İnce Memed, Murtaza…

İnce Memed, Murtaza…

Rahmi Emeç, Yaşar Kemal’in İnce Memed’iyle, Orhan Kemal’in Murtaza’sını yazdı: Bu iki kahramanla tanışmış olmayı, okuma serüvenimin kazancı sayıyorum.

Rahmi EMEÇ

Okuduğum kitaplardan ne kazandım? Kazanmak, parayı içine alan bir kâr etmeyi akla getiriyorsa, öyle değil; yaşamıma sağladığı katkılar anlamında söylüyorum. Hadi bundan uzakta duralım ve şöyle soralım: Kitaplar bana neyi öğretti? Böyle bir soru karşısında, elbette söyleyebileceğim pek çok şey var. Renkler ve onların tonları gibi. Yine de biz beyazdan siyaha doğru uzanalım ve grilerin her tonuna uğrayıp gidelim. En yukarıdaki de siyah olsun, en etkili şey, en belirgin olan...
Roman okurken pek çok kahramanım oldu. Bana göre bir destan anlatıcısı da olan Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini okuduğumda yıl 1976’ydı yanılmıyorsam. Demek ki 16-17 yaşımdayım o zamanlar. Bir yaz tatilinde, İstanbul’da konuk olduğum bir yakınımızın evinde; hem de soluk soluğa, bir sayfayı diğerine heyecan içinde ekleyerek.
Benim için heyecan vericiydi, çünkü ben bir kent çocuğuydum ve köy yaşamı bana alabildiğine gizemli geliyordu. Orada atlar, otlar, böcekler, diğer bilmediğim canlılar sürekli bir devinim halindeydi. Küçüklüğümde Akşehir gölünün kıyısında bulunan yakınlarımızın köyüne gittiğimde, samanlıktaki samanları, bahçedeki yoncaları kokladığımı, koyun sürülerinin sabah erken saatlerde köye girişini ilgiyle izlediğimi, buğday tarlasında başakların bir o yana bir bu yana salınırken çıkardığı hışırtıyı dakikalarca izlediğimi- dinlediğimi unutamam.
İnce Memed, benim ilk kahramanımdı. İlk kızgınlık duyduğum roman kişisi de Abdi ağa olmalı. Nasıl olurdu da bir insan bu kadar acımasız olabilirdi. Bu kadar acımasız ve doyumsuz… Dünya ne büyük, ne bereketliydi oysa. Ne vardı herkesin karnı doysa, herkes mutlu yaşasa. Köy yerinde herkesin karnını doyuracağı kadar toprağı olsa kötü mü olurdu? İnce Memed’in ilk cildini bitirip, İstanbul sokaklarında ilk gezimi yaparken de, aklım ne Boğaz’ın albenisinde, ne camilerin görkeminde, ne de ilk defa bindiğim vapurdaydı; ben İnce Memed’de kalmıştım.
Anadolu insanının geri ve cahil bırakılmışlığı, köy hayatının o dayanılmaz sefaleti ve ağaların yöreye hâkim oluşuna karşı duran bu ‘isyan’ kimliği, pek çoğumuzun hayata bakışını şekillendirmiştir diye düşünüyorum; en azından bende öyle oldu.
Sonraları, Yugoslavlar İnce Memed’i sinemaya aktardı. Yaşar Kemal’in 50’li yıllara ait bu ilk romanı, 1984 yılında İngiliz aktör ve yazar Peter Ustinov tarafından Memed MyHawk (Şahinim Memed) adıyla beyaz perdeye uyarlandı. Senaryosunu da yine kendisinin yazdığı filmde yönetmen Ustinov, aynı zamanda Abdi Ağa rolünü üstlenmişti.
O tarihlerde, sanki birileri bizi bizden aldı diye düşünmüştüm; İnce Memed, bizim kahramanımız olmaktan çıkıp, Yugoslavların kahramanı olmuştu da, garip bir kıskançlık duymuştum. Filmi izlediğimde, karşımda farklı bir İnce Memed buldum; Abdi Ağa da, Abdi Ağa değildi sanki. Üzerinde duruldu, konuşuldu, benim gibi filmi ‘başarısız’ bulanlar oldu. Ama yine de bu emek yok sayılamazdı. Bu kadar ‘yasaklı’ sayılmış bir kitabı, bir başkasının sinemaya uyarlaması da bizim kocaman ‘ayıbımızdı’ kuşkusuz.
Bir başka kahramanım da Murtaza’dır. Orhan Kemal’in Murtaza’sı. İnce Memed, Adana’nın Çukurovası’nda, kırsalın çelişkilerini ve bu çelişkiler içinde insanların konumlanışını anlatırken, Murtaza’da biraz daha erken bir dönem, 40’lı yılların Adana’sına ait bir işçi mahallesindeki yaşam konu edilir. Otoritenin bildiğini uygulatma dayatması karşısında, yapılması gerekeni ve dolayısıyla ‘doğru bildiğini’ uygulama isteği içinde olan ve bundan ödün vermek istemeyen bir kişiliğin öyküsüdür anlatılan. ‘Doğru olacağım’ derken başına gelenlerle acıklı bir güldürünün içine düşer Murtaza…
Çukurova’ya Yunanistan’dan mübadeleyle gelmiş bir muhacirdir Murtaza. Kolağası Hasan dayısı gibi asker olmak, onun gibi savaşıp şehit düşmek en büyük hayalidir. Mübadeleyle Çukurova’ya gelen muhacirlerin bir bölümü topraklarını satıp zengin olmuş, Murtaza ve onun gibi düşünenler ise vatan topraklarına kavuşmanın, ezan sesi dinleyebilmenin getirdiği manevi rahatlıkla şükretmeye yönelmiştir. Öyle görev adamıdır ki Murtaza, kendisi dışındakilerin yeterince çalışmadığına, iş yaparken kaytardıklarına inanmaktadır. Edebiyatımızın ustası Orhan Kemal’in bu kitabı, 1986 yılında başrolünde Müjdat Gezen’in oynadığı bir filme de aktarılmıştı.
İnce Memed’in ‘isyanı’ ve Murtaza’nın âmirleri karşısında ‘kabullenişi’, 40’lı ve 50’li yıllara ait bu iki farklı kişiliğin rollerini bu günün değişen üretim ilişkileri içinde çok farklılaştırdı kuşkusuz.
Epeyce var aslında ama, bu iki roman ‘kahramanıyla’ tanışmış olmayı, okuma serüvenimin kazançları arasında sayıyorum. Onlar, canlı birer varlık oldular dünyamda. Başlı başına Sait Faik’in kısa öykülerine konuk ettiği o ‘sıradan’ kahramanları da unutmamak gerekir ki, o öyküler, ‘insan sıcaklığının’ güzel örnekleridir hep…
Romanlar, ya da öyküler, bizleri yazarın o kurmaca işi içinde çok sayıda insanla tanıştırır. Bildiğimizi zannettiğimiz, etrafımızda örnekleri de bulunan bu insanların iç dünyalarını ve başkalarıyla olan ilişkilerini sözcükler üzerinden takip etmek, bizi de yaşamın içine katıp çoğaltır.
Okumak, başka hayatların, başka başka insanların hâllerine uğramak, bizi var eden yaşama varsıllığını besler. Kim bilir, sadece kendimizde kalıp, içimize doğru büyümeyi, bu yolla yalnızlaşmayı durdurup, ‘öteki’ olabilmemizi sağlar. ‘Öteki’ olabilmek, bizi çoğaltır ve çoğaldıkça yaşama sevincimizi yeşertiriz. Biz birey olarak neyiz ki? Başka bireylerle iletişim hâlinde, dayanışma ve paylaşım içinde oldukça kendi varlığımızın anlamına ulaşabiliriz.

www.evrensel.net
ETİKETLER Rahmi Emeç