Çöpten çıkan ekmekle ne kadar olursa, o kadar yaşıyoruz işte

Çöpten çıkan ekmekle ne kadar olursa, o kadar yaşıyoruz işte

Yeter İbiş, eşi Hüseyin, oğlu Hasan, gelini Sevda, torunları Necan ile Senem ve ayrıca iki oğluyla Pendik Kavakpınar Mahallesinde oturuyor. Tokat’ın Turhal ilçesinden 25 yıl evvel İstanbul’a göç etmişler. Hayatlarını çöpten atık kağıt toplayarak kazanıyorlar. Ekmek ve Gül ekibi olarak Yeter İbiş’in evine konuk olduk.

Nazlı YAŞ / Ayşe ÖZTÜRK

Yeter İbiş, eşi Hüseyin, oğlu Hasan, gelini Sevda, torunları Necan ile Senem ve ayrıca iki oğluyla Pendik Kavakpınar Mahallesinde oturuyor.  Tokat’ın Turhal ilçesinden 25 yıl evvel İstanbul’a göç etmişler. Hayatlarını çöpten atık kağıt toplayarak kazanıyorlar. 
Ekmek ve Gül ekibi olarak Yeter İbiş’in evine konuk olduk. Sohbetimize eşi Hüseyin, hatta gelini, oğlu ve torunları da dahil oldu.
Ortak yaşamlarının nasıl başladığını Yeter ve Hüseyin İbiş birlikte anlattılar: “Bir akşam ailemiz bizi nişanladı, bize sormadan. Sonra sorunlar oldu, nişanı artık. Ama biz kopmadık bir yıl sonra yeniden nişan takıp düğünle evlendik. İstanbul’a ilk geldiğimizde Yeni Sahra’ya yerleştik; bir yıl kaldık ve çöp işleriyle hayata tutunmaya çalıştık. Sonra Kartal Yakacık’a taşındık. Orada da epey yoksulluk çektik. Oradan 17 yıldır yaşadığımız Kavakpınar’a taşındık. Odur budur buradayız...” 
 

BİNBİR CEFA ÇEKTİM
“Büyük hayallerle geldik İstanbul’a” diyor Yeter abla. “Adı büyük, imkanlar çok olacak, her şey bol olacak hayaliyle... Kaynanamla kaldım, eşim askere gitti. Çok çektim kaynanamdan. Akrabam, sahip çıkar, gözler kollar diye düşünürken bin bir cefa çektim. Gelindim, yatak yorgan demez, ufak bir hatanda sokağa atardı. Bir şey diyemezdim, sesimiz çıkmazdı. Ahh çok çektim, çok! Halen de çekiyoruz. Yokluk, yoksulluk... Çöpten çıkan ekmekle ne kadar doyulursa o kadar yaşıyoruz işte.” 
Gözleri çerçevedeki resimlere takılarak devam ediyor: “Çay bulur, şeker bulamazdık. Çok kez ekmek yoktu. Televizyon yoktu; binde bir evde vardı.”
Hüseyin abi, Yeter ablanın gözlerine bakıp söze giriyor, duygusal havayı dağıtmak için. “Babam tarlada çapa yapardı, biz 8 kişi bir ineğin sütüyle idare ederdik. Bizim hayatımız doğmadan belirlenmiş. Fakirdik fakir, hep fakir gidiyoruz. Ekmeği kendimiz, anam yapardı. Paylaşırdık ama yoktu. Olmadığı halde de neyi paylaşırdık bilemem, ama mutluyduk.”
 

İNSAN KENDİ ÇOCUĞUNU ÇALAR MI!
Yeter abla atılıyor yeniden: “Eşim askerdeydi, kaynanamla kalırken ameliyat oldum. Kimse bakmadı, bakamadı. Para yoktu ve yarama kurt düştü, inanın, yoktu para. Yok, imkan yok... Gelindim, kocam yok. Ölmedim, öldürmeyen öldürmüyor işte... Şimdiki gençler şanslı. Gelinle bir kalıyorum ve  hayal ettiğim her şeyi ona yaşatmaya çalışıyorum. O yaşasın! Çocuklarımı sevemezdim korkuma... Sonra eşim askerden geldi, babam çok zengindi birden yokluğa düştük. Kötüydü, baskı, dayak... Hatta ilk çocuğumu 8 Mart kadınlar gününde doğurdum. Hastane masraflarını ödeyemedik. Çaldık çocuğu hastaneden. İnsan kendi çocuğunu çalar mı! Çaldık! Yoktu para, rehin aldılar. Biz de aldık çocuğu kaçtık eşimle... Sonra iki çocuk daha doğurdum. Sokakta kaldım... Ev yok bark yok...” 
 

ÇALANLAR SAHADA BELLİ
“Askerden sonra ev yaptım, iste burayı” diye araya giriyor yine Hüseyin abi ve devam ediyor: “Hala da bitmiyor yırtığı, akarı, kokarı.... Bize hırsız diyorlar, biz çalışırken kimi acıyor, kimi fabrikasının önünden tek bir demir eksik olsa ‘bunlar yaptı’ diyor. Bu ülkede çalışanların durumu belli. Çalanlar sahada belli!”
“Hiç unutmuyorum, karda. soğukta çöpteyim. Sabahın seher vakti zengin bir araç geldi çöpün kenarına. Gençtim, korkuyorum da. Adam çıkardı bir çorba içecek kadar para verdi. Açtım ama evde çocuklar vardı. O parayla eve geldim. Hırsız olsaydık 25 yıldır bu barakada kalır mıydım!... Daha gelinimin ayrı odası yok. Düşün, torun, gelin, kayın hep birlikte kalıyoruz” diye tamamlıyor Yeter abla. 

AMA SEVGİ VAR

“Yok bir odamız ama sevgi var” diye atılıyor oğlu Hasan, “Evlenince ben de korktum ya anam eşime eziyet ederse diye. Ama eşim annesine gitmiyor annemi bırakıp. Çünkü annem hayalindeki yaşayamadığı her şeyi gelinine yaşatıyor.”

Bu sırada Yeter ablanın kaynanası geliyor. Hemen ayağa kalkıp elini öpüyor, bir bardak çay koyuyor önüne... Soran bakışlarımızı görünce de “Biz acıyı bal eyledik der gibi büyüdüm. Atam öyle görmüş, öyle yaptı... artık geçti” diyor. 
Son söz yine Yeter ablanın, “Ben iki erkek evlat büyüttüm. Okuyamadılar, ama kimseye yan gözle bakmadılar, harama el uzatmadılar. En büyük kâr bu benim için. Oğlum işçi alüminyum fabrikasında. Biz gene çöp topluyoruz gelinimle, torunumla. Çocuklarımla hayata tutunmaya çalıyoruz. Bu düzen değişmedikçe hiçbir şey değişmez. Çok yaralara kurt düşer bu gidişle...” 
Sıcak çaylarıyla bizi evine kabul eden İbiş ailesine teşekkür ediyoruz

www.evrensel.net