Gezi’nin 3. yılında Abbasağa forumunda

Gezi’nin 3. yılında Abbasağa forumunda

Ercüment Akdeniz, Gezi'nin 3. yılında Abbasağa parkında düzenlenen forumu izledi ve yazdı.

Ercüment AKDENİZ

Gezi direnişinin 3. yılında Taksim Dayanışması, İstanbulluları, Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda yapılacak foruma çağırdı.  
Aynı gün Yenikapı’da da “Konstantinopolis’in fethi”nin 563. yıl kutlamaları vardı. Zira şehir Fatih orduları tarafından ele geçirildiğinde adı İstanbul değil Konstantinopolis’ti.

Gezi’nin 3. yıl forumunu izlemek üzere Beşiktaş yoluna koyulduğumuzda İstanbul’un birçok noktasında “otobüs istasyonları” kurulduğunu fark ettik.  İBB’ye bağlı belediye otobüsleri insanları Yenikapı mitingine taşımak için hazırlık yapıyordu. Her otobüste bir şoför, şoförün yanında da elinde liste tutan bir görevli vardı. Otobüslerin üzerine de “görevli” ibaresi yazılmıştı. Bu resim ‘Yenikapı Fetih Şöleni’nin her bakımdan bir “Devlet-AKP-İBB” organizasyonu olarak örgütlendiğini gösteriyordu.

Abbasağa Parkı’na vardığımızda bizi Gezi Parkı günlerinden esintiler karşıladı. Parkın her yanına stantlar kurulmuş, pankartlar asılmış, ıhlamur kokan ağaçlar rengarenk kurdelelerle süslenmişti. Bir ilkokul öğretmeni öğrencilerini parka getirmişti. Parkı tek sıra halinde turlayan çocuklar “doğayı sev, onu koru” diye bağırıyorlardı. Parktaki kalabalık yeni neslin bu şirin haykırışını coşkulu alkışlarla karşıladı.

Saat dört gibi parktaki insanlar amfi tiyatroda toplanmaya başladı. “İstanbul forumu” birazdan başlayacaktı ama önce tiyatro gösterimi vardı. “Gezi’den Rojava’ya bir yol hikayesi” isimli oyun Murat Akdağ’ın tek kişilik başarılı performansıyla sergilendi. Oyun, Gezi günlerini belleklerde yeniden canlandırırken park, kimi zaman hüzün ve coşkuya tanık oldu kimi zaman da kahkahalara boğuldu.

Gezi direnişinde evlatlarını kaybeden aileler de oradaydı. Üçüncü yılında onları bu parka getiren şey sadece evlatlarını kaybetmiş olmaları değildi. Onlar hem adaletin peşindeydiler hem de geride kalan çocukların aydınlık yarınlara kavuşması için, birer direnç abidesi olarak ayakta kalmaya kararlıydılar.    

Peki Abbasağa forumundan ve yapılan konuşmalardan geriye ne kaldı? Onu da şöyle özetlemeye çalışayım:
1- Barış için Akademisyenler adına konuşan Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Kaya’nın dediği gibi; Gezi tarihte donup kalmış bir şey değildi ve ardı sıra gelişen bütün toplumsal mücadeleler içinde kendi devinimini sağladı. Bunun en rafine örneği belki de Barış için Akademisyenlerin mücadelesiydi. Nitekim barış isteyen 1128 akademisyen başlatılan “cadı avı” karşısında teslim olmamıştı. Baskıcı rejime yanıt; kendi sayısını ikiye üçe katlayan imzalar olmuştu. Tutuklu akademisyenler için cezaevi önünde barış nöbeti tutanlar ise -tıpkı Gezi’de olduğu gibi- farklı siyasal görüşlerden insanlardı. Bu tablo, “tek adam rejimi”ne ve faşizme doğru hızla at koşturanlara karşı “birleşik bir cephe” oluşturma ihtiyacından ileri geliyordu. Ve Gezi’nin, 3 yıl önceki büyük haziran direnişinin başarıya ulaşması; nostaljik bir muhasebeden ziyade bugünkü bu tarihsel görevin yerine getirilip getirilmemesiyle ilgiliydi.   
2- Tiyatro Sanatçısı Murat Akdağ’ın Gezi’de yaşananları oyun repliklerine aktardığı gibi; Gezi forumlarında konuşanlar kent sorunlarından demokrasi ve özgürlük meselelerine kadar kitaplar dolusu tartışma yapmıştı. Lakin bütün o forumlar boyunca söz alanlar arasında “Ben açım, bugün ben çocuğuma ekmek götüremedim” diyenlerin sesi pek azdı! Haziran halk hareketi “İşçi sınıfı artık yok” diyenlerin değil, ağırlıklı olarak “İşçi sınıfı neden yok?” diye soranların direnişiydi ve bu direnişe katılanlar büyük bir eksiğin farkında olarak yüzünü sınıfa dönmüşlerdi. Ama artık proletaryanın gaipten gelecek kutsal sesini beklemek yetmiyor; bir bütün olarak işçilerle, işçilerin talepleriyle ve yoksul emekçi sınıfın yaşadığı mahallelerle kucaklaşmak gerekiyor.
3- Taksim Dayanışmasının ve kent savunucularının simgesi, Gezicilerin “ablası” Mimar Mücella Yapıcı’nın dediği gibi; “Artık yirmişer yirmişer, yüzer yüzer vuruluyoruz, artık kentlerimizin parkları yıkılmıyor, kentlerimiz içinde insanlar varken vuruluyor, Sur, Cizre, Nusaybin’de. Artık kentlerimiz tamamen satılıyor...”

O halde mücadeleye -çok daha kapsamlı bir birlik kurarak- “devam etmek” gerekiyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Mayıs 2016 08:58
www.evrensel.net