Akademiyi neden savunuyoruz?

Akademiyi neden savunuyoruz?

Fotoğraf: Nazi Gençlik Örgütü üyeleri Viyana Üniversitesi girişinde el ele tutuşarak yahudi öğretim üyesi ve öğrencileri içeri sokmamaya çalışıyor.

Ercüment AKDENİZ

Bugüne tarihten gelerek bakmakta büyük fayda var.

Yıl 1938; Nazi Gençlik Örgütü üyeleri Viyana Üniversitesi girişinde el ele tutuşmuşlar. Amaçları Yahudi öğretim üyelerini ve öğrencileri içeri sokmamak! Polisler bu iğrenç tabloyu sadece izlemekle meşgul. Elbette bu durum birdenbire ortaya çıkmadı; öncesinde (1933-38 arası) yüzlerce Yahudi dükkanı bombalandı ya da yağmalandı.

Yahudiler üniversite kapısında kurulan faşist blokaja takıldığında, bunun sadece Yahudilerle sınırlı olduğunu düşünenler fena yanılacaktı...
***

Viyana Üniversitesi önünde çekilen o fotoğrafı birazcık geride bırakıp 9 yıl sonrasına, başka bir fotoğrafa gidiyoruz. Bu fotoğraf 20 Ağustos 1947’de Nürnberg Mahkemeleri’nde çekildi. Ravensbrueck toplama kampında doktorluk yapan Herta Oberhauser için karar açıklanıyor...

Kamptaki esirler üzerinde tıbbî deneyler yapmaktan suçlu bulunan Nazi doktor 20 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Hemen bir sonraki fotoğrafta onun suçlarından birinin canlı kurbanı var!
Toplama kampından sağ kurtulan Jadwiga Dzido yaralı bacağını mahkemeye gösteriyor. Yüksek potent bakteri enjeksiyonu zerkedilmiş bir bacak bu! Suçlanan isimler arasında Doktor Herta Oberheuser de var.  
Tıpkı papazın hikayesindeki gibi... Önce Yahudileri, sonra komünistleri-sosyalistleri ve nihayet demokrat akademisyenleri üniversitelerden “temizlediler”... Ama kimsenin sesi çıkmadı, en azından yeterli düzeyde çıkmadı. Varılan final ise berbattı; faşistleşen üniversiteler insanlığa karşı sayısız deney ve proje üreten birer vahşet merkezine dönmüştü.
***
Nürnberg’de görülen “Doktorlar Davası”ndan son iki fotoğrafla bu can sıkıcı bölümü bitirelim;


Gördüğünüz fotoğraflar Dachau toplama kampında 1942 ve ‘44 yılında çekildi. Buzlu suda hipotermi testine tabi tutulan kurban, SS Doktor Sigmund Rascher için sıradan bir denekti...
“Acaba insan bir gün deniz suyu içebilir mi?”... Saf Alman ırkının geleceğini dert edinen SS doktorları, bu kez deney için bir Roman (Çingene) gencini kurban seçmişti.


Bu deneyler, Alman askerlerini daha dayanıklı kılmak için yapılıyordu. Toplama kamplarında Yahudiler, esir Sovyet askerleri ve muhalifler üzerinde uygulanan bütün bu ölümcül deneyler Nazi savaş stratejisinin bir uzantısıydı.
***
Döndük, dolaştık geldik bugüne...
Memleketin üniversiteleri, akademisyenleri, hekimleri bakın ne halde;
- Barış istedikleri ve “Bu suça ortak olmayacağız”  bildirisine imza attıkları için tutuklanan, sonra da tahliye olan akademisyenler Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Doç. Dr.Kıvanç Ersoy, Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Kaya ve Yrd. Doç. Dr. Meral Camcı hakkında  7,5 yıl hapis cezası istendi. Aynı bildiriye imza atan 1128 akademisyenin ise peyderpey ifadeleri alınıyor.
- Aynı bildiriye imza atmakla suçlanan Nişantaşı Üniversitesi Bilişim Sistemleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Melih Kırlıdoğ, Sinema Televizyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Eyüpoğlu, Sosyal Hizmetler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Kaya, Sosyoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Nil Mutluer, aynı bölümden Yrd. Doç. Dr. Çetin Gürer ve  Yrd. Doç. Dr. Dilşa Deniz’in sözleşmeleri feshedildi.
- Bildiriye imza attığı için görevden uzaklaştırılan Düzce Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Latife Akyüz, okulunda veremediği dersini Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi bahçesinde verdi!
- İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Merkezi’nde görev yapan Op. Dr. Fatih Sürenkök,  barış eylemi sırasında yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek açığa alındı ve hakkında soruşturma açıldı.
***
Liste işte böyle uzayıp gidiyor...
Lamı cimi yok; yukarıdaki tablo üniversitelerimizin hızla faşizme koştuğunu gösteriyor.
Bir zamanlar kitaplar üniversite bahçelerinde ateşe verilir, demokrat akademisyenler bir bir kürsülerden atılırken, faşist propaganda bakanı Goebbels şöyle diyordu; “Temizlik hem içerde hem dışarda sürüyor!”
Memleketin bugünkü vaziyetini Hitler dönemiyle karşılaştırmayı ağır bulanlar için bir teselli hapı vermek mümkün elbette. İsteyenler bugünü 1950’ler McCarthy ABD’sinin “cadı avı”na da benzetebilir pek tabi!
Ama ne dersek diyelim; barış diyen, özgürlük diyen, eşitlik diyen akademisyenlerin kürsülerden atıldığı bir ülkede; üniversiteleri pek vahim bir gelecek bekliyor demektir.
Tutuklu akademisyenler için tahliye kararı verilmesine ağız dolusu sevinemememiz de bu nedenledir.
Ve bu gidişat değişmediği/değiştirilmediği sürece, boşalan o kürsülere zamanla yeni Herta Oberheuser’ler, Sigmund Rascher’ler ve Jozef Mengele’ler oturacaktır, hiç şüpheniz olmasın!
Akademiyi bugün işte bu yüzden savunuyoruz...

www.evrensel.net
ETİKETLER Ercüment Akdeniz