Kardeşlerimizle kavga edersek hangi hakkımızı alabiliriz?

Kardeşlerimizle kavga edersek hangi hakkımızı alabiliriz?

Çalıştığım işyeri bir fabrika değil, üretimin olmadığı, tamamen alım satım yapılan bir yer.

Yaklaşık 6 aydır özel bir şirkette çalışıyorum. Konuya nereden, nasıl gireceğimi bilemiyorum. Sadece işyerinde yaşananlardan değil dünyadan kopuk, hayatın tamamen dışında olan iş arkadaşlarımdan bahsetmek istiyorum. Ülke geneline baktığımızda da belki birçok işyerinde bu sorunlar vardır ve bu sorunların üstesinden nasıl geleceğimizi düşünmeden edemiyor insan. 
Çalıştığım işyeri bir fabrika değil, üretimin olmadığı, tamamen alım satım yapılan bir yer. Yaklaşık 45 çalışanı var; 30 kişi idari kısımda, 15 kişi de depo kısmında çalışıyor. Bu 30 kişi beyaz yakalılardan oluşuyor ve ben de bunlardan biriyim. Zaten özellikle biz beyaz yakalılar için sorun, kendimizi hiçbir zaman işçi yerine koymamak. 
Bu işyerine baktığımda aslında ülkenin genel yapısını da daha iyi anlıyorum. Ezen ve ezilenler... İdari kısım şık giyinecek, kumaş giyinecek, kendine çeki düzen verecek ve fazla kimse ile muhatap olmayacak. Depo kısmında ise tamamen farklı koşullar geçerli: Onlar iş kıyafetlerini giyecekler, mecbur kalmadıkça deponun dışına çıkamayacaklar. Çünkü kendini farklı tanıtan bir idari kısım var. Onların yaşama bakışları ve biçimleri depodakilere asla benzemez. O beyaz yakalılar onları anlamayacak, işçiler de beyaz yakalıları. Oysaki aynı şeyleri yaşıyoruz, birbirimizden hiçbir farkımız yok. Sabah saat 8.00’de işbaşı, akşam çıkış saati 18.30 olmasına rağmen hiçbir zaman bu saatte çıkamıyoruz. Akşam 21.30-22.00’lere kadar masa başında ya da depoda çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Bizler mesainin adını bile ağzımıza alamadan sırf işler yetişsin diye gece geç saatlere kadar çalıştırılıyoruz. Tuhaf olan ise nedense hiçbirimiz bu yaşananları sorun dahi edemiyoruz. Sanki bunlar rutin işler gibi “Evet işler yetişmedi gece geç saatlere kadar kaldık” diyoruz. Mesai saati tamamlanıp zamanında giden çalışma arkadaşlarına da “Ooo gidin bakalım sizler memursunuz” gibi ifadeler kullanılıyor.  Zamanla o işçi de onlar gibi olmaya, “Ya bunlar çıkmıyorlar şimdi biz çıkıyoruz, patronun gözüne batacağız, en iyisi mi ben de biraz takılayım ne olur ne olmaz” diye düşünmeye başlıyor.
Her şey güllük gülistanlık(!) olduğu için erkek çalışma arkadaşlarımız kendi aralarında futbol oynamaya karar verdiler. Patronlar da bunu destekledi. Patronlar iğneden ipliğe her şeyi hazırlamış formalar şirket amblemli, çoraptan tutun, spor ayakkabılarına kadar bütün masraflar karşılanmış. Şirketimiz iki ortaklı olduğu için bir takım bir ortağın diğer takım da diğer ortağın oldu. Haftanın bir günü mesai bitiminde sevgili çalışma arkadaşlarım futbol oynamaya başladılar. Ama bu futbol hiç centilmence değil. İki takım var, bu iki takım da aynı şirketin çalışanları ama birbirini ezmek için, yok etmek için oynuyor. Futbol içinde birbirlerinden nefret eden iki grup var artık. Patronumuzun da işine bu geldi. İşçi birbirini yerse, birbirine girerse benim zaten bir şey yapmam gerekmez diye düşünüyor.
Biz işçiler sürekli kendi kardeşlerimizle kavga edersek hangi hakkımızı alabiliriz? Bir işyeri düşünün ki kendi çalışma arkadaşlarını her seferinde ihbar edecek, hiçbir zaman için ülke gündeminden haberdar olmayacak. Kapının önündeki paspas kadar değerimiz olmamasına rağmen biz işçiler halen oturup patronlara yaranmak için ya da işsiz kalmamak için, korktuğumuz için hiçbir şeye ses çıkarmıyoruz. Onlar da bizi yine kendi işçi kardeşlerimizle vurmaya devam edecek. 
Pendik’ten bir beyaz yakalı / İSTANBUL

www.evrensel.net