Diyarbakır’da bir kültürü yaşatan kuşbazlar

Diyarbakır’da bir kültürü yaşatan kuşbazlar

Fırat Topal ve Fırat Turgut Diyarbakır'daki kuşbazlarla konuştu

Fırat TOPAL
Fırat TURGUT

 

Fatih Caddesi’ne giriş yapıp birkaç metre gittikten sonra, gelmek istediğimiz yere vardığımızı anlıyoruz, burnumuzda kokuyu hissedince. Cadde üzerinde ufacık dükkanlar, içlerinde kendileri için yapılmış bölmelerde 30’ar, 40’ar, 50’şer güvercinler. Birkaç dükkan geçtikten sonra kapısı açık olan bir dükkana adımımızı atacağız ama dükkanda güvercinlerden başka kimse yok. Bizi gören yaşlı bir amca caddenin öbür yanında bulunan çay ocağına doğru sesleniyor. Seslenir seslenmez orta yaşlarda bir adam geliyor yanımıza. Elimizi sıkıp dükkana giriyor. “Buyurun” diyor Kürtçeyle. Derdimizi öğrendikten sonra, “Size çay ısmarlayayım” diyerek geldiği çay ocağına yöneliyor arkasında bizlerle.

Dolaptan bir şişe soğuk su geliyor masamıza, bir de bardak. Hemen ardından çaylar... Elini attığı cebinden sigarasını çıkarıp bize de ikram ediyor Ejder Yıldırım. Çay ocağında bulunan 4-5 kişi de bizi izliyor. O 4-5 kişiden birini işaret ediyor, “O da kuşbazdır ha. Biz çocukluk arkadaşıyız” diyerek. Ardından onu da çağırıyor. Biz ısrar edince Vedat Özbilmez de katılıyor aramıza. Karşımızdaki iki kuşbazla, birinin eksik kalınca diğerinin tamamladığı muhabbetimize başlıyoruz.

‘MERAKLISI BEBEK GİBİ BAKAR’

40 yıldır kuşlarla iç içe olduklarını söylüyor bu iki çocukluk arkadaşı. Biri 7, diğeri 10 yaşında başlamış. Biri, “Benim abim de kuşbazdı” derken, diğeri “Babadan hatta dededen kalma. Evimizde sürekli kuş vardı” diyor. Meraklısının her zaman teras katında oturduğunu anlatan kuşbazlar, “Bir evlat, bir bebek nasılsa kuş da öyle bizim” için diyorlar: “Bir evlat nasıl büyütülürse, kuş da öyle büyütülür. Evlat nasıl eğitilirse kuş da öyle eğitilir.”

EĞİTİM SÜRECİ VE ‘KUŞ DÖKME’

Kuşbaz Ejder Yıldırım

İki kuşbaz anlatıyor: “Yumurtayı hayvan etmen 20-21 günde olur. Yavru 45 günden sonra yeme düşer (yem yemek için annesine ihtiyacı olmaz). Yemi kendi yer. 45 günden sonra damda onlara bir eğitim veriyorsun. 15-20 gün, 1 ay.  Sağa sola uçuyor hem etrafı hem yerini tanıyor. Tanıdıktan sonra sabah erkenden hepsini bir kez uçurduğun zaman iş oluyor. Biz buna fasıl deriz.”

Eğitim süreci böyle bitmiyor tabi kuşbazlar için. Asıl mesele havadaki diğer kuşları peşinden getirip sahibine teslim eden bir kuş haline getirmek. Bunu da yaptıklarını söylüyor kuşbazlar: “Kuşlarını uçurursun. Havadaki diğer kuşları kapıp sana getirir. Biz buna kuş dökme diyoruz.”

Verdikleri örnekte bir çoban misali kendileri: “Bir sürüyü düşünün, onların başındaki çobanı düşünün. Sürünün başında çoban olmazsa ne olur? Kurtlar kapar. Bu da aynı, değişen bir şey yok.”

Ağaç yaş iken eğilir misali, kuşu yavruyken eğitmenin daha kolay olduğunu anlatıyorlar: “Yavru kuşu da 1 senelik kuşu da eğitebilirsin ama 8-10 senelik yaşlı kuş eğitilemez. 10 senelik kuşu da eğitebilirsin ama hayvanın daha önce kaldığı yerden bıkması lazım. Mesela kaldığı yerde aç, susuz kalmış. İnsan gibi işte. İnsan aç susuz kaldığı yerde durmak istemez. Hayvanlar da öyle. Bu tür 10 senelik kuşlar eğitilebilir.” İyi eğitilen bir kuşun sahibi dışında kimsenin yanında olmayacağını bir örnekle açıklıyor biri: “Babamın anlattığına göre geçmişte bir taklacı Mardin’e verilmiş. Normalde postacı dışında bir kuşun Mardin’den buraya gelmesi zordur. Zamanında adam bu kuşu nara alıştırıyor. Devamlı yemden sonra nar veriyor. Kuş geçmişte nerede o narı yemişse kalkıyor Mardin’den Diyarbakır’daki eve geri geliyor.”

ARABA KARŞILIĞI YARIŞMALAR DÜZENLENİYOR

Kuşların fiyatları özelliklerine göre değişiyor. İşe yaramaz denilen güvercinler 5-10 liradan satılırken, nesli tükenen ya da taklacı ve postacılar binlerce liraya alıcı bulunuyor. Bunlar arasında ise birinciliğe postacılar (fiyatı 100 bin liraya kadar çıkan) yerleşiyor. Keza postacı güvercinlerin katıldığı araba ödüllü yarışmaların bile düzenlendiğini söylüyorlar: “Bir cihaz almışlar. 1-1,5 bin liralık bir cihaz. Ama bu yarışmalara maddi durumları iyi insanlar giriyor. Kuşun ayağına bir çip takıyorlar. Kaç dakikada geldiği, kaç kilometre yaptığı anlaşılır. Sonra bu veriler internette yayınlanır. 1 saniyeyle birinciliği kaybedenler de var. Diyarbakır fakir bölge olduğu için yem buğday veriliyor ödül olarak. Ama İstanbul’da araba veriliyor. Altın veriliyor. 50 kilometreden başlar bu yarışlar. Kuşlar arabayla bir yere götürülür. Sonra oradan salınır. Diyarbakır posta kuşları en son Bolu’dan bırakıldı. Ama bizim yaptığımızı batıdakiler yapmıyor. O kadar uzağa götürmüyorlar. Bize savaşçı diyorlar.”

Bir de taklacıların yarışı olduğunu anlatıyorlar. Yavruya kusan (yavrusunu yemle besleyen) güvercinler yarıştırılıyor. Öbürleri kabul edilmiyor. Hangi kuş daha fazla takla atarsa o kazanıyor. Bu yarışma genelde düzenlenen festival kapsamında yapılıyor.

‘VETERİNER BİZİM GİBİ ANLAMAZ’

“Eğer bir kuş hasta olduysa bizden iyi kimse tedavi edemez” diyor biri: “Veteriner bizim kadar analiz edemiyor. Kırık kanadını, mikrop kapmış gözünü ilaçları karıştırarak tedavi ediyoruz. Hayvanda yumurta ters döner, çıkaramıyor yumurtayı. Bir çocuğun ters dönmesi gibi. Herkes çıkaramaz mesela. Ben kendi elimle yumurtayı içeride döndürüp kuştan çıkarabilirim. Kuşu rahatsız da etmem. Yumurtasını kendi çıkarır gibi. Babalarımızdan dedelerimizden gördük biz bunları. Sonradan kuşbaz değiliz.”

‘SUR’LA BİRLİKTE BU DA BİTTİ’

Kuşbaz Vedat Özbilmez

“Önceden kuş hediye ederdik birbirimize. Mesela arkadaş bizi ziyarete gelmiş. Kuşları sevdiğini biliyoruz. Durumu da yok. Gidince kese kağıdına bir çift atıp al bunları götür benim ihtiyacım yok derdik” diyor biri. Hemen ardından diğeri, “Ama şimdi kalmadı” diyor: “Kuşbazlık da bitti.”

Bunu iki neden bağlıyorlar. Birincisi son yıllarda artan kuş hırsızları. İkincisi ise Sur’a yönelik operasyonlarla birlikte bir yaşam alanının yok olması. Anlatıyor Kuşbazlar: “Sur’da nereden baksan iki evden birinde kuş vardı. Sur’un 3’te 1’i  bize gelirdi kuş almak için. Kime ne kuş lazım olursa alıyordu. Ama şimdi, adamın evi yıkılmış, Sur’dan göç etmiş, perişan halde. Güvercin merakı var ama yeri olmadığı için besleyemiyor. Sur’dan göçenler bize güvercinlerini getirdi, ihtiyacımız var deyip sattılar. Biz de onlara yardımcı olduk. Kuşun değeri 50 liraysa biz 60-70 verdik. Bu olaylarda birkaç tane kuşbaz arkadaşımız da şahadetini getirdi. Mesela bir arkadaşımızın hanımı diyor ki dama çıkma ortalık kızışık. Bu, kuşlara yem vereyim diye çıkıyor. Hanımı da aşağıda kahvaltı hazırlıyor. O esnada hanımız kızını yolluyor eşi kahvaltıya gelsin diye. Kızı dama çıkıp anne babam damda yatıyor etrafta kan var diyor. Hanımı çıkınca tabi şahadetini getirmiş. 1-2 sene önce bizim geçimimiz daha iyiydi. Olaylardan sonra müşterilerimiz azaldı.”

BU ADET BİTMESİN

Güvercin yetiştiriciliğini gelenek olarak tanımlayan bu iki kuşbazın belediyeye de bir çağrısı var: “Belediyelerimizden güzel bir açık alan istiyoruz. Şu an mesela rahatsız olanlar da var bizden. Caddede kuş kokuları, pislikler. Açık bir alanda bütün kuşbazlar toplansın. Hepsine birer dükkan yapılsın. Kiralar asgari düzeyde verilsin. Kimi 100 lira veriyor dükkana. Kimi 1000 lira. Biz böyle bir talepte bulunduk. Belediyemize müracaat ettik. Seçim zamanı geldiklerinde yine isteklerimizi ilettik. Bize yapacağız dediler. Yer bulun biz yapalım dediler. Biz diyoruz ki devlet demiryollarının bulunduğu alan on numara yer. Orada dernek adıyla bütün kuşbazlar toplanalım.”

21 TÜR GÜVERCİN VAR

Diyarbakır’a özel 21 kalem kuş bulunuyor: Küreng, Gugala, Narinci, Ciğeri, Atlas, Zeytuni, Kekme Atlas, Kekme Yusufi, Zengu, Yusufi, Kara, Miski, Beyaz, Mısırı, Kurugök, Kurukara, Siyah Parçalı, Beyaz Parçalı, Bozak, Kekme Ciğeri, Niski.

ESRAR SATMANIN VE TAŞIMANIN BİR ARACI

“Mesela caddede 50 tane tabelacı (kuş satan yerler) var. Burada 4-5 tane de dernek açılmış. Tabelacılar el altından esrar satıyor. Eskiden kuşları otobüsler alıyordu. Şimdi esrar nakliyatı yapıldığı için almıyorlar. Kuş pisliğinden dolayı narkotikteki polis köpekleri kokuyu almıyor. Bundan dolayı da bu insanlar bizim ekmeğimize de mani oldu.

KUŞ DÖKME GELENEĞİ

Vedat Özbilmez anlatıyor: “Eskiden demiryolunun o tarafıyla (Sur) bu tarafı (Bağlar) olarak birbirimizden kuş dökerdik. Kim kimin kuşunu yakaladıysa vermezdi. Aramızda ihaleye giriyorduk. 100’er kuş bırakalım. Bazen onların kuşu benim kuşlarımdan götürüyordu. Bazen benim kuşlar onların kuşlarını getiriyordu. Dama projektörler atıyorduk. Etraftaki kuşbazlar da bizden tutmak için bekliyordu. Kar yağsın da daha çok kuş dökelim derdik. Çünkü hayvanlar karda siste kayboluyor.

Yaklaşık 15 sene önce Diyarbakır’a çok iyi bir kar yağdı. Bir arkadaşla kuş dökelim dedik. Saldık kuşları. Benim kuşlar onun damına gitmiş. Sonra benim kuşlar onun kuşlarını da alarak kaybolmuş. Gece saat 12’ye kadar bekledim damda. Kuş yok. Diğer gün güneş açmış güllük gülistanlık... Karlar eriyor. Benim kuşlar geldi. Sadece iki kuşum eksik. Diğerleri gelmiş. Ama arkadaşım kötü bir darbe yemişti. Kuş dökmek bir yandan da ustalık belirtisiydi. Şimdi Sur bitince bir gelenek de bitmiş oldu. 

BULUNMAYAN KUŞ PARA EDİYOR

“Adam zengindir. Diyelim Küreng, Gugola... En iyi bunlardır. Adam piyasadan topluyor. Kendinde var başkasında yok. Bu kuşun fiyatı piyasada çok çok arttı. Bugün asgari ücretle geçinen adam o kuşa 5-10 milyar verip de alamıyor. Biz bu işi yapmamıza rağmen gücümüz yetmiyor almaya.
 

www.evrensel.net