Bir başka sezon bir başka Barça

Bir başka sezon bir başka Barça

Eren Loğoğlu, yeni sezonda Barcelona'yı yazdı.

Eren LOĞOĞLU
İstanbul

Futbolu 2004 yılında Barcelona’da bırakan Luis Enrique antrenörlüğe de bir dönem Real Madrid’de oynamış olmasına rağmen yuvası olarak gördüğü Barça’nın B takımında başladı. Sene 2008’di. Görevi devraldığı hoca Johan Cruyff’un tavsiyesiyle aynı sezon Barça’nın başına getirilen Guardiola idi. Rivayet o dur ki Luis Enrique’yi de o göreve öneren sarı farenin ta kendisiydi. Guardiola, Barça ile futbol tarihini yeniden yazıp dört sezonda 14 kupa kazanırken Luis Enrique, Barça B’nin başında üç sezon kalmış ve takımı La Liga’nın bir alt ligine çıkarmayı başarmıştı. Roma’dan gelen ‘yeni Barcelona olma’ hedefli cezbeden bir teklifle İtalya’nın yolunu tuttu. Tıpkı Pep gibi, o da Serie A’nın engebeli yollarını arşınlamadan taktiksel olarak gelişemeyeceğini düşünüyordu. Brescia’ya giden Guardiola’nın röportajlarında İtalya’daki günlerinin ne kadar eğitici olduğuna dair demeçlerini okumak mümkün. 2012’de Guardiola Barça’dan ayrıldığında varisi, 80’lerde çocukken La Masia’da aynı odada kaldığı, neredeyse bütün hayatları birlikte geçen Tito Vilanova’ya dönüştü. Sağlık sorunları sebebiyle bir sezon takımın başında kalabilen Tito, daha sonra yaşama veda edecek ve herkesi derinden üzecekti. Roma’da tutunamayan Luis Enrique bir sezon boşta bekledikten sonra Celta Vigo ile tekrar İspanya’ya döndü. Messi’ye, Tata Martino’yu, Rosario’lu teknik adamı getiren yöneticilerin bu hamlesi de boşa çıkınca 2014’te Luis Enrique hep o beklediği göreve kavuştu ve Barça’nın başına geçti. Guardiola’dan sonraki iki sezon duraklama devrine girmiş, hatta Bayern’e 7-0 ile elendikten sonra devrinin bittiğine kanaat getirilmiş bir takım devralmıştı. Diyalektik, bir sonraki gelişimin gerileme evresine geçileceği üzerineydi. Ve tarihte aynı omurgayla 3-4 yıldan fazla başarıyı taşıyabilen takım pek yoktu. Transfer yasağından ötürü çok hareketli bir yaz geçiren Barcelona hamlelerinin meyvesini sezon sonunda üçleme (lig + ŞL + kupa) yaparak aldı. Üstelik çok çalkantılı bir dönemden geçip 2015 Ocak’ta neredeyse Messi ile takışıp kovulma raddesine gelmişken bunu başarmıştı Luis Enrique. Barça tarihinin ikinci üçlemesiydi ve tarihte iki üçleme yapan tek takım olmuşlardı. İşte tam da bu noktada bu yolu tercih etmese bile Luis Enrique, Guardiola’nın başarılarla dolu mitini kovalamaya başlayacaktı. Üçlemeyle ilk sınavdan geçse de aynı sezonda altı kupa kazanmayı egale edememiş ve beş kupayla yetinmişti. İkinci sezonunda Guardiola sadece ligi kazanırken Luis Enrique bunu bir adım ileri götürüp lig + kupa dublesi yapmayı başarmıştı ve ilk sezonlar itibariyle toplam kupa kazanma sayısında da durumu (8) eşitlemişti. Birçok spor yazarı Messi’yi sahte 9 oynatan ve onun zirveye çıkmasında en önemli pay sahibinin Guardiola olduğunu defaatle belirtmenin yanı sıra Messi’nin Luis Enrique döneminde çok daha olgun bir futbolcuya evrildiğine dair izlenimlerini paylaşıyordu. Lucho üçüncü sezonuna giriyor ve bu kez karşısında Pep’in bir başka miti var; Üst üste üç sezon ligi ve üç sezonda iki kez Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak. Kim bilir belki de hep buradan besleniyor ve kendine motivasyon yaratıyordur…

TREBLE, DUBLE DERKEN NE VAR SIRADA?

Cruyff’un öğretilerine bağlı kalarak ve bunu günümüzle harmanlayarak ortaya muhteşem bir eser çıkaran Guardiola’nın Barça’ya kattıklarının belki de tek dezavantajı artık hep kazanmak zorunda olmaları. Bunun Messi’nin futbol topuna dokunmasıyla aynı döneme denk gelmesi meseleyi daha da karmaşıklaştırıyor. Pep, katedrali inşa eden Cruyff’tu derken kendi yarattığı kiliseye haksızlık ediyor esasında. Bir de İspanya futbol tarihini yeniden yazan bir futbolcu nesli yakalamanın zorluğu var. Xavi, Puyol gibi isimler emekli oldu çoktan. La Masia eskisi kadar üretken değil ve Luis Enrique’nin altyapıdan birilerini çıkarmada Guardiola kadar cesur olma şansı yok çünkü Pep rekabet seviyesini artırarak Barça’yı kaybetme lüksü bulunmayan bir kulübe çevirdi ve bundan şikâyetçi olan yoktur herhalde, Lucho’nun kendisi dâhil. Barça geçen sezona başlarken kadro darlığından ve olası sakatlıkların onlara pahalıya patlayacağından bahsedildi. Senaryo öyle gelişmedi belki ama Barça, MSN’e alternatif üretemedi, orta sahaya rotasyon katamadı, transfer yasağının etkisiyle Arda ve Aleix’i, 6 ay oynamamayı kabul ettikleri için alabildi ancak takım kimyasına oturtamadı. 39 maç yenilmeyerek Nisan ayına gelseler de kısa bir tökezlemeyle Şampiyonlar Ligi’nden elenmişlerdi. Luis Enrique belki de ilk defa Guardiola mitinden sıyrılacak bir hamle yaptı ve kendi imzasını taşıyan (daha fiziksel) oyuncuları takıma katmada büyük bir adım daha attı. Rakitic ve Luis Suarez bunun örnekleriydi ama Andre Gomes, Lucas Digne, Samuel Umtiti gibi isimlerle bunu daha da pekiştirdi ve nihayet üçüncü sezonuna başlarken artık bu takım bana (Pique, Mascherano, Sergio, Iniesta, Messi) Guardiola’dan miras değil benim takımım diyebilecek. Pep’in City’ye de götürdüğü 4-1-4-1 formasyonunu Barça’da hiç denememiş olması da onu birebir kopyalamak istemediği üzerine bir başka işaret. Lucho, Messi’yi daha serbest oynatıp önde iki bek, iki forvet, iki orta saha içeren 7 hücumculu yapıyı tercih etmeyi sürdürüyor ama bunu yaparken yeni dönemin modası oyuncuların topla ilerleyebilme özelliğinden asla vazgeçmiyor.

YENİLENMİŞ BARCELONA VE SUNİ DEĞİŞİM SANCISI

Dani Alves’in ayrılığı Lucho için sürpriz oldu çünkü Barça, tarihinin en iyi sağbekini kaybetti ve yeri dolmayacak gibi görünüyor kısa vadede. Sergi Roberto ve Aleix Vidal ile orayı bir sezon idare edip önümüzdeki sene Arsenal’den Bellerin için çabası artacaktır Katalanların. Denis Suarez takımın jokeri konumuna çabuk erişti ancak dikine oynama arzusu onu çok pas hatası yapan birine dönüştürüyor, bu da tıpkı Arda’nın yaşadığı gibi Barça’da merkez orta saha oynama zorluğunu karşımıza çıkarıyor. Xavi’nin laneti. Arda demişken Neymar’ın yokluğunda sol önde oynamaya başladı ve savunma açısından kapatması gereken alan azalınca performansı arttı. Neymar yokken zaman zaman 4-4-1-1 gibi bir formasyonun solunda oynadı ve Atletico’dan aşina olduğu bu düzen onun daha iyi görünmesini sağladı. Sağ tarafta düşünülen Rafinha geri döndüğünde Arda’yı öndeki rekabet açısından rahatsız edecektir ki daha çözülememiş bir yedek forvet sorunu var. Munir Haddadi elit seviyede yeterli olur mu sorusunun cevabı hala belli değil ve Barça, Luisito’nun arkasında bekleyecek gerçek bir 9 numara arayışını sürdürüyor. Valencia’nın 22 yaşındaki kaptanı, milli oyuncu Paco Alcacer en önemli aday ve takımı güçlendirme adına çok değerli bir ekleme olacak gibi. Geçen sezon bittiğinde adı Juventus’la anılan ve yakın zaman önce sözleşme uzatıp ayrılmayı düşündüm diyen Mascherano, klasik futbolcu kalıbının dışına çıkarak bunu hala Barça için yeterli miyim şüphesine bağladı. Ancak sıradan olmayan bir topçudan beklenecek olgunluktaydı. Umtiti ve Gomes hazırlık maçlarında Barça DNA içeren ve takıma dayanıklılık da katan isimler olarak gözüktü. Barça, genç potansiyelin elit oyuncuya en zor dönüştüğü takımların başında geliyor ama bu merhaleden geçen isimler iyi bir oyuncu olmanın ötesine çıkıyorlar. Digne sol bek pozisyonunda özellikle boyunun Jordi Alba’dan uzun olmasıyla onu bir hayli zorlayacağa benziyor. Sezon başı itibariyle Luis Enrique’yi kara kara düşündüren tek konu ise kaleciler. İlk iki sezon Claudio Bravo’yu ligde, ter Stegen’i ŞL ve kupada oynatarak krizi ötelemişti ancak 24 yaşına gelen Alman kaleci artık gemileri yaktı ve kulüple görüşüp ligde de oynamak istediğini belirtti. Geçen sezonun başında Bravo sakatlanmışken MatS’in performansı ikna edici olmamış ve Bravo’nun dönüşüyle tartışmalar rafa kalkmıştı. Şili ile üst üste 2 Copa America kazanan, kalede güven veren, bire birlerde çok etkili, kurtarış yüzdesinde Oblak’tan sonra ikinci sırada bulunan, lider karakter Bravo’nun 33 yaşına gelmiş olması ve ekonomik yönden iyi teklifler alması ondan vazgeçmeyi kolaylaştırıyor, dünyanın ayağını en iyi kullanan kalecisi ter Stegen’e göre. Ancak Celta, Sevilla, Athletic maçlarında kalesinde dört gol gören (Bravo hiç dört gol yemedi, sadece bir kez El Clasico’da üç gol yedi, Ter Stegen iki kez –PSG, Bayern- üç gol yedi) clean sheet yüzdesinde (% 40, 19/47) Bravo’nun çok gerisinde kalan (% 58, 43/74) Stegen’in hataya yatkın temel kalecilik meziyetlerini ne kadar azaltıp tecrübesizliğini örtebileceği Luis Enrique’nin kafasında bir soru işareti olarak duruyor. Victor Valdes örneğinde olduğu gibi genç ve gelişen kalecilerin hatalarından zamanla dersler çıkarıp elit bir kaleciye dönüşebildiğini de yine en iyi Barcelona biliyor.

GENİŞ ROTASYONUN DOĞUŞU

Hep bir arayış ve rotasyon kaygısı nereden çıktı peki? 2012 Chelsea mucizesini saymazsak 2009’dan beri ŞL’yi Barça (3) Real (2) Bayern ya da Mourinho aldı. Artık devir süper kulüpler devrine evrildi. PSG, Dortmund, Atletico, Liverpool (belki Chelsea) buraya dahil olmaya çalışıyor. Juventus buralarda. City Pep ile, United Mou ile giriş biletini almak isterken Arsenal buralardan uzaklaşıyor. Süper Kulüpler devri bu takımları 17-18 elit oyuncusu bulunmak zorunda olan takımlara çevirdi. Bu da çok transfer demek. Barça’nın Pep’ten sonra ilk kez yeni sezon itibariyle bu düzene ayak uydurduğunu ve kadrosunu kalitenin yanı sıra genişlik olarak da diğerleriyle rekabet edebilecek boyuta getirdiğini söyleyebiliriz. 2012-13 sezonunu Real Madrid kupasız kapatmış, ertesi sezon ŞL ve Kral Kupası’nı almıştı. 2013-14’te Barça kupasızdı, ertesi sezon üçleme yapmıştı. 2014-15’te Real Madrid kupasızdı ve ŞL’yi tekrar kazandı. Aslında Barça-Real döngüye girdi denebilir. Sezonu kupasız kapatan ertesi yıl Şampiyonlar Ligi’ni alıyor. Birbirlerine açlık sağlıyorlar. Real ŞL’yi Camp Nou’da Barça’yı 2-1 yendiğinde kazandı geçen sezon, Barça da orada (mental) kaybetti tarihi çifte üçlemeyi, Vicente Calderon’da değil. Bu iki takımın süper kulüpler devrinde El Clasico üstüne çıkan rekabeti (Pep-Mou, Messi-Ronaldo) ikisini de besleyip inanılmaz diri tutuyor. Rotasyon eklemelerinin ve sürekli yeni arayışların bitmemesinin altında yatan sebep tam da buradan çıkma.

[email protected]

www.evrensel.net