Meclis merak etmesin

Meclis merak etmesin

Komisyonun tepki çeken bu önerilerini Nurtepe’de yaşayan kadınlarla konuştuk. Uzun yıllardır Nurtepe’de oturan Akgül Tepe ile abisinin evinde buluştuk

Şenay KUMUZ / Sema BARBAROS

Meclis’te oluşturulan Boşanmayı Önleme Komisyonu, “boşanma olaylarının araştırılması ve aile kurumunun güçlendirilmesi için” önerilerini içeren raporunu geçtiğimiz günlerde kamuoyuna açıkladı. Kadın ve çocukların kazanılmış tüm haklarına göz diken rapor, kadınların ve kadın hakları savunucularının tepkisini çekti. Rapor, boşanmaları zorlaştırmak, kadınları ikna odalarında din adamları ile yüz yüze getirmek, nafaka ve korunmalarına dönük hakları ortadan kaldırmayı öngörüyor. Raporun önerileri içerisinde en çok tepki çekeni ise “tecavüze uğramış çocukların tecavüzcüsü ile evlendirilmesi.” 
Komisyonun tepki çeken bu önerilerini Nurtepe’de yaşayan kadınlarla konuştuk. Uzun yıllardır Nurtepe’de oturan Akgül Tepe ile abisinin evinde buluştuk. İki yıl önce eşinden boşanan Akgül’ün bir kız çocuğu var. Boşanma sürecinde çok fazla sorun yaşamamış. Haftanın 4 günü, saat ücreti yaklaşık 8 liraya ofis temizliği yapıyor. 
 

MECLİS MERAK ETMESİN! 
Ne Meclisin yaptığı çalışmadan ne de komisyondan haberdar değil. Duydukları karşısında şaşkınlığını gizlemiyor. Nafakanın boşanmayı teşvik edici olmadığını söyleyen Akgül, kadınların mahkeme ile belirlenen nafakalarını bile alamadığını, hatta kadınların sırf boşandıkları erkeklerle bağları kalmasın diye nafakadan kolaylıkla vazgeçtiğini belirtiyor. Kadınların din adamları eliyle ‘ikna odalarında’ boşanmaktan vazgeçirilmek istendiğini öğrendiğinde ise sinirleniyor: “Kimse bizim inancımızı sorgulamaya kalkmasın! Benim sorunum ekonomikse, geçinemiyorsam, güven sorunu yaşıyorsam din âlimi buna ne yapacak? Odada konuşur eve gideriz her şey yine aynı olur. Din adamlarının yaptığını aile zaten yapıyor, Meclis merak etmesin! Onlar böyle çözümler bulacaklarına, kadınları devletin güvencesine alsınlar ve boşanmalar olmadan önce evlilikleri güvence altına almaya çalışsınlar.” Akgül kendisi için öncelikle düzenli bir işi olmasını istiyor. Bütün kadınlar için şiddetin ortadan kalkmasını diliyor. “Bir kadın olarak tek başıma olmadığım hissi yaşamak istiyorum” diyor. 
Konuşmayı dinleyen yengesi Ömür Tepe’nin ise üç kızı var. Ensar Vakfı olayını hatırlatan Ömür’ün isteği de çocuk istismarcılarının en ağır şekilde cezalandırılması. İnsanın insana karşı her türlü şiddetine karşı olduğunu söyleyen Tepe, “Evet kadınlar çok şiddet görüyor ama üç kız çocuğu annesi olduğumdan mıdır nedir, çocuklara dönük şiddetin asla affedilmemesini istiyorum” diyor. 
 

BİR ARAYA GELMELİYİZ
İşçilerin ağırlıklı yaşadığı Nurtepe mahallesinde öğleden sonra verilen çay molalarından birine yetişmeye çalışarak hızla yol alıyoruz. Yaklaşık 10 işçinin çalıştığı atölyede önceden haberleştiğimiz kadınlar bizi bekliyor. Gün boyu radyo dinleyen işçilerden bir kısmı komisyonun raporundan haberdar. “Peki, ne düşünüyorsunuz?” diye sorduğumuzda ilk sözü Arife Yağmur alıyor: “Cumhurbaşkanı üç çocuk yap, evinde otur diyor kadınlara, kadınlar artık ekonomik bağımsızlıklarını kazanmış vaziyette, bu saatten sonra kimse uymaz. Boşanmalar artar tabi, kadınları sürekli öldürüyorlar, başka ne yapabilir ki kadınlar.” Yağmur, komisyonun, kadın cinayeti davalarının gizli görülmesi önerisine de şu sözlerle karşı çıkıyor: “Tabi öyle olmasını isterler, çünkü kadınların bir araya gelmesinden korkarlar. Örgütlü kadın olmak her zaman daha iyidir, biz de bundan yana olmalıyız. Ne yazık ki toplum çok fazla uyuşturulmuş durumda, kadınların bunu yeterince gördüklerini inanmıyorum. 15 yılda toplumu ne hale getirdiler görüyorsunuz...” 
 

HANGİ ÇAĞDA YAŞIYORUZ! 
Kadın politikalarından şikâyetçi olan tekstil işçisi kadınlar hep bir ağızdan tepkilerini dile getirirken biz, iki erkek çocuğu olan 20 yıllık tekstil işçisi Fatma Toptaş’la konuşmaya başlıyoruz. AKP’nin kadınlara biçtiği rolün evde çocuk doğurmak olduğunu söyleyen Fatma, çocuklara yönelik politikaları eleştiriyor. “Biliyorsunuz okul bahçesinde kız ve erkek çocuk bir arada oturuyor diye açılan soruşturmanın sonucunda bir intihar olayı yaşandı. Bunun sorumlusu kim? Tabi ki iktidar! Erkek çocuklarını bir sınıfa koyuyorlar, öğretmen bu sefer de erkek çocuğunu istismar ediyor...  Bu kadar yasakçı bir toplumda ortaya başka ne çıkabilir ki?” diye soruyor. Laiklik tartışmalarının da bundan bağımsız olmadığını söyleyen Fatma, Meclis Başkanı’nın o sözleri toplumun nabzını ölçmek için söylediğini belirterek, “Rejimlerini adım adım hayata geçirme çalışması içindeler” diye konuşuyor. Fatma’nın boşanma mevzusunda da bir çift sözü var:  “Eğer ben boşanmak istiyorsam bu benim kafamda başlar ve kafamda biter, ikna odaları buna çare olmaz. Kocamla aynı evde yaşayan benim. Hiçbir anne baba çocuğunun mutsuz olmasını, boşanmasını istemez. Ailelerimiz zaten bunu yeterince yapıyor, benim ailem beni ikna edememişse, elin adamını niye dinleyeyim! Nefret ettiği bir adamla niye aynı evde kalmak zorunda kalsın kadın? Onlar din adamlarını başka alanlarda değerlendirsinler, hangi çağda yaşıyoruz? Evlilik danışmanları deseler yine anlayacağım, din adamları dini kazanç kapısı yapmasınlar, herkes gibi çalışarak hayatlarını kazansınlar... Devlet de sorunları çözsün, kadınları öldürtmesin. Mahkemelerde verilen üç kuruş nafakayı alamayan kadınlar yeniden o adamlarla yüz yüze gelmek zorunda kalıyor. Devlet her zaman erkeği destekliyor. Hükümet biat eden annelerin yaşadığı bir toplum istiyor. Dayatmalara razı olmamalıyız.” 
13 yıldır tekstil işçiliği yapan iki çocuk annesi Gülten Kozalak’ın çocuklarına çalışırken hep komşuları bakmış, hala bakıyorlar. “Keşke devlet bir imkân sağlasaydı da çocuklarımızı bırakacağımız bir kreş olsaydı” diye başlıyor. Gülten Alevi, eşi ise Sünni. Çocuklarının din eğitimi almasını istiyor ama okulda zorunlu din dersi verilmesine karşı çıkıyor. Oğlunun teravih namazı için gittiği caminin çıkışında yaşadığı bir olayı şöyle aktarıyor: “Cami çıkışında oğluma açık giyinen kadınların günahkâr olduğunu, açık giyinen kadınlara asla bakmamasını, hatta annesini açık giyinirse mutlaka uyarmasını söylemişler bildiri dağıtırken. Bunun üzerine oğlum bir daha camiye gitmedi. Şimdi cemevine gidiyor. Biz asla baskı yapmıyoruz oğlumuza, buna karar verecek olan o. Devletin de yapması gereken bu, laikliği kaldırmak değil.” 

www.evrensel.net