Aileyi koruyan yasaların kadınları koruması zor

Aileyi koruyan yasaların kadınları koruması zor

En çok tartışılan ve gündem olan ise elbette boşanmayı önleme komisyonu raporu ve çocukların istismarcılarla evlendirilmek istenmesi başlıklarıydı. 

Hilal KILIÇ

Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde 21-22 Mayıs tarihlerinde Sınır Tanımayan Avukatlar Derneği, Hacettepe Tıp Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi ile beraber Sivil Düşün AB Programı’nın desteği ile “İnsan Hakları Savunuculuğu” çalıştayı gerçekleştirildi. Çalıştayın ana başlıklarında ifade özgürlüğü, mültecilik ve hakları, hayvan hakları, kadın ve çocuk hakları bulunuyordu. En çok tartışılan ve gündem olan ise elbette boşanmayı önleme komisyonu raporu ve çocukların istismarcılarla evlendirilmek istenmesi başlıklarıydı. 
Biz de çalıştayda hukuk öğrencisi genç kadınlar bir araya geldik, kadın ve çocuk haklarına yönelen saldırılar ile yaşanan hukuksal sorunları değerlendirdik.
 

KOMİSYONUN ÖNERİLERİ ŞAŞIRTICI DEĞİL
İrem Bağcı, ODTÜ’de Siyaset Bilimi öğrencisiyken Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne geçiş yapmış, şu an 1. sınıf öğrencisi. İrem’in öncelikli olarak değindiği nokta teoride her şeyi çok iyi öğrendikleri halde pratikte eksik kalmaları. İrem’e göre, “Senelerdir çocuk gelinleri aklayan, tecavüzcüleri ceza indirimleri ile bir nevi ödüllendiren bir Medeni Kanuna sahibiz ve tüm bunlar ortadayken, ortaya atılan boşanma komisyonu raporu şaşırtıcı bir hamle olmadı.”
Kadın ve çocuk haklarına mevcut yaklaşımın sosyal devlet anlayışı ile bağdaşmadığını belirten İrem, “gelinen noktanın kadınlar açısından yıpratıcı olduğunu” ifade ediyor: “Bizler kendimizi özgür bireyler, özgür kadınlar olarak tariflesek de aslında her an bir tehdit altındayız. Buna rağmen zaten kısıtlı olan haklarımızdan da haberdar değiliz. Mesela şiddet mağduru bir kadına sağlanmak zorunda olan imkânlardan (örneğin ücretsiz avukat hakkı) ne kadar haberdarız?” İrem, her şeye rağmen kadınların, özellikle genç kadınların yan yana gelip mücadele etmesi gerektiğini söylüyor.  
 

15 YAŞ ALTI RIZA HUKUKA SIĞMAZ
Hazal Kısa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi. Türkiye’de kadın olmak dendiğinde kazanılmış haklardan daha çok ‘verilmiş haklar’dan bahsedildiğine dikkat çekiyor. Ülkedeki kadın haklarının ‘erkek eliyle lütfedilmiş’ haklar (örneğin seçme ve seçilme hakkı) olma halinin sonucu olarak da ortaya atılan gerici ve mantıksız yeni yasaların yadırganmadığını düşünüyor. Medeni Kanunun düzenlemelerinin aileyi “asla yıkılmayacak, sonsuz bir yapı” olarak değerlendirdiğini belirten Hazal, böyle bir hukuki perspektif varken çıkan yasaların da kadın haklarını gözetmesinin oldukça zor olduğunu vurguluyor. Hazal, çocukların istismarı ile ilgili tasarıları ise “bambaşka bir problem” olarak nitelendiriyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “15 yaşın altındaki bir çocuğun ‘kendi rızası’ndan bahsetmek hukukun hiçbir yerine sığamaz. Peki, biz genç kadın hukukçu adayları olarak bunun için ne yapabiliriz? Sistem içerisinde sistemi değiştirmeye gücümüz yetmiyor diyorsak en azından bu sistem içerisinde, insanların insanlık onurunu kaybetmeden yaşamaları için elimizden geleni yapmak zorundayız.”
15 yaşından küçük bir çocuk reşit olmadığı için ailesinin şikâyetçi olması gerektiğini anlatan Hazal, bu konuda uygulamada yaşanan ihlallere şu örneği veriyor: “Örneğin; istismara uğramış bir çocuk durumu ailesine aktarıyor ve aile üzerine düşeni yaparak davacı oluyor ve işin peşini bırakmıyor. Buraya kadar aile ve çocuk üzerine düşeni yapmış durumda, ancak davayı savcının kişisel bahaneleri aksatıyor ve dava 8 yıl sürüyor. 8 yıl boyunca çocuk her defasında olayları yeniden hatırlıyor ve aldığı darbe daha da yıpratıcı bir noktaya varıyor ama hala ortada bir sonuç yok. Buradan da anlaşılıyor ki asıl mesele yargının üzerine düşeni yapabilmesi”. 

KADIN VE ÇOCUKLAR CİDDİ HAK İHLALLERİ YAŞAYACAK
Çalıştayın konuşmacılarından Ankara 3. Aile Mahkemesi Sosyal Hizmet Uzmanı Zeynep Mutlu, TBMM Boşanmaları Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporu değerlendirdi. Mutlu, rapordaki öneriler hayata geçerse, çocuk ve kadın haklarında geri dönüşü olmayan ihlal ve kayıplar yaşanacağı uyarısında bulunuyor. 
Raporun, çocukların cinsel istismarının “rızaya” dayalı olabileceğini ama yine de suç olarak kalması gerektiğini söyledikten sonra, bir istismarcının tecavüz ettiği çocukla 5 yıl boyunca “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanmasını önerdiğini görüyoruz. Ve eğer istismarı gerçekleştiren 15 yaşın altında ise istismar suç olmaktan çıkarılıyor. Mutlu, bu durumun ailelerin 15 yaş altı çocuklarını (şimdilik resmi nikâhla olmasa bile) fiilen “evlendirmelerinin” yolunu açacağının altını çiziyor. 
Raporun erken yaşta evliliklerin önünü açacak maddesinin, çocuk yaşta evliliklerin sayısında patlamaya neden olacağını belirten Mutlu, tecavüze uğrayan çocuğun devlet ve adli sistem aracılığı ile yeniden istismarına yol açacağını ve suçluyu koruyarak suç işlemeyi teşvik edeceğini vurguluyor. 
Mutlu, şiddet gören kadının zaten çok zor koşullarda destek istemeye karar verdiğini hatırlatıyor ve şiddet olaylarında arabuluculuğun asla geçerli olmaması gerektiğini belirtiyor. Kadınların, büyük kesiminin iş güvencesinden yoksun, çalışma hayatından uzak olduğunu söyleyen Mutlu’ya göre, şiddet gören kadının evden uzaklaştırılması, şiddet gördüğünü ifade ettiği için açık bir cezalandırma anlamına geliyor. İkincil bir mağduriyet oluşturduğu gibi şiddet uygulayanı da koruyor.
Zeynep Mutlu, tedbir süresinin 15 güne çekilmesi önerisini ise şöyle değerlendiriyor: “Öfke kontrolü sorunu yaşayan bir erkek, 15 gün içinde tedavi olamayacağına ve bu süre kendisi ile yüzleşmesine yeterli olmayacağına göre yine şiddet uygulayanı korumakta. Belge ve delil istenmesi ise ayrı bir sorun. Şiddet görüp eve hapsedilen ve fiziki bulguları ortadan kalktıktan sonra dışarı çıkmasına izin verilen kadınlar ile duygusal ve ekonomik şiddet gören kadınlar bunu nasıl belgeleyecek?”
Komisyonun pek çok meslek elemanını dinleyip çeşitli sivil toplum örgütlerinden görüş sorduğu halde bu görüşlerin önemsenmediğini söyleyen Mutlu, komisyona katkı veren kişilerin hiçbir şekilde bu tür önerilerde bulunmadıklarını ve raporun taslağında da bu maddelerin olmadığını söylediklerini aktarıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Haziran 2016 14:52
www.evrensel.net