Ibikus’un turnaları Gezi’nin hayaline göz kırpıyor

Ibikus’un turnaları Gezi’nin hayaline göz kırpıyor

Ressam Haydar Özay’ın ‘Gezi Direnişi’ adını verdiği tablosu da 2013 yılının yazına yolculuk yaptırıyor.

Çağrı SARI

Yıl 2013... Adres Türkiye... Sımsıcak bir yaz... Üç beş ağaçla başlayan, sonra bir semti, sonra bir kenti, sonra tüm yurdu kapsayan bir Haziran yangını... Sokaklar ateş, öfke, coşku, kahkaha, mutluluk... Üzerinden üç yıl geçti Gezi Direnişi’nin, anıları hâlâ sıcak, acıları hâlâ taze, öfkesi hâlâ diri, mizahı hâlâ güçlü... Büyük bir coşkuyla yaşanan o yaz, sanata da bolca ilham kattı; edebiyata, sinemaya, tiyatroya, müziğe, fotoğrafa ve elbette resme... 

Ressam Haydar Özay’ın ‘Gezi Direnişi’ adını verdiği tablosu da 2013 yılının yazına yolculuk yaptırıyor. Gezi’yi yaşayanlara kendi direnişini hatırlatacak, Gezi’yi bilmeyenlere de yüzlerce makale, şiir, öyküyle beraber kaynak olacak.

Özay, aslında 1997 yılında başladığı resmi peyderpey yaparken 2013 yılında koca bir tuvali Gezi Direnişi’ne çevirmiş... Asıl olarak da Gezi’nin birinci yılında sergilenmeye değer bulup sanatseverlerin beğenisine sunmuş. Kocaman bir resim. Öyle ki içine girdiğiniz anda Berkin’le de karşılaşıyorsunuz, Taksim’deki unutulmaz piyano resitaliyle de, Gezi’nin simgesi kırmızılı kadınla da, Çarşı’yla da... 

Gezi’yi var eden her şeyi bulmak mümkün, en çok da rengi... Haydar Özay adeta gökkuşağını palet olarak kullanmış... Bir rengin her tonu var. Açık-koyu, sıcak-soğuk bütün renkler yan yana... Gezi’yi de Gezi yapan bu değil miydi? Yan yana gelmez denilenlerin birlikteliği...

Tablonun en dikkat çekici özelliği “yaşıyor” olması. Çünkü, Özay’ın deyimiyle “Ne Gezi bitti ne de Gezi’yi var eden öfke...” İlk sergilediğinde aslında henüz tamamlanmamış olduğunu anlıyorsunuz. Sonradan, bir kış günü arkadaşlarıyla şen şakrak kartopu oynarken, kartopu ‘bir dükkanın camına geldi’ diye öldürülen gazeteci Nuh Köklü de Gezi’de hayatını kaybeden gençlerle buluşmuş; vahşi bir kadın cinayetiyle yitirilen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan da. Bu iki ismin Gezi tablosunda yer almasını şöyle anlatıyor Özay; “Türkiye’nin derinleşmiş sorunları devam ediyor. İnsanlar da bir resimde görmek istiyor bunları. Özgecan’ı da, Nuh Köklü’yü de o nedenle ekledim. Gezi’nin devam eden süreci olarak değerlendiriyorum. Zaten, Özgecan kadınların Gezisidir bence.” 

***
...
Derken el sallar dağın yüksek sırtından
Yolcunun bakışına Akrokorint,
Ve Poseidon’un köknar koruluğuna,
İlahi bir ürpermeyle giriyor.
Kımıldamıyor etrafında hiçbir şey, yalnızca sürü
Halinde turnalar eşlik ediyor,
Uzak güneyin sıcağına
Puslu bir alayla giden.
“Selam size, dost sürüler!
Yoldaşım denize,
Uğur kabul ediyorum sizi,
Talihim, aynıdır sizinkiyle.
Geliyoruz uzaktan
Ve yalvarıyoruz güzel bir yuva için.
Konuksever olsun iyi niyetli,
Yabancıdan savan kötülüğü!”
...

Yüzyıllar evvel Friedrich Schiller tarafından yazılan upuzun bir şiir Ibikus’un Turnaları... Özay’ın fırçası, 1700’lü yıllara, Yunanistan’a da uzanmış, Ibukus’un Turnaları’nı Gezi gençlerinin turnaları ile kesiştirmiş... Ressam, Gezi tablosuyla Schiller’e gönderdiği bu selamın nedenini şöyle anlatıyor: “Şair Ibukus, bir festivale giderken öldürülüyor. Öldürüldüğünde kimse görmüyor, kimse tanık değil... Onun cinayetine, sadece öldürüldüğü ormanın üzerinden geçen turnalar şahit oluyor. Son nefesinde de ‘Turnalar sizler anlatın katillerimi’ diye haykırıyor... Festival devam ederken, binlerce insanın katıldığı bir açık hava gösterisine Ibikus’un katilleri de katılıyor. Çok dramatik bir oyun sahneleniyor. Tam korkunun ve dramın en yüksek olduğu anda, tiyatro üzerinden turna sürüsü geçiyor. Katillerden bir tanesi boş bulunup diyor ki, ‘Bunlar Ibikus’un turnaları değil mi?’ Halk şüpheleniyor. Velhasıl katillerin peşine düşüyor ve Ibikus’un katillerinin en ağır cezayı almasına vesile oluyorlar.... Şiir özetle bunları anlatıyor. Ben de resmin bu bölümünde sanat üzerinden bir adalet sağlanması için Ibikus’a ve turnalarına yer verdim Ibikus’un turnaları, Gezi’nin turnaları çünkü.”

Turnalar tablonun hemen her yerine salmış kanatlarını... Abdocan’ın, Ethem’in başının üzerinden geçiyor, Berkin’in uçurtmasıyla beraber süzülüyorlar. Haydar Özay, turnaları ‘haberci’ olarak resmettiğini söylüyor. Gezi’de hayatını, bedeninin bir parçasını kaybeden gençleri turnalarla özdeşleştirirken, Ibukus’tan esinlenmiş.

Turna... Ne çok şey ifade ediyor Anadolu coğrafyasında yaşayan halklar için. Ancak, öğreniyoruz ki birçok toplum için öyle. Schiller’in şiirinde olduğu gibi Yunanistan’da adaletin hem vesilesi hem sembolü olmuş. Ve uçmuş, uçmuş yüzyıllar boyu... Süzülüyor şimdi Ali İsmail’in, Berkin’in Ahmet’in, Ethem’in, Mehmet’in, Medeni’nin, Hasan Ferit’in anısı üzerinde... Konmayı bekliyor, haber vermek için, ‘hayalinizdeki o güzel günler geldi!’ diye. 

Sonra mı...

Sonrası barış, sonrası güzellik, bolca kahkaha, şarkılar söylemek mesela hep bir ağızdan, güvercinlerin zeytin dallarıyla buluşması.... Gezi Direnişi’nin ardından yaşanan bunca felaketten yıllar sonra, bir resme bakıp zamana yolculuk yaparken, umudu elden bırakmamak gerektiğini hissetmek... 

www.evrensel.net