Artvin’in ötesi

Artvin’in ötesi

Cömert Uygar ERDEM

Dağdan bulut yükseliyor, yine yağmur yağacak
Kardeş dinle beni yine aklın şaşıracak

Diyor Hopa dolaylarından bir Laz Halk Şarkısı. Hopa, sahilde bir ilçe. Sahili izlemeye devam ederseniz kısa bir süre sonra Batum’a varmanız mümkün. Mümkünse denize ve üstünde bulunduğunuz sahil yolu garabetine aldırmayın. Yok yok, aldırın tabi ki. Sahil yolunun varış noktası Sarp’ta karşılaşacağınız, bir köyün orta yerinden geçen “sınır” saçmalığına da aldırın. Aldırın ki, sınırların içinde de böyle vakıalarla karşılaştığınızda şaşırmayın.

Laz şair, ozan Xelimişi Xasani, Sarp’ın Ötesi anlamına gelen Sarpi Moleni şarkısında, portakal ve limon çiçeklerinin açtığı, bülbüllerin çiçeklere şarkılar söylediği, dereyle denizin usulca birbirine karıştığı köyde, karşı yamaçtakilerin bu yamaçtakilere gülümsediğinden bahseder. Görünen o ki, sınır tellerini bir tek biz insan evlatları ciddiye alıyoruz.

SINIR TELLERİ

Sınır telleri sadece Hopa’nın doğusunda değil. Elbette, Hopa’ya özgü bir durum da değil. Dünyanın bir çok yerinde karşılaşmak mümkün. Bir tane de Artvin Cerattepe’ye yapmışlar.

Hopa’nın girişinden sağa dönüp tırmanışa geçerseniz, Artvin’e varmanız mümkün. Biz de gittik, geçenlerde. Hopa’dan sağa döndük ve tırmanışa geçtik. Uzatmayayım, 13 Mart Pazar gecesi, Cankurtaran geçidinin sisini aşarak vardık Artvin’e. Başka bir deyişle, “Cankurtarani aştik, biz Artvin’e yanaştuk”. Sabah, Cerattepe’de maden arama projesine verilen ÇED Olumlu kararı hakkında açılan davanın keşfi vardı. Bana sorarsanız, Rize İdare Mahkemesi’nin “ya Artvin ya maden” diyen bir önceki kararı karşısında, açıkça alanda maden arama faaliyeti sürdürmek hukuka aykırıyken, bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulmadan dosya üzerinden karar verilebilirdi. Şirket, 2009/7 diye anmaya başladığımız bir Çevre ve Orman Bakanlığı genelgesini alenen kötüye kullanarak yeniden ÇED Olumlu kararı almıştı. Suçlamıyorum, çünkü, 2009/7 bunu hak ediyor. Neyse, Artvin’e dönelim ve yavaş yavaş tırmanalım.

Artvin, ortaokul coğrafya ders kitaplarında bir yokuş üzerine kurulu kent fotoğraflarıyla tanıdığım bir yer. Karşı tepeden çekilen ve sadece Artvin şehir merkezini gösteren fotoğraflardı. Bugün Artvin’den o karşı tepeleri çekmeye kalkışsanız, Çoruh Nehri üzerindeki şantiyeleri ve çimento grisini kadrajdan çıkarmak için zahmet harcamanız gerekiyor. Bu zahmet, zamanla bir refleks hali almış durumda. Bu yüzden, yaratacağı kirlilikleri kadraj dışında bırakarak, meseleyi “alakası olmayan” başka konulara kaydıran ÇED raporlarını anlayışla karşılıyorum (!)Neyse, Artvin’de fotoğraf çekerken dikkat edin, başınız dönebilir. Benimki çok dönüyor.

Gece saat 23 civarlarında vardığımız kentte, sokaklar boştu. Sabah uyandık, toplanma alanına gittik. Aramızda, alandaki sayının azlığına ilişkin sohbetler çevirmeye başladık. “Büyük kentlerdeki” 15 kişilik katılımlı toplantılarımızı iyi olarak değerlendirebilen beklentilerimizin ötesindeydik. Araçlara doluştuk, tırmanışa geçtik. Aşağıya bakınca sadece başımız dönmüyordu. Başka şeyler de geliyordu başımıza. Anlatabiliyor muyum.

ARTVİN’İN ÖTESİ

Katrevan tepesinde beklediğimiz keşif heyetini takip ederek, Cerattepe’ye doğru tırmanışa geçtik. Yol, asfalttan, toprağa dönüşmüştü. Her virajda, ayrı bir pankart ile karşılaştık. Sonraki virajlarda ellerinde, madene hayır atkıları bulunan ve sessizce bizlere bakan Artvinliler ile karşılaşmaya başladık. Kafkasör mevkiinde, Jandarma tarafından oluşturulan barikatın ötesinde, ellerinde yeşil-beyaz madene hayır atkıları ile keşif heyetini bekliyorlardı. Barikatın öteki tarafına, dava heyetlerini kabul eden jandarma, Artvin’leri barikatın “aşağısında” bırakmıştı.

300 Artvinlinin arasından geçip, barikatın ötesinde bir ormanın içerisinde sessizliğe doğru ilerlemeye başladık. Artvin’in öteki çağına şahit olmaya gidiyorduk. Bir jandarma barikatıyla daha karşılaştık. Artvinlilerin 200’ü aşkın gün boyunca nöbet tuttuğu çadır barikatlar arasında kalmıştı ya da bırakılmıştı. Halk aşağı barikatınaşağısında. Maden arama sahası, yukarı barikatın yukarısında, tel örgülerle çevrilmiş, girişine güvenlik görevlileri yerleştirilmiş bir alanın ortasında. Cerattepe’de… Öyle ya, bir orman içerisinde, bir barikatı geçmek için bir jandarma komutanına kimlik kartı göstermiştik.

Sınırı geçtik, maden arama sahasına vardık. Önüne duvarla set örülmüş galeri ağzında kurulu bir masanın etrafında dikildik. Artvin ya da maden; ikisinden birini seçin diyen Mahkeme kararının uygulanmamasına yol açan yasal düzenlemelerin bir kanun hilesi olduğunu dile getirdi bir avukat dostumuz. Üstelik, verilen ÇED olumlu kararı, hile saydığımız genelge metnine dahi aykırıydı.

Ve bir sınır hilesiydi. Tel örgüler içerisinde maden araması yapılacaktı. Faaliyete başlandığında, tellerin ötesindeki  ormanları katledecek, heyelanlara neden olacak, su kaynaklarının kirletecek, aşağısındaki pardon ötesindeki kenti yaşam alanı olmaktan çıkaracak bir maden sahası, tel örgüler ile sınırlandırılmıştı. Siz bu hileye inandınız mı ?

Neyse, hileyle başedebilmek, dertlenmek ya da dertlenmemek meselesidir bizde. Enseyi karartmayalım. Kazım Koyuncu’nun da seslendirdiği Xasan Xelimişi’nin Sarpi moleni şarkısını dinleyelim.

Karşı yamaçtakiler buradakilere gülümser
Burada bülbüller çiçeklere şarkı söyler

Son Düzenlenme Tarihi: 20 Mart 2016 12:42
www.evrensel.net