Meğer aşk diye bildiğimiz katliammış

Meğer aşk diye bildiğimiz katliammış

Kadın çağırır onu yüzüstü bırakan sevgilisini, aman dilenir, çektiği acının yükü yetmezmişcesine bir de onu terk edenin payını üstlenir:

Seden Gürel’in 2004 yılında çıkan bir albümü var, adı “Bir Kadın Şarkı Söylüyor.” Kadınlara dair sözün popüler olduğu, kadınların dilinden, sesinden şarkıların yazılıp okunduğu, neredeyse her sanatçının kadın eli/sözü değmiş şarkılara albümlerinde yer vermeyi övünç kaynağı yaptığı bir dönemin albümüdür.
O albümün en beğenilen şarkılarından biridir “Sebebim Aşk.” Kadın çağırır onu yüzüstü bırakan sevgilisini, aman dilenir, çektiği acının yükü yetmezmişcesine bir de onu terk edenin payını üstlenir: “İnsafa gel al yanına/ yaşıyorsam aşk sebebim/ durmadın yürüdün kanıma/ dön gel affettim/yüreğim ağır ağrısına/ dayanırsam aşk sebebim/ ödedim düşeni payına/dön gel affettim.”
Şarkı bugünlerde yine pek popüler. Sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlardan, kafelerden, kitapçılardan taşıyor yine... 
Ezgisi insanın ciğerine işleyen bu şarkının ülke tarihinin karanlık dehlizlerinde evini, eşini, çocuğunu, canını 1909 Adanasında kılıçtan geçirilerek yitirmiş bir Ermeni kadının ah ettiği ağıt olduğunu bilmez çoğu kişi. “Sebebim Aşk” değildir elbet ismi, Adanayi Voghperke’dir, Adana’ya Ağıt... “Yetmez mi artık bu adilikler/ ağlayıp sızlayıp taşıdık sonsuz/ yabancının evinde güven kayboldu/ şerefimizle ölelim bu topraklarda” diye biter acılı bir öfkeyle... 
Son 15 yıldır kadınlar üzerine söz söylemek, kadınların yaşam koşullarına ve eşitlik haklarına dair herkesin diline pelesenk olacak süslü laflar etmek “özgürlükçü” olmanın alameti farikalarından oldu. Bunda elbette kadınların ödediği bedellerin büyük etkisi var. 
Ama bugün kadınları savunur görünmek, asıl niyeti bir görünmezlik perdesi ardına gizlemenin bir yöntemi oldu adeta. Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu’nun büyük bir cüretle önümüze serdiği öneriler -çocukların tecavüzcüleriyle evlendirilmesi, çocuk evliliğinin teşviki, şiddete karşı korunma hakkının sınırlandırılması, boşanmanın zorlaştırılması, nafaka ve mal paylaşımı haklarının yok edilmesi, aile danışmanlığının dini temele oturtulması...ve daha pek çok şey- “kadınların yararına öneriler”, “kadınların talep ettiği düzenlemeler” olarak meşrulaştırılmaya çalışılıyor iktidar sözcülerince. Yetmiyor; kadınların kaç çocuk doğuracağına, korunup korunmayacaklarına, bunun dinen neye tekabül ettiğine dair sözleri “yine” duyuyoruz Erdoğan’ın dilinden... “Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayışın içinde olamaz. Rabbim ne diyorsa, sevgili peygamberimiz ne diyorsa biz o yolda gideceğiz” diyerek tek adam iktidarına rıza gösterecek toplum mühendisliğine dini yol eyledi. Sağlık Bakanı da çıktı, “Bütün dünya üreme sağlığından söz ediyor. Başkanımız da üreme sağlığının öneminden söz etti. Her yerde kadınların çocuk kararları kısıtlanıyor, biz serbesti taraftarıyız” dedi, kavramları yine alt üst etti. 
Halimiz, yıllar önce Ermeni kadının canıyla ödediği katliamı unutup, onun acısının tınısı üstüne yazılanları “aşk” sözleri sanmamız için plakçının ha bire aynı şarkıyı çalmasına benziyor.
Meğer, aşk diye bildiğimiz katliammış. Meğer, durmayıp kanımıza yürüyen sevgi değil ölümmüş. Meğer, dön gel affettim diye çağırdığımız katilimizmiş! Meğer iktidarın dilinden “kadın hakları” diye dökülenler, köleliklerden kölelik beğenmekmiş.
“Bedelini canımızla ödediğimiz haklarımızı elimizden alamazsınız” diyenlerin çanına ot tıkamaya çalışan bir cadı avından geçerken, kadınların mücadeleyle kazandığı hakların ve bugün toplumsal yaşamın her alanında dile getirdikleri taleplerin içi iktidar fikriyle doldurularak boşaltılıyor. 
Bedelini bedenimizle, emeğimizle, canımızla ödediğimiz kavramların içinin böyle boşaltılması, iktidarın kurmaya çalıştığı tek adam diktatörlüğünün olmazsa olmazlarından. Bu kavramların içini kendi dünya görüşleri, kendi amaçları, kendi “Yeni Türkiye” hedefleri doğrultusunda doldurma çabalarına karşı ödediğimiz bedellere sahip çıkmak, “eşitlik” demekten, “haklarımız” demekten vazgeçmemek sanıldığından daha önemli. Bizim nasıl bir kadın olmamızı istediklerini biliyoruz, bizden olmamızı istedikleri kadının,tek adam diktatörlüğüne giden yolda tüm toplumu ehlileştirmek için köşe taşlarından biri olacak kadar önemli misyonlarla donatıldığını da... 
Dergimizde, iktidarın inşa ettiği kadınlığa inat, ısrar ettiğimiz kadınlığımızın hikayelerini bulacaksınız. İktidarın tahayyül ettiği kadın için eteğimizden rahmimize, saçımızdan örtümüze, eğitimimizden emeğimize her şeyimizi kendisine harç yapmaya çalışmasına karşı birer inat hikayesi bu yazılar, mektuplar... Her biri laiklik, eşitlik, özgürlük, hak, vatandaşlık, anayasa gibi bugün iktidarın dilinden tartışmaya açılan, içi boşaltılan kavramlara kadınların dilinden yanıtlar üretme çabasının bir ürünü. 
Türkiye’yi sarsan Gezi günlerinin sıcaklığını üçüncü yılında yeniden hissettiğimiz bu Haziran ayında, daha da geçmiş dönemlerde dünyayı sarsan ve kadınlara “insan olmanın”, insanca yaşamanın kapısını açan toplumsal devinimlerin en önemli parçası olan büyük büyük annelerimize selamla!
Haziran’ın sıcağı üzerinizde olsun!
ekmek ve gül

www.evrensel.net
ETİKETLER ekmek ve gül