Lavinia şairine aşık oldu mu?

Lavinia şairine aşık oldu mu?

C. Hakkı ZARİÇ

Attila İlhan siyah balıkçı kazağıyla sahneye çıktığında salonda alış kıyamet yeri göğü inletirdi. Edebiyat matinelerinin hız kesmeden, soluk soluğa seyredildiği zamanlardı. Bıçkın ve bohem edasıyla seyirciyi büyüleyen Attila İlhan uzun atkısını omzundan geriye doğru fırlattığında ilgisi büsbütün artan seyirci alkışlar eşliğinde “Pia! Pia! Pia!” diye tempo tutarlardı. Bu ilgiden memnun olan şair gözlerini ufka dikerek “Pia”yı okumaya başlardı.

Okullarda, gazinolarda, halkevlerinde, tiyatro ve sinema salonlarında sık sık düzenlenen edebiyat matinelerinde seyirci soluk soluğa yazar ve şairleri dinlerdi. Ülkü Tamer, Behçet Necatigil’in “Yahu her gün sahnelere çıkıp iniyoruz, Müzeyyen Senar’ı bile geçtik,” dediğini anlatır bir yazısında. Asaf Halet Çelebi’nin matineleri kastederek “Kendimi sirk hayvanı gibi hissediyorum,” dediğine de tanık olmuştur Ülkü Tamer. Şiir matineleri dolup taşar, şairler zaman zaman yer bulamadıkları için ayakta seyre devam eden insanlara şiirlerini okurlardı. Seyirci memnundur. Şair meçhul.

Dönemin en ilgi çeken şairlerinden birisi de Özdemir Asaf’tır kuşkusuz. Assolist gibi en son o çıkar sahneye, kalabalığı sevmemesine rağmen, kalabalık şiir matinelerinin vazgeçilmez şairidir o. Ülkü Tamer, Milliyet’teki 20 Nisan 2001 tarihli yazısında, genellikle Attila İlhan’dan sonra sahneye çıkan Özdemir Asaf için şunları yazmıştır: “Özdemir Asaf mikrofona çağrıldığında gülüşmeler başlardı. Bir güldürü oyuncusu gibiydi Özdemir Asaf. Uzun uzun mikrofonu ayarlar, sessizce seyircileri süzer, tam şiirini okumaya başlayacakken susar, yine seyircilere bakardı sessizce. Kahkahalar dinince aynı şeyleri yineler, sonunda ‘r’leri ‘ğ’ gibi söyleyerek okurdu: ‘Bütün ğenkleğ aynı hızla kiğleniyoğdu / Biğinciliği...’  Seyirciler bir ağızdan tamamlardı: ‘... beyazaveğdileğ.”

Memet Fuat bir yazısında Özdemir Asaf ve Lavinia şiirine ilişkin şunlar yazmıştır: “Özdemir Asaf’ın unutulmaz bir yanı da 1960’ların ünlü edebiyat matinelerindeki unutulmaz tavırlarıydı. Son derece tatlı bir havayla gelir, kendine özgü peltek konuşmasıyla şiirlerini söyler, alkışa boğulur, iki elini birden kafasının iki yanına götürerek çift yanlı asker selamı verir, koca bıyıklarıyla gülümser, gösterisini genel istek üzerine ‘Lavinia” adlı şiiriyle noktalardı.”

Aşk acısının ya da çekip giden sevgilinin ardından okunabilecek şiirlerden ilk akla geleni belki de Lavinia’dır. Bazen platonik duygulardan beslenir, bazen çıkarıp ceketimizi vermek isteriz üşüyene. Topuklu ayakkabılarıyla kaldırımları ezerken, “Günün en güzel saatleri bunlar/ Yanımda kal.” demek isteriz sevgiliye. Bunları söylemeyi akıl edemesek de söyleyeceğimiz şeylerin toplamı buraya çıkar belki de. Bilerek ya da bilmeyerek Lavinia şiiri yol gösterir içimizden geçene. 

Adını gizlediğimiz Lavinia’dır biraz da. Öyle meftun ve koyu karanlıktadır ki, gizlediğimiz adın kendisince de bilinmesini istemeyiz. Matinelerin vazgeçilmezi Özdemir Asaf’ın şiiri Lavinia’nın kim olduğu da tartışılmıştır bir zaman.

Herkes Lavinia hakkında muhtelif söylencelerin peşinde takılıp gitmiş, şiirin gizini ve Lavini’nın kim olduğunu çözmek için edebiyat magazininden medet ummuştur bir zaman.

İlhan Selçuk, Cumhuriyet’teki köşesinde, 14 Şubat 1999 Pazar günkü Pencere’sinde şunlar yazmıştır.
“Lavinia’ya âşıktı Özdemir…

Kral Latinus’un kızıydı Lavinia; Vergilus’a göre Roma yakınındaki on üç sunaklı tapınağıyla ünlü Latvinium kenti Lavinia’nın onuruna kurulmuştu. Özdemir sevdiği kız için uzun yıllar dillerde dolaşan ‘Lavinia’ şiirini yazdı.

Yalnız Özdemir mi, koca ressam Edip Hakkı da Lavinia’ya âşıktı. 1950’li yılların İstanbul’u, avareliği ve sevdaları tohumlayan yosun kokulu bir şehirdi. Özdemir o kentin Boğaz’dan esen rüzgârını da yazdı:

Bilmiyorum ne vardı saçlarında.
Rüzgâr mı delice eserdi,
Gözlerim mi öyle görürdü yoksa
Saçlarının her hâli hoşuma giderdi.

Oysa o yıllarda Lavinia yere bakan birine tutulmuştu; fırtınalı bir ilişkinin tensel terinde köpüklenen dalgasını yaşarken, gönüllerde dolaşmanın çekiminden de vazgeçmiyordu; ilerde bunun hesabını acıyla vereceğinden habersizdi.”

KİMDİ LAVİNİA?

Doğan Hızlan’ın deyimiyle bir “edebiyat arkeoloğu” olan Haluk Oral, İş Bankası Yayınları’ndan çıkan “Şiir Hikâyeleri” adlı kitabında açıkladı Lavinia’yı. 

Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki arkadaşları Rita Hayworth’a da benzetmişlerdir onu, kızıl kahve saçlarına hayranlıklarından dolayı “Gilda” diye de çağırmışlarıdır. 

Marilyn Monreo’ya benzetmiş Adalet Cimcoz ve her daim “Marlin” diye seslenmiş ona.

Eski bir vali olan Tahsin Bey’in kızı, 1925 doğumlu, güzelliğiyle dillere destan, Özdemir Asaf’ın platonik bir aşkla tutunduğu Mevhibe Meziyet Beyat’tır, Lavinia. 

Akademiden hocası Edip Hakkı Köseoğlu, İlhan Selçuk, Öztürk Serengil ve Muhlis Hasa ile evlenmiştir. Ölmeden önce çok yakın arkadaşı Meldâ Kaptana ve Ahmet Koman’a yazdığı mektupta iki büyük aşkı olarak Edip Hakkı Bey ve İlhan Selçuk’tan bahsetmiştir. Özdemir Asaf mı? Ona hiçbir zaman âşık olmamıştır Mevhibe Meziyet Hanım ya da bildiğimiz adıyla Lavinia... Gitsin madem.

LAVİNİA

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar isteyorsan yalanlar söyleyeyim.
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim.
Sen de bilme Lavinia.

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Şubat 2016 16:19
www.evrensel.net