Müzik nasıl benim olmaz?

Müzik nasıl benim olmaz?

Alper BAKINER*

Bu yazının başına oturamıyorum aylardır. Gidip geliyorum. Bazı zorluklarla çok uzun zamandır ilk kez yüzleşiyorum.
Çok oldu etnik kimliğimden sıyrılmışım mesela. Doğuştan getirdiğim bu nane adına kalkıp bi’ şeyler söyleme ihtiyacı duyacağım hiç hesapta yoktu. Şimdi de dilim gitmiyor. Bütün azınlık hadiselerinde kaşlarını çatıp ayaklanan ben, mevzu “bizimkiler” olunca dut yemiş bülbülüm.

“Mağdur” meselesi var bir de; eş dostla hep dolanıyoruz etrafında bu kavramın. Mağdur, konuşması ayıp sayılan kişidir ya aynı zamanda; nasıl ve ne zaman hayatımıza girdiği bilinmez bir gelenek olarak... Ben şimdi ayıp işliyormuş hissiyle oturuyorum yazının başında.

Bitmiyor meseleler. Hakkında kelâm edeceğin kişi ile aynı yolun yolcusu olmak da hiç fena bir dert değil. Hayatımda ilk kez bir müzik insanına yazılı olarak sitemde bulunacağım. Bu da gelecekmiş başıma. Meselenin toplumsal ve yaygın olduğunu düşünmesem, muhtemelen özelden yazardım kendisine. Ama görüldüğü kadarıyla fazlasıyla yaygın. Ve ben  bu yazı vesilesiyle pek de üzerinde durulmayan (en azından benim durulduğuna şahit olmadığım) bir konuda, özellikle kendini sistem dışında tanımlayan (çoğunlukla muhalif) topluluklar içinde yaygın bir soruna işaret ediyor olacağım.

Neyse ki içimi rahatlatan bir şey de var: Kaan Tangöze’nin müziğini gerçekten çok seviyorum. Benim için büyük bir ozandır, bütün içtenliğimle söylüyorum. Bu bilgi de şuracıkta dursun.
***
Hikâyenin benim için dört yıl kadar öncesine giden bir başlangıcı var. Bir arkadaşımla rutine bağlamışız o zamanlar, memleket meselelerinden konuşmayı.

Bu arkadaşım Dersimlidir. Dinî taraklarda bezi olmasa da, içine doğduğu Alevilik inancının felsefi tezahürlerine eğilimlidir. (Bu bilgileri konuyla alâkalı olduğundan veriyorum). Kalbi ‘sol’dadır (ki bu, anlaşamadığımız konulardandır).
Bu özelliklere sahip çoğu insan gibi ‘Ozan Emekçi’ sever.

Aslında Emekçi’yle benim de hiçbir zaman alıp veremediğim olmadı. Sempatik bulduğumu bile söyleyebilirim. Aşağıda sözlerini yazacağım şarkı da bu hislerimi değiştirmez. Dediğim gibi, kaynağı topluluk ezberlerinde arıyorum.
Sözünü ettiğim arkadaşım, yine “Dersim-Alevilik-Sol” üçgeninde bir laflama üstünde, bu şarkıyla geliverdi. “Bak” dedi bana, “şöyle sözleri var Emekçi’nin”:

İki Ali vardır birisi Arap / Gönüllerde düştür bizim Alimiz /  Sizin Ali devri eyledi harap / Mazluma yoldaştır bizim Alimiz...

Dedim “ama bunlar ırkçı sözler”. İlk defa konuşmalarımız içinde birimiz böyle bir ithamda bulunmuş oldu. O ise buna karşı çıktı. Aklı şarkının ilerleyen kısmında gelen “Zerdüştlük” meselesindeydi. (Aslında evet, üçgenin Alevilik bileşenini “Alevilik/Zerdüştlük” olarak değiştirmek gerek. Çünkü konuşmanın belirleyenlerinden biri de bu kavramdı).

Aradaki diyalog kendi yolunda aktı. Ben şimdi ordan çıkıyorum.

Sonra geri kalan sözleri buldum:
...Sizin Ali kana kine doymadı / Bizim Ali hiçbir cana kıymadı / Sizin Ali Hakk’ı insan saymadı / Temsili Zerdüştür bizim Alimiz, Sizin Ali düşman müziğe meye / Bizim Ali saki olur dünyaya / Sizin Ali yüzün döndü kayaya / Kıblesi güneştir bizim Alimiz, Sizin Ali taptı ganimetlere / Bizim Ali ortak oldu dertlere / Sizin Ali ruhun verdi kurtlara / Emekçiye baştır bizim Alimiz.      

Evet, görüldüğü üzre ışıklar içinde bir dil...

Hikâyeyi dört yıl önceden başlatsam da, geleneksel Türkiye solunun kaynak kısıtlılığı üzerine kafa yormam çok daha eski mevzu. İşte, kaynakların birisi Anadolu Aleviliği. Karşısında saygıdan dilim tutulur. Bedenimi nereye koyacağımı bilemem.
Yukarıdaki sözlerde de bir sorun yok ki. Sorun ne kelime, sakilik yapan Ali’den söz ediyor, kurtuluş reçetesi gibi. Ama işte o “Arap” vurgusu hariç.

Her şarkı, doğuşu itibarıyla herkese aittir. Onu herkesin olmaktan ancak yaratıcısının tercihleri çıkarabilir. Şimdi; aynı zamanda şarkı olan yukarıdaki sözler bir Arap olarak bana ait olabilir mi?

Ya da;
Bir Arap’ın sizin Ali’ye geçiş koşulları nelerdir? (“Ama canım o kast edilmiyor...” türü cevaplar kesinlikle kabul edilmez!)
***
Hâlâ Kaan Tangöze’ye gelemedik.

Bir kaynağı daha var geleneksel Türkiye solunun. Sanırım Kaan o deryalarda yüzmeyi seviyor; gençliğe hitap etmesine bakılırsa...

Birkaç ay kadar önce solo albüm çıkardı. Ne yalan söyleyeyim. benim de yıllardır “kesin yapar” diye beklediğim şey. Yaptı.
Bu yazı tek bir konuda yazıldığı için hiç dağılmadan yoluna devam edecek. Zaten bir albüm kritiği yazmak haddime değil. Herkes gibi ya dinlerim, ya da dinlemem.

Hatta yazıya konu “Amerikan Kovboyları” isimli şarkının, bana dert teşkil edenler dışındaki sözleriyle de ilgilenmeyeceğim. (Bence ciddi sorunlar var ama o sorunları daha donanımlı kişilere bırakıyorum).

Şöyle iki dize var şarkıda:
Ortadoğu sermayedir Arabistan kerane
ve;
Doldur doldur silahları ver Arap’ın eline

Neresinden tutayım, neresine tutunayım, bilemedim. Çok uzun zamandır ilk kez -maalesef öyle doğmuş- bir Arap olarak konuşayım.

Çok daha büyük bir coğrafyayı, içinde yaşayan 1001 Arap rengiyle beraber üst başlıkta tanımlaması gereken “Arabistan” sözcüğünün, benimle ve tanıdığım hiçbir Arap’la uzaktan yakından alâkası olmayan Vahhabi bir kalabalığın yoğun yaşadığı bölgeyi tanımlamasından ben de hazzetmiyorum. Arabistan Arap diyarı anlamına gelmeli ve benim mahallem dahil bütün Arap otonomlarını kapsamalı. Ama öte yandan, başında ne kadar zalim ve karanlık bir yönetim olsa da, bütün bir coğrafyaya külliyen hakaret etmenin ipe sapa gelir bir tarafı yok. (Bu arada kerane sözcüğü benim için hakaret değil. Şarkıda hakaretamiz kullanıldığı için öyle diyorum). Genelleme çok revaçta bir eğilim. Ve çoğunlukla incitici.

Gelelim elimize verilmiş silahlara.

Efendim bende silah falan yok. Silahtan nefret ederim. Hatta uzun zamandır önüme gelen her anti-militarist platformda eylemcilikle meşgulüm.

Ben dahil, mahalleden ve çevre mahallelerden tanıdığım bütün Araplar, silahla ömrümüzde bir sefer temas ettik: Zorla alındığımız ‘Türk’iye Cumhuriyeti ordusunda. Tıpkı milyonlarca Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Gürcü, Laz vesair T.C. vatandaşı gibi. Ya da şimdi memleket sathında avare avare dolanan iki buçuk milyon muhacir de ihtimaldir ki zorunlu Suriye vatani görevinde dokundular silaha bir tek. Yoksa niye soluğu burda alsınlar ki.

Bambaşka dinamikleri olan meseleleri doğrudan bir ırka havale etmek, ırkçılıktan başka bir şey değil. Başka türlü bir kavram yok konuştuğum dilde. Siz Arap deyince beni de kast ediyorsunuz, istemeseniz de. Ve dediğim gibi; “Yok biz seni kast etmiyoruz, biz emperyalist oyunları falan filan...” gibi cevapları kesinlikle kabul etmiyorum.  

Arap düşmanlığı çok yaygın bir ezber, biliyorum. En çok da kendine ilerici diyen cenahta. Leş bir tortu gibi oturmuş dibe. Ama bunu bu kadar güzel şarkılar yazan bir adam yapınca fena dokunuyor.

Öyle olunca ben de dilimi tutamadım işte, affola!    

*Müzisyen(LuXus)

www.evrensel.net