Bir kişi: Stalin, Bir kavram: UKKTH

Bir kişi: Stalin, Bir kavram: UKKTH

Stalin kimdir? Ulusların kendi kaderini tayin hakkı nedir?

STALİN KİMDİR?

Asıl adı İoseb Vissarionovich Cugaşvili olan Joseph Stalin, 21 Aralık 1879’da Gürcistan’ın Gori kasabasında doğdu. Stalin, daha 19 yaşındayken Marksizm’den etkilendi ve 1901’de Sosyal Demokrat Parti’ye katıldı; Gürcistan’daki Tiblisi’de partinin yerel parti komitesinin üyesi oldu. Partide Bolşeviklerle Menşevikler arasında hizipleşme başladığı zaman, Kafkasya’daki bütün parti üyelerini Bolşevikler tarafına kazanmayı başardı. 1905 devriminde Stalin, pek çok grev organize etti, hükümetin finans merkezlerine ve iletişim yollarına saldırıda uzmanlaştı. Bu arada 1905’de Stalin ilk kez Lenin’le Finlandiya’daki parti konferansında tanıştı. Lenin ona „çelik adam” anlamına gelen Stalin adını burada verdi.
1912’de Stalin Merkez Komite’ye seçildi ve 1913’de beşinci kez olarak sürgün edildi. Ocak 1917’de Stalin kaçarak Moskova’ya gitti; devrime katıldı. Lenin’in yokluğunda 6. parti kongresini organize etti. Aynı zamanda Pravda’nın editörlüğünü yaptı ve halkı devrime taşıyan birçok cesur makaleler yazdı. Devrim başarıldığı zaman Milliyetler Komiseri oldu ve böylece o, gerçekte her bir cumhuriyetin sınırlarının belirlenmesi ve çeşitli milliyetlerin yoldaşçasına birlikte çalışmaya cesaretlendirilmesinde Sovyetler Birliği’nin mimarı oldu. 
5 Mart 1953’de ölümüne kadar Stalin, emperyalizmi yıkmak ve yeryüzünden silmek hedefine dünya halklarını yönlendirmeye devam etti. Emperyalistlerin Stalin adından bu kadar çok nefret etmelerinin nedeni budur. Çünkü emperyalistler, Stalin’in yazılarının öğrencilerinin kapitalizmin yıkılması ve insanın insan tarafından sömürülmesinin sona erdirilmesi için emperyalizme karşı mücadelelerinde yaşamaya devam edeceğini anladılar.

ULUSLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI NEDİR?

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı şu anlama gelir: Kendi geleceğini belirleme hakkı yalnızca ulusun kendisine aittir; kimse ulusun hayatına zorma müdahale etme, okullarını ve diğer kurumlarını yok etme, gelenek ve göreneklerine tecavüz etme, dilini baskı altına alma ve haklarını kısıtlama hakkına sahip değildir. 
Bu elbetteki sosyal demokrasinin bir ulusun her gelenek ve kuruluşunu destekleyeceği anlamına gelmez. Herhangi bir ulusun baskı altına alınmasına karşı mücadele ederken sosyal demokrasi yalnızca ulusun kendi kaderini belirleme hakkını destekleyecek, aynı zamanda ulusun emekçi kesimlerinin bu ulusun zararlı gelenek ve kurumlarından kurtulmasını mümkün kılmak için ajitasyon yapacaktır.
Kendi kaderini tayin hakkı, bir ulusun kendi hayatını istediği gibi düzenlemesi anlamına gelir. Ulusun kendi hayatını özerklik temelinde düzenleme hakkı vardır. Ulus, diğer uluslarla federatif bir ilişki içine girme ya da tamamıyla ayrılma hakkına da sahiptir. Uluslar egemendir ve hepsi eşit haklara sahiptir. 
(...) Ulusların kendi kaderini tayin hakkı için mücadelede, sosyal demokrasinin amacı, ulusal baskı, ulusal baskı politikasına son vermek, bu politikayı imkansız kılmak ve böylece uluslar arasındaki çekişmeyi ortadan kaldırmak, köreltmekve en aza indirmektir. 
Sınıf bilinçli proleteryanın politikasını, ulusal mücadeleyi şiddetlendirip alevlendirmeye, ulusal hareketi de sürdürüp bilemeye çalışan politikazından ayıran temel yan budur. Ve bu, sınıf bilinçli proleteryanın neden burjuvazinin sancağı altında toplanamayacağının cevabıdır. 

STALİN ULUSU NASIL TANIMLADI?


Ulus; tarihsel olarak oluşmuş, ortak bir dil, toprak, ekonomik hayat ev kendini ortak bir kültürde bütünleyen ruhsal biçimleniş temelinde oluşan, istikrarlı bir insan topluluğudur. Şunu söylemeye gerek bile yoktur: Her tarihsel görüngü gibi ulus da değişim yasasına tabidir. Onun da bir başlangıç ve bir bitişten oluşan kendi tarihi vardır. Yukarıda belirtilen temel özelliklerden hiçbirinin kendi başına ulusu tanımlamaya yeterli olmadığı vurgulanmalıdır. Dahası bu temel özelliklerden tek bir tanesinin yokluğu bile, bir ulusun ulus olmaktan çıkması için yeterlidir. (...) Ulusun tek bir ayırt edici özelliği olmadığı açıktır. Bir ulusu diğerlerinden ayıran, daha önce sözü edilen özelliklerin toplamıdır. Uluslar karşılaştırıldığında bunlardan bazen biri (ulusal karakter) bazen diğeri (dil) bazen de bir üçüncüsü ( ekonomik koşullar, toprak birliği) belirgin bir biçimde göze çarpar. Ulus, bütün bu özelliklerin birleşiminden oluşur. 

ULUSAL HAREKET NEDİR

Pazar, burjuvazinin milliyetçiliği öğrendiği ilk okuldu. Fakat sorun genel olarak Pazar sorunuyla sınırlandırılamaz. Egemen ulusun yarı feodal, yarı burjuva bürokrasisi mücadeleye kendi ‘koruyucu ve önleyici’ yöntemleriyle müdahale etti. Egemen uluslarının burjuvazisi daha hızlı ve daha kararlı bir şekilde rakipleriyle başa çıkma yeteneğine sahipti. “Güçler” birleştirildi ve yasalar aracılığıyla uygulanan bir dizi kısıtlayıcı önlem, ki bunlar kolaylıkla baskıcı eylemlere dönüşebilir, “yabancı” burjuvaziye karşı yürürlüğe konuldu. 
Mücadele ekonomik alandan politik alana yayılıyordu. (...) Dört bir yandan kuşatılmış olan ezilen ulus burjuvazisi doğal olarak harekete geçti. 
“Yerli” halkına yakarmaya, “vatan” diye haykırmaya ve kendi davasının bütün bir ulusun davası olduğunu iddia etmeye başladı. Kendi “vatandaş”larını kendisi askere alarak, “vatan”ın çıkarları için bir ordu kurdu. “halk” bu çağrıya her zaman kayıtsız kalmadı; burjuvazinin bayrağı altında toplandı. Yukarıdan gelen baskı onu da etkiliyor, hoşnutsuzluklarını kışkırtıyordu. 
Böylece ulusal hareket başlıyordu.

İŞÇİ SINIFI VE UKKTH


Milliyetçi baskı siyaseti, proleterya davası için bir başka yönden de tehlikelidir. Bu siyaset, nüfusun geniş katmanlarının dikkatini, toplumsal sorunlardan, sınıf savaşımı sorunlarından, ulusal sorunlara, proleterya ile burjuvazinin “ortak” sorunlarına doğru çevirir. Ve bu da, “çıkarların uyumu” yalanını yaymak için, proleterya sınıf çıkarlarına gölge düşürmek için, işçileri m anevi bakımdan köleleştirmek için, elverişli bir alan yaratır. Böylece, tüm milliyetler işçilerinin birleşme işinin önüne ciddi bir engel dikilmiş olur. (...) Bundan ötürü, işçiler, en incesinden en kabasına kadar, bütün biçimleri altındaki baskı siyasetine karşı da bütün biçimleri altındaki kışkırtma siyasetine karşı da savaşırlar ve savaşacaklardır. Bundan ötürü bütün ülkelerin sosyal-demokrasisi, ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkını ilan eder.

www.evrensel.net