Ankara Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı ve istihbarat birimlerinin sorumluluğu yoktur denilebilir mi denilemez. Denilemeyeceği dosyadaki somut belge ve bilgilerle ortada aslında. Şimdi bütün bunlara rağmen aradan geçen bir yıl içinde tek bir kamu görevlisine soruşturma açılmaması, yapılan başvuruların reddedilmesi kabul edilebilir ve anlaşılabilir bir durum değil. Biz ‘Devletin hiçbir kusuru yok ve asla olamaz’ refleksinden vazgeçilmesini istiyoruz. Bunca belge ve delile rağmen bunu yapmayın.

ANTEP SALDIRISININ BİLGİSİ DE 10 EKİM DOSYASINDAYDI

İç hukuk yollarından beklentiniz nedir peki?  
İç hukuk yollarıyla ne kadar yol alacağız, ne kadar ilerleyeceğiz, bunu zaman gösterecek. Gizlilik kararı ile ilgili, iki tane Anayasa Mahkemesi başvurumuz var. Dava açıldı ama hâlâ yanıt vermediler. Kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin suç duyurusuna verilen işleme koymama kararıyla ilgili de başvuru yaptık. Savcılık soruşturması devam ederken bir yandan Anayasa Mahkemesi ve yanıt gelirse AİHM’ye gidilecek. O yolları birlikte de yürütmeye çalıştık. Bir başka konu da Antep’te kına gecesine yapılan saldırı. 10 Ekim iddianamesinde yer alan bilgiler ışığında kına gecesine yönelik saldırı önlenebilirdi. Diyarbakır’dan beri katliamlar katliamları doğuruyor. HDP mitingi, Suruç, Ankara ve Ankara’dan sonra Antep, Sultanahmet, İstiklal Caddesi.. Bunların hepsinin dosyalarda işareti var. Antep’deki o mahalle 10 Ekim dosyasında Yunus Durmaz’ın belgelerinde geçiyor. “Antep’te Kürt yurttaşların düğününe yönelik” katliam planladıkları yazıyor. Siz bir katliamı aydınlatmazsanız, üstüne gitmezseniz, yeni katliamlar olmasın diye çaba harcamazsanız, bu katliamlar devam ediyor.

DURGUN VE DURMAZ’IN ÖLÜMÜ ARAŞTIRILMALI

Dosyanın iki kilit ismi olan Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun’un Antep’teki hücre evi baskınlarında kendilerini patlattıkları söylendi. Ölümlerinde herhangi bir şaibe var mı sizce? 
Dosyamızın en önemli iki sanığı Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun soruşturma sırasında son derece şaibeli bir biçimde yaşamlarını yitirdi. İkisi de çok benzer bir biçimde yakalandıkları evde kendilerini patlattılar. Bize açıklanan bu. Bu sanıkların sağ ele geçirilmesi belki de dosyada pek çok düğümü çözebilecekti, pek çok sorumuza yanıt bulma şansını yakalayacaktık ancak artık böyle bir şansımız yok. Biz bu durumun da araştırılmasını isteyeceğiz.

10 EKİM DAVASINA SAHİP ÇIKMALI VE ISRARLA TAKİP ETMELİYİZ 

7 Kasım tarihinde yargılama başlayacak. Davaya ilişkin bir çağrınız var mı?
7 Kasım da başlayacak duruşma son derece yetersiz ve olayı bile tek başına aydınlatmaktan yoksun iddianame ile görülecek. Soruşturmanın başından beri söylediklerimizi ne yazık ki mahkemede de söylemeye devam edeceğiz ve gerçek bir yargılama yapılmasını talep edeceğiz. Ancak 10 Ekim Ankara Garı davası sadece mahkeme salonunda takip edilecek bir dava değil. Bu ülkedeki barış ve demokrasi mücadelesinin çok önemli bir parçası. Böyle ele alıp, böyle yaklaşırsak adalet dediğimiz şeye ulaşabiliriz. Adalet bu ülkede zor elde edilir bir şey, mücadele gerektiren, ısrar gerektiren bir şey, keşke böyle olmasaydı, keşke biz bunları söylemeden görevini yapması gerekenler yapsaydı ama ne yazık ki böyle değil. 10 Ekim günü yitirdiklerimiz barış için o gün oradaydılar, ülke bugün bu hale gelmesin diye mitinge gelmişlerdi. Barış ve demokrasi mücadelesinin önemli bir parçası olarak bu davaya sahip çıkmamız, ısrarla izlememiz ve takip etmemiz gerekiyor. Bütün emek, barış ve demokrasi güçleri bunu yaparsa adalet dediğimiz şeye ulaşabileceğiz. 

Yarın: 10 Ekim Aileleri barışta ısrarcı: 
Bizleri mücadele ayakta tutuyor

ÖNCEKİ HABER

Kızlar nasıl güçlü yarınlar nasıl aydınlık olacak?

SONRAKİ HABER

"Futbolda şike davası"nı onayan Mesut Kundakçı'ya hapis cezası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa