Reno İşçisinin Mücadelesi Bizim Mücadelemiz!

Reno İşçisinin Mücadelesi Bizim Mücadelemiz!

Onur Özbey
Bursa Tophane Endüstri Meslek Lisesi
Metal Bölümü


Ben geleceğin bir metal işçisiyim. Mayıs ayında direnen Renault, Tofaş, Çoşkunöz, Mako ve Ototrim direnişe katılan bir çok fabrikayı yakından takip ettim. Onların haklarını almaları ve daha insanca koşullarda yaşamaları için verdikleri mücadele sırasında bende lisemde, mahallemde ve Bursa’da kent merkezinde gazete ve bildiri dağıtımlarıyla onların haklı mücadelesini büyütmeye çalıştım. Çünkü o dönem metal işçileri ağır çalışma koşullarına ve sömürüye karşı direnmişti. Hem kendileri için hem de gelecekte bu büyük fabrikalarda çalışacak biz meslek liseliler için direniyorlardı. Bizler meslek liseli genç stajerler, genç işçiler staj sömürüsü altında her geçen gün eziliyoruz. Daha en başında okuldan staj dosyamızı parayla satın almak zorundayız. Parası olmayan staj dosyası olmayanın bir senesi yanıyor. Haftada üç gün staja gidiyor. Günde 8 saat çalışmam staj yapmam gerekirken günde 10 saat normal bir işçi gibi çalışıyorum. Aldığım ücret ise 400 lira. 400 lira ne demek şöyle açıklayayım; ayda 120 saat çalışıyorum bu demek oluyor ki benim saatlik ücretim 3,33’e denk geliyor. Yani normal bir işçi gibi çalışan, onunla aynı işi yapan biz stajerler, eğitim sistemi bizi bu staja mecbur kıldığı için insana şaka gibi gelen neredeyse Afrika ülkelerindeki işçilerin ücret standartlarında çalışıyorum.Aldığım paranın çoğu yola gidiyor ve bende tıpkı işçiler gibi sömürülmeye devam ediyorum. Sınavmış, derslermiş bunlardan bahsetmem oldukça zor, henüz tam anlamıyla benim dahi bilmediğim şeyler bunlar, biz iyi bir üniversiteyi bırakın üniversite hayalini bile çoktan unuttuk. Zaten zorunlu staj ve meslek liselerinde yapılmak istenen de buydu.


GELECEĞİM İÇİN ÇOK KAYGILIYIM

Düşünüyorum da asgari ücret alıp evini geçindirmek zorunda olanlar nasıl yapıyor, bilmiyorum. Geleceğim için çok kaygılıyım çünkü; kısa bir süre sonra bende asgari ücretle çalışan ve sömürülen bir metal işçisi olacağım. Ancak Mayıs ayında başlayan metal direniş halen devam ediyor. Renault işçileri bugün yeniden gelecek için mücadele etmeye ve direnmeye devam ediyor. Asgari ücrete hükümetin zam yapmasıyla birlikte içerde alevlenen tartışmalar sonucu maaşların yükseltilmesi ve maaşlarının asgari ücretin artışı oranında artırılması talebi oldu. Reno da yani belki de gelecekte herhangi bir bölümünde çalışacağım bu fabrikada, işçi abilerim ve ablalarım fabrika içerisinde çok güçlü bir birliktelikle hakları için mesaiye kalmama ve yürüyüşler yapıyorlar. Bu durum beni umutlandırıyor. Çünkü mücadele eden işçiler var. Staj sömürüsü altında ezilirken bir şey yapamıyoruz. Çünkü bir birliğimiz olmuyor birliğimiz olmadığı içinde sömürülüyoruz. Aslında bizim lisemizde birliklerimizin bozulmasının veya hiç kurulamamasının sebebi ile metal fabrikalarında ki sebepler birbirinin aynısı. Fabrikalarda işçileri Türk,Kürt,sağcı,solcu diye ayrıştıran birbirine kışkırtan Türk-Metal var, biz de ise bunun yerine hocalarımız ve okuldaki ‘milliyetçi’ arkadaşlarımız var. Ancak bilmemiz gereken şu ki bizlerin birbirinden farkı yok hepimiz eğitim sistemi tarafından harcanıyor ve staj yaptığımız fabrikalarda patron tarafından sömürülüyoruz. Burda yine önümüzü Reno işçileri aydınlatıyor. Reno işçileri Türk-Metal sendikasını fabrikadan hiçbir ayrım gözetmeksizin birlik olarak kazıdılar ve bugün patrona karşı birliklerini korumaya devam ediyorlar. Reno işçilerinden öğrenmeye devam ediyorum.Sendikaların ve patronların işçilerin birliğini bozma ve mücadele çizgisini geriye çekme çabalarına rağmen nasıl bir arada kaldıklarını görüyor ve öğreniyorum. Herşeye rağmen mücadeleyi hergün güçlendiren Reno işçilerinden öğreniyorum.
Bizler meslek liseliler geleceğin genç metal işçileri, staj yapan öğrenciler olarak birliğimizi kurmalı ve Reno işçilerinin mücadelesinin yolundan yürümeli ve hatta bu çizgiyi daha da ilerleterek ülkenin sorunlarına da göğüs germeliyiz. Çünkü bütün bu süreçlerde öğrendiğim şey bu ülkenin asli unsurlarının ve sahiplerinin işçiler olduğudur. Staj yapan öğrencilerle fabrikada çalışan işçi arasında hiçbir fark yok. Çünkü biz staj adı altında sömürülüp iş kazası geçiriyor, hatta ölüyoruz, hatta bazen okul parası bazen dersane parası için yaz tatillerinde çalışırken ölüyoruz. Fabrikada çalışan işçi abilerimiz ablalarımızda aynı şey’i yaşıyor. Bizler ölürken kimse duymuyor, görmüyor. Sömürüyü yaratanlar öldüğünde haftalarca gündem oluyor. Biz staj yapan öğrenciler olarak artık sömürülmek ve ölmek istemiyoruz. Bunun için Renault’ta ki abi ve ablalarımızın mücadelesini büyütmeye ve yaymaya devam edeceğiz ve kendi birliklerimizi de güçlendirip geleceğimizin ve geleceğin mücadelesini okullarda, fabrikalarda, staj sahalarımızda mücadele edeceğiz.


ONUN HİKAYESİ HEPİMİZİN HİKAYESİ

Genç bir plastik işçisi
Tuzla/İstanbul

Hemen hemen milyonların yaşadığı tüm büyük şehirlerde, şehrin dışına doğru kurulmuş devasa bir alanı kapsayan fabrikalar zinciri, yani organize sanayi bölgeleri dediğimiz yerleri görürüz. Nedir bu Organize Sanayi Bölgeleri diye sorarsak, şehrin içindeki günlük yaşamdan uzak milyonlarca işçinin çalıştığı ve kelimenin tam anlamıyla arkasında kalan şehirdeki bütün yaşamı ve hayatı ürettiği yerlerdir. Tuzla Organize Sanayi de şehrin dışına doğru kurulmuş devasa bir alana yayılan fabrikalar zincirinden oluşur. Burada her gün güneşin doğuşundan güneşin batışına kadar kesintisiz bir üretim sürer ve çalışan işçi sayısı 200 binin üzerindedir.
Bu yazımıza amacını veren şey ise Tuzla Organize Sanayi’de çalışan on binlerce genç işçiden birisi. Amacımız onun yaşamını, çalışma koşullarını, hayallerini ve bugün yaşadığı hayatla hayalleri arasındaki bağı hepimizin gözleri önüne sermek. Ama daha onu anlatmaya başlamadan bile aslında ne koşullarda çalıştığı hakkında biraz bilgi sahibi olmuş oluyoruz. Çünkü bu yazıda S.’nin gerçek ismini ve çalıştığı fabrikanın ismini yazacak olursak, çok büyük bir ihtimalle S. fabrikasındaki işinden olacaktır. Aslında sadece bu bile, yani onun adını özgürce yazamamak bile ülkemizde çalışanların üstündeki baskının küçük bir anlatım biçimidir.

21 YAŞINDA BİR İŞÇİ

Neyse yazımıza devam edelim. S. Trabzon doğumlu ve 21 yaşında. Hem yurt içi hem de yurt dışına üretim yapan bir plastik fabrikasında çalışıyor. Fabrika vardiyalı bir düzene sahip. Yani bir hafta gündüz üretim yapıp diğer hafta gece 12’den sabah 8’e kadar fabrikada çalışıyor.  Aldığı net maaş asgari ücret tutarında. Ama diğer birçok fabrikadan farklı olarak 3 ayda bir kere yarım maaş ikramiye alıyor. Bunun da nedeni ona göre sendikaymış. Yani fabrikada sendika da var. Ama anlatımımızın ilerleyen kısımlarında bu sendikanın gerçekten bir sendika gibi davranıp davranmadığını yine S.’nin yaşadığı birkaç tecrübeyle ve yine S.’nin ağzından dinleyeceğiz. Devam edelim.

ORTAK NOKTA: ARALIKSIZ ÇALIŞMA

S. meslek lisesini bitirdikten sonra herhangi bir üniversiteye gidememiş ve bunun sonucu olarak şimdiki fabrikasında iş bulup çalışmaya başlamış. Lakin S.’ye ‘bu durumdan memnun musun?’ diye bir soru yönelttiğimizde hikayesinin ana kısmına girmiş bulunuyoruz. “Gece gündüz demeden çalışıyorum” diyor genç işçi S. “Fabrikaya girdikten bir süre sonra eski sosyal hayatımı da kaybettim. İşten eve gelince evde boş boş oturup televizyon izlemekten başka bir şey yapamıyorum. Ben de evde boş boş oturup canımın sıkılmasındansa mesai olduğu zaman her türlü mesaiye kalıyorum ki hem fazla para alayım hem de canım sıkılmasın” Yani işçi S. bize diyor ki “işten eve, evden işe gidip geliyorum.” Bugün bu söylemi çoğu işçi gençte bulabiliriz. Bazılarının sorunu aralıksız çalışıp evi geçindirmek olur, bazılarının sorunu aralıksız çalışıp varsa borç ödemek olur, bazılarının sorunu iş dışında yapacak hiçbir şeyleri olmadığından aralıksız çalışmak olur ama ortak olan şey ‘aralıksız çalışmak’tır.

ÖMÜR BOYU 1300 LİRAYA MI ÇALIŞACAK?

Genç arkadaşımıza bu koşullardan ve yaşadığı hayattan memnun değilse ne yapmayı düşündüğünü soruyorum. “1-2 yıl daha para biriktirip özel bir denizcilik üniversitesine gideceğim” diyor. Öğreniyorum ki gideceği bölüm 2 yıllık bir bölüm. Az çok denizcilik sektöründeki iş olanakları hakkında bilgim olduğundan biliyorum ki o bölümü okuyan arkadaşımız S.’nin iş bulma ihtimali sıfır. S.’nin hayali üniversite mezunu olup daha cazip bir mesleğe sahip olmak olabilir ama hayatın gerçekliği bunun tam tersi. Bunu dilim döndüğünce S.’ye anlatmaya çalışıyorum ama o pek ikna olmuşa benzemiyor, “Yok yok öyle değil üniversite okursan kesin iş bulursun ve daha iyi hayatın olur. Baksana buraya, ömrüm boyunca böyle gece gündüz demeden 1300 liraya mı çalışacağım. Üstelik çay molası veya herhangi bir ara olmadığı için hiç durmadan çalışıyorum. Eve gittiğimde de yorgunluktan uyuya kaldığım zaman tüm hayatım sadece fabrikadan ibaret oluyor. Bu nerdeyse her gün böyle tekrar ediyor gidiyor” diyor.
 

‘ÇIKSANA OĞLUM YUKARIYA, Bİ’ŞEY OLMAZ!’

Diyorum ki ‘çoğu fabrikanın aksine seninkinde sendika var. Sendika bu şekil molasız ve aralıksız çalışmaya bir şey demiyor mu?’ İşte burada başlatıyor anlatmaya, sendikanın nasıl bir sendika olduğunu, içerdeki işçilerinde hiç birlik olmadığını dahası birbirleriyle durmadan didişme içinde olduklarını. Sendikayı patron fabrikaya sokmuş. Hiçbir işçi sendika için mücadele etmemiş. Dolayısıyla da bizzat patronun sendikası olarak çalışıyor. Yani işçinin tam karşısında. “Geçen depoda sayım vardı. En üstteki malları göremiyorduk. Yaklaşık 20 metre civarı yükseklikte mallar. Bana dediler ki sen transpalete çık biz seni yukarıya kadar kaldırırız sen bize söylersin. Transpaletin de normalde üstüne insan çıkması yasak ve zaten alet arızalı arada bir kafayı yiyor. Tam o sırada yanımdan sendika baş temsilcisi geçiyordu. Hemen çağırdım dedim ki müdahale eder misin şu olaya. Önce transpalete baktı sonra bana ve “müdür malların sayımını acil istiyor, çıksana oğlum yukarıya bişey olmaz dedi.” İşte tek örnekte kendince sendikayı da net bir şekilde anlatıyor bize.
 

GERİYE TEK BİR SORU KALIYOR

İşte S.’nin hayatı, çalışma koşulları ve hayalleri bu. Lakin biz bilmekteyiz ki içinde yaşadığımız düzende nasıl ki liseli Berrin geleceksizliğin korkusuyla sınavdan sonra kendini bornoz ipiyle banyoda asmışsa, nasıl ki üniversite mezunları iş bulamayıp intihar ediyorsa, nasıl ki genç işçiler staj yaparken ya da normal olarak çalışırken hiç iş güvenliği olmadığı için can veriyorsa, S. de bu düzendeki yüzbinlerce geleceksizlik kurbanlarından sadece bir tanesidir. Tek hayali ise güvenli bir gelecek ve insan gibi yaşayabileceği bir iş. Ama dediğimiz gibi hayallerimizle hayatın gerçekliği arasında derin uçurumun olduğu bu zamanlarda S. ve onun gibi yüzbinlerce genç işçinin yapacağı eğer gerçekçi olacaksa tek bir şey var. O da Berrin’i öldüren, işsiz üniversite mezunlarını intihara sürükleyen, genç işçilerin her daim al kanını emen bu düzende ortak düşmana karşı birleşip hakların için mücadele etmektir. Geriye tek soru kalıyor, ortak düşman kim? Ortak düşman bütün üretim araçlarını bir avuç patrona veren, bize ise sadece köleliği olmayı bırakan sermaye düzeninden başkası değil.


OSTİM’DE GEÇEN 5 YIL

Hüseyin ALTUN
OSTİM/Ankara


OSTİM’de yaklaşık beş yıldır çalışıyorum. Bu yıl ise diğer yıllardan daha farklı geliyor bana. Lise yıllarında meslek lisesine giderken, yazları okul harçlıklarını biriktirmek için yan üretim fabrikalarına gider çalışırdım. İşte o vakitlerde anladım işçileri nasıl sömürüldüklerini; çünkü sabahtan akşama kadar ayakta çalışan, her türlü zorlukla evlerine 2-3 lira daha fazla götürmek için mesai kaldıklarını gördüm. Asıl trajikomik yanı ise, patronun işçilikten geldiğini, sonradan atölye sahibi olduğunu öğrenmem oldu! İşçinin halini işçi anlar ama işçilikten yükselip patron olan bu adamın anlayacağı şey, benim yaşlarımdaki genç işçilere aylık 550 TL vermesi ve sabahtan akşama kadar çalıştıracağı biz genç işçiler. Bizim sırtımızdan kazandığı paralarla sabahtan akşama kadar keyfine keyif katmasıydı. O dönemlerde işçiler arasında bile ‘la bize verdiği maaş ile yetinemiyoruz, ay sonunu getiremiyoruz; adam ise bizden geçiniyor.’ diye cümleler kuruluyordu. Öyle böyle lisenin ikinci ve üçüncü sınıflarında iken yaz aylarını OSTİM’de çalışarak geçirdim.

BÜYÜK GENÇ İŞÇİ SÖMÜRÜSÜ ‘STAJ’

Bir akrabamın çalıştığı yerde staja başladım. Ama burada daha büyük sömürü ile karşı karşıya kaldım. Bir bakıma staj yerim yazın çalıştığım yerlere göre; daha konforlu daha rahat. Aylık alıyoruz 300 TL stajyer maaşı! Ama bu benim neyime yeter ki? Her zamanki gibi 2 lira gidiş, 2 lira geliş günlük 4 lira yol parası. Yol parası, sigara parası, sabah kahvaltısı… Bunları karşılaması dahi zor. Mesai akşam sekize kadar. Ama biz şoförü beklediğimiz için dokuza kadar atölyede bekliyorduk. Bu vakitte de gece vardiyasındaki büyüklerimizden meslek öğrenmeye çalışıyorduk. Bir yerde bir şekilde öğreniyorduk.
Gel vakit git vakit staj bitti. Sonra lise bitti. Stajyer işçi statüsünden çıkıp,  normal işçi olduk. Ama yine sömürü yine sömürü! Bir parçada hata yaparsan maaştan keseler, vay haline! Bu daha beter çünkü adamın evinde çocuğu var, faturalar var, gereksinimleri var... Aldığı maaş asgari ücretin biraz üstü, yarısından fazlasını kesiyorlar, adam ay sonunu nasıl getireceğiz düşünüyor haliyle.

ASGARİ ÜCRETE ZAM DEYİNCE…

Aradan 3 yıl geçti, OSTİM’e tekrar geldim. Bu seferki iş yeri diğer iş yerlerine göre daha farklı, çünkü atölye sendikal mücadeleyi kazanmış bir atölye. Gittik, gerekli evraklar filan derken işe başladık. %10 sendika zammı, Asgari Geçim İndirimi vs. var. Biz de güzel bir maaş diye seviniyoruz. İş ortamı olsun işçiler arasında birlik olsun çok güzel. Ama ta ki asgari ücret zammına kadar sürdü. Sevincimiz kursağımızda kaldı çünkü. Asgari ücret konusunda eskiden de aynı sorunlar vardı. Şimdi de aynı sorunlar ve sorular… Birkaç senedir atölyede çalışan bir işçiyle benim maaşım arasında hiçbir fark yok. Bir de işçiler arasında ‘Asgari ücrete zam yapıyonuz da gardaşım, neden gereksinmelere de zam yapıyonuz?’ diye konuşmalar geçiyor… Benle aynı maaşı alan genç bir arkadaşımız ise ‘1300 TL asgari ücret sevgilimle hafta sonu bir yerde buluşsak, otursak bir şeyler yesek içsek desek… Para kalmayacak. Araç sigortasına bak; maaşımla neredeyse aynı para acaba konuşsak taksit yaparlar mı?’ diye yakınıyor.
 

BİR TEK OSTİM DEĞİL

Eminim ki bir tek bizim atölyede değil Türkiye içinde de söz konusu işçiler arasındaki konuşma budur! Patron daha düne kadar bir işçi arkadaşımıza tatil parasını ‘eli titreyerek’ verirken, hemen bitişiğimizdeki satılık dükkanı eli titremeden satın alıyor. İşçilerin de dediği gibi sömürünün olduğu yerde devlet ve onun yardakçı tayfası var. Ücretlere yapılan zammı da işçi-emekçi kesiminden, faturalar ve daha pek çok şeye yaptıkları zamlarla geri alıyorlar. Buna bir dur demek için işçiler arasındaki birliği güçlendirip bu sömürü düzenine bir dur demeliyiz biz Ostim işçileri!

www.evrensel.net