Eğitimli erkeklerin  cinsiyetçi söylemleri / halleri?

Eğitimli erkeklerin cinsiyetçi söylemleri / halleri?

Gazeteci Burcu Karakaş son dönemlerde ‘eğitimli’ erkeklerin kadınlara dair kullandığı cinsiyetçi söylemleri/halleri örnekleriyle yazdı...

Burcu KARAKAŞ

Basına yansıyan haberlerden elde edilen veriler, erkek şiddetinin eğitim seviyesi ayırt etmediğini gösteriyor. Ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenleriniz varsa Çiçek Tahaoğlu’nun her ay Bianet’te yayınladığı raporlara göz atabilir. Bir başka ve basit deyişle, üniversite mezunu da karısını dövüyor. Ancak mesele sadece fiziksel şiddet de değil. Eğitimli erkeklerin cinsiyetçi söylemlerde bulunduğuna da sıklıkla rastlıyoruz. 

Prof. İlber Ortaylı, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesine söyleşi verdi. Söyleşiyi yapan, kadın meslektaşımız Ceren Çıplak’tı. Gazete, sürmanşete taşıdığı haberin başlığını “Türkiye’yi cahiller yönetiyor” şeklinde atmıştı. Ortaylı bir süre sonra bu ifadeyi kullanmadığını Hürriyet gazetesindeki köşesinden dile getirdi. Ancak iş bununla da sınırlı kalmadı. Cumhuriyet, internet sitesinden İlber hocanın ses kaydını yayınladı. Ortaylı da Ahmet Hakan’ın CNN Türk’teki bir programına konuk oldu.

Açıkçası bu olaylardan gündem yoğunluğundan olsa gerek geç haberdar oldum. Akabinde Ortaylı ile Hakan’ın konuştuğu videoyu izledim. Hakan, Ortaylı’ya söyleşi meselesini soruyor ve aldığı cevap şöyle:“Kızın biri geliyor, soru soruyor ‘Türkiye’yi cahiller mi yönetiyor’ diye. Belli ki kızın zaten fazla bir şey bildiği yok. Kusura bakmasın yani.”

İlber Ortaylı burada “Türkiye’yi cahiller mi yönetiyor” derken söyleşiyi yapanın kadın olduğunu vurgulamak için herhalde (!) sesini inceltiyor. Tam karşısında oturan Ahmet Hakan da sanki ortada çok komik bir şey varmış gibi laubali bir şekilde tebessüm ediyor. Ancak daha bitmedi:

“O küçük kıza herhalde akıl verdiler ses kaydını yayınlasın diye.”

“O küçük kız” diye bahsedilen, kocaman bir kadın gazeteci ama mühim değil. Ayrıntı bunlar hep tabii. Ahmet Hakan bu esnada gazetecilikte profesyonellikten bahsediyor. İkilinin arasında süregelen diyalog ise şu şekilde:

Hakan: “Başlığı atmış o kafasından…”

Ortaylı: “Gazetecilik yapmak zorunda değilsin. Git başka iş yap, nakış yapıp satmak da iyidir.”

Bu esnada ekrandaki yazı ise şu:

“İhtiyacımız ciddiyet.”

Gözlerime yaşlar oturuyor bir anda. İhtiyacımız gerçekten ciddiyetse ekranda konuşulanlar ne? Ahmet Hakan mı profesyonellikten bahsediyor? İlber Ortaylı gibi bir tarihçinin muhabir kadın olunca aklına ilk gelen nakış mı oluyor? Erkek olsa mesela, “Git otomobil çırağı ol” diyecek miydi? Videoyu izlerseniz diyaloglar esnasında yüz ifadelerine bakın lütfen. Burada yazdıklarımdan bin kat daha etkili, çok şey anlatıyor.

ELEŞTİRMEK YERİNE SAMİMİYET SORGULAMASI

Son birkaç haftadır eğitimli erkeklerin kadın konularına verdiği cinsiyetçi tepkiler bununla da sınırlı kalmadı. Akademisyen Candan Badem’in “sahte feminist” tweeti var mesela. Badem, erkek şiddetine “erkek şiddeti” denildiği ve bu ifadeye “İslam vurgusu” yapılmadığı için kadınları sahte feminist olmakla suçladı. Badem’e göre hayatının her anında eril tahakkümle mücadele etmek zorunda kalan kadınlar meselenin adını doğru koyamıyormuş. Eyvallah… Peki eleştiri getirmek yerine bir erkek olarak ataerkiye karşı mücadele veren kadınların samimiyetini sorgulamak neden?

Gazeteci Kadri Gürsel de tartışma programlarında kadınlara yer verilmemesini eleştirenlere yönelik sosyal medyadan, “Aptal kutularında kadın tartışmacı da isteyenler hazırdaki erkekler kadar cahil, hödük ve bir de küstah kadınlar seyretmeyi mi arzuluyorlar” mesajını paylaştı. “Görünmezlik” meselesinin erkekler tarafından anlaşıldığını düşünmüyorum. Hayır, o programlarda kadınlara yer verilmesi önemlidir çünkü görünürlük önemlidir! Taşrada oturan bir erkeğin televizyonu açtığında o koltuklarda tek bir kadın görmesi bile önemlidir. 

TECAVÜZÜ ROMANTİKLEŞTİRMEK!

Bir de yazar ve dil bilimci Sevan Nişanyan vakası var. Nişanyan yakın zamanda kaleme aldığı bir yazıda, “Tecavüzcülerin çoğu büluğ çağının fırtınaları arasında yolunu kaybetmiş âşıklardır” dedi. Tecavüz hiç bu kadar romantikleştirilmemiştir herhalde! Fırtınalar, aşıklar ve daha neler neler… Yazar diyoruz, dil bilimci diyoruz ve elde avuçta şu cümleyle kalıyoruz. Olacak iş mi bu şimdi?

Hemcinslerim benimle aynı fikirde olmayabilir ama ben hakikaten bu tarz söylemleri duyduğumda öfkenin yanı sıra derin bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Şaşırmıyorum ama bir burukluk baki kalıyor. Mürekkep yalamış erkeklerin mesele kadınlara gelince tabiri caizse deri değiştirmesi karşısında ne diyeceğini bilemiyor insan. Bu durum kanımca üzerine konuşulması gereken bir meseledir. Cinsiyetçiliğin, lisans, yüksek lisans veya doktora diplomasıyla alakası olmadığını biliyoruz. Ancak yine de bunca eğitim görmüş, her biri kendi alanında saygıdeğer insanların toplumsal cinsiyet eşitliği gibi can alıcı bir noktada benzer söylemler üretmesi düşündürücü değil midir? Ya da bu tarz söylemlere rağmen saygınlıklarının tartışılmaması ne demektir? Bizimle aynı safta olmasını beklediğimiz insanları karşımızda görünce insanın içi bir hoş oluyor. Son tahlilde gördüğümüz o ki, “Eğitim şart” klişesinden fazlasına ihtiyacımız var!

www.evrensel.net