İstanbul Modern’de bir ustasız usta: Ömer Lütfi Akad

İstanbul Modern’de bir ustasız usta: Ömer Lütfi Akad

Sinema sergisi niteliği taşıyan ‘Türkiye Sineması’nda Ustalar: Lütfi Akad’ sergisini Küratör Müge Turan ve Sinema Yazarı Janet Barış’la konuştuk.

Songül ALTUNTAŞ

Bugünlerde İstanbul Modern’de “Türkiye Sineması’nda Ustalar: Lütfi Akad” sergisi var. Ustasız usta Akad’ın 100. yaşına ithaf edilen sergide fotoğraflarının yanı sıra, yönetmenin filmleri de gösterildi. Hatta onlardan birisi de yönetmenin kayıp olan “Dört Mevsim İstanbul” belgesel filmi oldu. Sinema sergisi niteliği taşıyan bu projeyi, küratörü Müge Turan ve Sinema Yazarı Janet Barış’la konuştuk. Unutmadan, sergi 31 Aralık’a kadar ziyarete açık!

Sergi fikri nasıl oluştu?
Müge Turan: Aslında İstanbul Modern’de sinema bölümü açıldığından beri kafamızda bu fikir vardı. Ama hiçbir zaman sinemaya dair sergi çalışması yapılmamıştı. 2014’te İstanbul Modern’in 10. yılı, Türkiye’de sinemanın da resmi olarak 100. yılıydı, güzel bir öpüşme oldu. “100 Yıllık Aşk” o kadar çok ilgi gördü ve baktık ki bu alanda aslında bu tip arşiv çalışması, araştırma sergisi yapılmıyor. Biz de böyle bir boşluğu fark ettik.

Serginin amacı nedir?
M. T. :
Türkiye’de manevi bir bağlantı kopukluk var. Bu bizim arşiv fakiri olmamızla alakalı. Dolasıyla amacımız, burada yan tarafta filmler dönerken Lütfi Akad’ın ruhunun olmasıdır. Geçmişi bir şekilde bugününe çağırmak ve şimdi de yer bulmasını istedik.

‘KENDİ KENDİNE USTALAŞABİLEN BİR YÖNETMEN’

Ömer Lütfi Akad’a “Ustasız usta” ünvanını getiren şeyler neler?
Janet Barış:
Her üretimleri üzerinden kendini geliştirmeye çalışmış bir yönetmendir Lütfi Akad. Kendisinin örnek alabileceği sinema dili gelişkin bir kuşağı yok. Kendi ustası olmasa da başkalarına usta bir yönetmen olabildiği için ustasız usta diyorlar. Hem ustasız hem de kendi kendine ustalaşabilen bir yönetmen..
M.T. : Zeki Demirkubuz’dan tutalım da günümüzdeki yönetmenlerinin yine de ustaları ve kaynakları var. Lütfi Akad’ın sinema başlaması, kamerayı keşfetmesi bir buluş gibi. Yaptıkça öğreniyorlar. Nasıl ki kelimelerle düşünceler gelişebiliyorsa Akad’da öğrenene öğrene film yapmış.

Günümüzde Ömer Lütfi Akad’ın karşılığı nedir?
M. T. : 
Karşılaştırmak mümkün değil. Çünkü öncüsü ve kökü olmayan bir yönetmen.
J. B. : Lütfi Akad nevi şahsına münasir biri. Karşılığı Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan değil. Bizimkiler o köklerden beslenebiliyor.

‘İLETİŞİM KURMAK İSTİYORUZ’

En çok sevdiğiniz filmi hangisi ve neden?
J. B. :
Ben Lütfi Akad’ın bütün filmlerini seviyorum. Çünkü gerçekten çok kıymetli bir yönetmen. Sinema Tarihimizi hem içerik hem biçimsel anlamda değiştiren, dönüştüren çok yönlü olabilmiş yönetmendir. Ama Gelin-Diye-Göç üçlemesiyle  Vesikalı Yarim’ın yeri bende ayrı.

Ömer Lütfi Akad sergisi Aralık ayına kadar devam edecek. Uzun dönemli olmasının sebebi nedir?
M. T. :
Uzun dönemli bir sergi çünkü iletişim kurmak istiyoruz. Serginin gerçekleştiği yer aynı zamanda sinema fuayiyemiz dolasıyla buraya ailesi ile gelen bir çocuk bisküvi yiyip sergilenen fotoğraftaki kişinin kim olduğunu ailesine sorabilir, iletişim gerçekleşebilir.

‘TOPLUMDA OLANI SİNEMADA YANSITMIŞTIR’

Ömer Lütfi Akad  filmlerinde hangi konuları nasıl biçimde ele alıyor?
J. B:
Vesikalı Yarim’de olduğu gibi aşk çok temel bir mesele olurken polisiye hikaye anlattığı Kanun Namına filmi de vardır. Gelin-Düğün-Diyet, Kızılırmak Karakoyun, Hudutların Kanunu gibi filmlerinde ise toplumsal gerçekçiliği anlatır. Karakterin direnmeyi öğrenip bir sınıf bilinci kazanmasına yer verdiği Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi de ayrıca önemlidir. Lütfi Akad’ın filmlerini seyrettiğimizde gerçekçilik ile biçimi nasıl bir şekilde kullanabildiğini, kamerayı sabit tuttuğunda oyuncuları hangi açıdan gösterilmesinin gerilimi iyi yansıtacağına kafa yorarak yöntem bulmuştur. Toplumsal gerçekçilik dediğimiz toplumda olanı sinemada yansıtmıştır. Türkiye Sineması’nda bunu Yılmaz Güney çok iyi yapıyorken Güney’in ustası da Ömer Lütfi Akad’dı.

Sizce bu hikayeleri anlatması Lütfi Akad’ın dünyaya nerelerden baktığını anlatır?
J. B. :
Mesela Godard’ın her filminin ister istemez bir politik taraf taşıdığı düşünülür. Lütfi Akad sineması da bence çok politiktir. Vesikalı Yarim bir aşk filmi olsa da politik sineması vardır. Ama bunu göstere göstere yapan bir yönetmen değil, mesaj kaygısı güderek bir hikaye anlatmaya çalışmaz. Halkı halka anlatabilmesindeki yeteneği de çok fazladır. Toplumsal Gerçekliği kendine en yeni özgü bir dille nasıl anlatabilirimin peşinde gidip anlatıyor. İşçinin yanında durduğunu bilinçli şekilde göstermeye çalışıyor olması onun durduğunu tarafı bize gösteriyor.

Akad’ın filmlerindeki kadınlar toplumda var olan kadınlar mı?
J. B. :
Akad’ın filmlerinde kadınlar ön plandadır. Düğün filminde abilerine karşı duran da, çocuğunu iyileştirmek için kocasının ailesine karşı tek başına direnen de kadın karakterdir. Gelin-Düğün-Diyet üçlemesindeki kadın karakterleri hem çok özgün, hem çok gerçek hem de kendi dönemine göre Akad’ın kadın karaktere bakış açısı çok önemlidir.

SERGİNİN ANLATICISI AKAD

Gelenler neler görebilir bu sergide?
M. T. :
Biz hiç Lütfi Akad’ın sinemasına dışardan değerlendirme sunmadık. Serginin anlatıcısı yine Lütfi Akad. Onun söyleyişilerinden, anılarından kestiğimiz sözcükler eşlik ediyor. O zamanlar Sanat Sineması ya da Ticari Sinema gibi bir ayrım olmadığı için 50’ye yakın filme sahip kariyerden belli filmleri öne çıkardık. Bunlara dair bulabildiğimiz görsel malzemeleri seçtik. Serginin girişinde biyografi bölümüne yer verdik.  Çocukluğu ve Galatarasaray Lisesi’ndeki anılarından devam edip 1949’da ilk filmi Vurun Kahpe’ye filmiyle sinemasına giriş yaptık.

Peki sergi Ömer Lütfi Akad’ı nasıl anlatıyor?
J. B.
: Sergi Lütfi Akad’ın kendi sinemasını anlattığı cümlelerden yola çıkılmış. Ziyaretçiler yönetmenin cümleleri ile dolaşıyor. Sergideki fotoğraflarda filmi çekerken ne düşünmüş, kamerasını nasıl kullanmış onunla ilgili birkaç cümlesini okuyabiliyorsun. Başka yerde bulamayacağımız set arkası görüntüler ortaya çıkmışlar. Lütfi Akad’ı hiç tanımayan bir insan da burayı biraz dolaştığında filmleri ve sanat anlaşıyla ilgili bir fikir verebilecek bir sergi. Bu sergilerden keşke daha çok yapılsa.
M. T. : Sergi yönetmenin oyuncuyu nasıl yönettiğini çok güzel söylüyor. Oynattığı oyuncuların aslında hiç biri gerçek oyuncu değil. Sezer Sezin’i geçelim o tiyatrodan gelmiş biri. Dolasıyla Akad oyuncularına ne söylemesi gerektiğini ve ne yapması gerektiğini bilmiyordu, metod metod ilerlemiş.

www.evrensel.net