Kirli iş, herkes yapamaz; devlet altından kalkamaz!

Kirli iş, herkes yapamaz; devlet altından kalkamaz!

Faruk AYYILDIZ

Kimimize göre kâğıt toplayıcıları, kimimize göre ise atık kâğıt işçileri. Yüzlerce kiloluluk kâğıt, plastik sığdırabildikleri büyük bir çuvalı mevsimler, günler fark etmeksizin arkalarında sürüklüyor, kent sokaklarını baştan sona geziyorlar. Basit iş değil kâğıt toplayıcılığı. 1970’lerden günümüze çeşitli değişimler geçirmiş, aslında gayet de “politik” bir meslek. 70’lerde Anadolu kentlerinden gelen yoksulların (konuyla ilgilenenler özellikle Niğde’den gelenlerin ağırlıklı olduğunu ifade eder) çaput, kumaş toplamalarıyla başlayan bu zorlu iş, 90’lı yıllarda Kürdistan köylerinin yakılmasıyla bir kırılma yaşar. Kürdistan’dan İstanbul başta olmak üzere Batı kentlerine göç eden Kürtler, mesleğin ciddi bir parçası olur. Hatta en büyük parçası... 2011’de Suriye’deki savaşla beraber Türkiye’ye gelen yüz binlerce mülteci, kâğıt toplayıcıları için ikinci büyük kırılmadır. Türkiye’de çok zorlu şartlarda hayatta kalma mücadelesi veren mülteciler de mesleğin önemli bileşeni haline gelir.

Şimdilerde ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, işçilerden geri dönüştürülmek üzere kâğıt alan firmalara ceza keseceği düzenleme gündemde. 500 bin kâğıt işçisini işsiz bırakacağı iddia edilen düzenlemeyi 30 yıldır kâğıt işçiliği yapan Hamit Balcıoğlu ile konuştuk. Hataylı olan Hamit ağabey, 63 yaşında ve çok uzun yıllardır İstanbul’da yaşıyor.

Beyoğlu’nda ufak bir çay ocağı önüne kâğıt arabasını çeken Hamit ağabey hayat hikayesini, topladıklarını, sokakları anlattı, dinledik.

Seninle başlayabiliriz ağabey, ne zamandır yapıyorsun bu işi?
1985 yılından beri bu işi yapıyorum. Pazarcılık yapıyordum, iflas ettim ve bu işe başladım. Depoda işçi olarak başladım, daha sonra depoyu bana devrettiler. Ben orada iflas ettim, şimdi kendim kâğıt topluyorum.

Neler topluyorsun?
Kâğıt, plastik, naylon topluyorum. Sadece benim topladığım haftalık 1 ton kâğıt var. Bunun yanında plastiği, kutusu, naylonu var. Hepsini ayrı ayrı yerlere veriyorum.

Nerelere veriyorsun?
Belediyenin lisanslı şirketine satıyorum. Yasaklama tartışmaları da var ama o iş kolay değil. Şimdi sen devletsin, ben lisanslı firmayım. Sen, benden milyarlarca lira para aldın, bu yasağı getirebilmen için benim hakkımı vermek zorundasın. Lisanslı firmalar buna ikna olur mu bilemem.

Devlet, lisanslı firmaya ne tavsiye ediyor?
Kendin toplayacaksın diyor ama bu mümkün değil. Firma, mecbur eleman alacak ama aldığı her eleman çalışamaz.

Aylık kazancın ne kadara geliyor?
3 bin liraya geliyor. Bazen artıyor, bazen azalabiliyor ama ortalaması bu.

Aile durumları nasıl, kimleri geçindiriyor bu aylık?
14 çocuğum var. 7 tanesi evli, 7 tanesi bekar. 1 tanesi askerden yeni geldi. En küçüğü 2 yaşında. Çocuklarım bana “çalışma artık, otur evde” diyorlar ama dinlemiyorum ben. Çalışıyorum, çalışmaya da devam edeceğim.

Niye çocukların tavsiyeyi dinlemiyorsun? Gezmeye mi alıştın...
Ben 1 ay çalışmasam çöker, giderim. Çökersem de nalları dikerim. Bazı hastalıkları çalışarak yenersin, çalışmak dinç tutuyor. Bunu profesör, doktorlara da sorabilirsin. Çalıştığım için çok dincim. Ayrıca çocuklarım bu işi yapmıyor, başka meslekleri var. Yeter artık diyorlar ama benim çalışmam lazım. Çünkü onların da çocukları var ve geçim kolay değil. Hepimiz çalışmak zorundayız. Ben günlük 12-13 saat çalışıyorum. Yaz, kış ayırt etmiyorum. Kar yağışının yoğun olduğu zamanlarda da buralardaydım.

'İŞİN KENDİSİ KİRLİ AMA ELEMAN TİTİZ OLMALI'

Tartışmalara geri dönecek olursak, mevcut lisanslı firmaların tüm kâğıt toplayıcılarını işe alması mümkün mü?
Firma kısıtlı eleman alıyorsa, topladığı da kısıtlı olur. Ne kadar ekmek, o kadar köfte. İşi bilmek önemli. Firma işi bilmeyen insanları işe alırsa, o iş ilerlemez. Bu işten yetişen insanlar ancak yapabilir. Firma, deneme süreci verir belki çünkü gerçekten herkes bu işi yapamaz. İşin kendisi kirli ama eleman işi yaparken titiz olmak zorunda. Örnekle anlatayım: Şirkette çalışıyorum, çöp poşetini kağıdıyla beraber dolduracağım ama bunun içerisinde her şey var. Cam, yemek artığı her şey yani. Firma buna benzin yakıyor çünkü araçla taşınacak. Orada da ayıklayıcı olacak. Şimdi o cam, ayıklayıcının elini keserse? Hastalık kaparsa? Bunları düşünmek lâzım. Bak benim aracım kapının önünde, her şeyi ayrı ayrı koyuyorum. Kağıdı, plastiği hepsi ayrı ayrı. Çalıştığım bölgeyi de temiz tutmak zorundayım. Mesela lisanslı şirketler var bu toplayıcılığı yapan ama çok özensiz işler. Toplayıcı dışında ayıracak da işçiye ihtiyaç duyuyorlar. Sokaklarda toplayanlar ise, tek başına bunu yapıyor; yani zor iş.
Ama ben bu yasağı çok zor görüyorum. Yüz binlerce insan işsiz kalacak. Bu insanların aileleri var. 1 milyondan fazla insanı etkiler yasak kararı. Nasıl geçinecek bu insanlar? Benim 14 çocuğum var, 7’si evli diğer 7’si evde duruyor. Onlar ne yapacaklar?

Size teklif gelirse eğer  firma çalışanı olur musunuz?
Şartlara göre ama tabii ki kabul ederim. Benim için çok bir şey değiştirmez çünkü. Öyle de kazanacağım, böyle de kazanacağım. Önemli olan kimseye muhtaç olmamak, başkasının cebine bakmamak. Ama bu düzenleme de kolay değil, herkes bu işi yapamaz. Firmalar da sokaklardan toplayanları mı alacak işe? Sabıkalı var, madde kullananı da var. Çok karışık işler. Ee işi bilmeyen kâğıt işçileri de olmazsa, o firma ilerleyemez.

Yani herkes bu işi yapamaz mı diyorsun?
Yapamaz, işi bilmek önemli.

Sokakları geziyorsunuz, halkla ilişkiler nasıl?
Mesela vatandaşların bir kısmı kâğıt toplayıcılarını dışlıyor. Kâğıt topluyorsun, vatandaş yanından geçerken yakınına tükürüyor, sana surat asıyor. Senin ne kadar pis olduğunu söylemeye çalışıyor. Vatandaşın gözünde kâğıt toplayıcılarının kötü bir imajı var. Maalesef ki bunu sokaklarda çalışırken görebiliyoruz, yaşıyoruz biz.

İŞ KİRLİ, İNSANLAR DEĞİL

BU ‘kötü imaj’ nereden kaynaklanıyor?
İş kirli olduğu için vatandaş seni kötü görüyor. Yani çöpleri karıştırıyorsun, birçok şeyle karşılaşıyorsun. Herkes bunu yapamaz, yapanlara karşı da bir önyargı oluşuyor. Herkesi genellemiyorum tabi ki, bazı insanlar da var emeğimize, işimize çok saygı duyuyor. Mesela eskiden hatırladığım bir belediye başkanı vardı, 80’li yıllarda. O muhtarla beraber tophanedeki depolara geldi. “Bu adamlara sahip çıkmanız gerekir” dedi ve ekledi: “Bunların yaptığı iş çok önemli.”
Neden? Geri dönüşümü canlandırıyoruz ve ormanı temiz tutuyoruz, koruyoruz. Çünkü ormansız hayat olmaz. Susuz nasıl yaşayamıyorsan, ormansız da yaşayamazsın. Orman olmasa oksijen de olmaz.

Sokaklar dedik, çok uzun yıllardır bu işi yapıyorsun, Kendine ilişkin aklında kalan bir hikaye var mı ağabey...
Unutamadığım bir olayı anlatayım: konteynırın içerisinde bir zarf buldum, 33 bin lira var içerisinde. Zarfın içerisinde bir numara var, aradım onu. Bursaymış. Burada bir yere yönlendirdiler, hemen götürdüm paralarını.

Karşılığında bir şey aldın mı?
Bir yemek yedim. Yani o öğün yemeğimi ısmarladılar. Ben o parayı vermeseydim, o işyerindeki muhasebenin cebinden çıkacaktı ve kaç kişinin ekmeği gidecekti. Ben o parayı yiyebilirdim de, ama vicdan azabı çekerdim. Yine mesela iki yıl önce Asmalımescit’te çöpte bir çanta buldum. Üniversiteli bir kıza aitmiş, yanlışlıkla atmışlar. Banka kartları her şeyi içerisinde. Yakın bir İş Bankası vardı, oraya gittim ve durumu anlattım. Bankadan aradılar, geldi ve çantasını verdim. Çocuklarıma asla haram ekmek götürmedim.

Peki, yasak kolay uygulanamaz fikri var ama hadi uygulandı diyelim. Bu işi yapanların yoksul insanlar olduğu da bir gerçek. Ne olacak o zaman, ne yapacak bu insanlar?
İnsanlar işsiz kalırsa suç işleyecekler. Hırsız olacak falan. Yani ne yapsınlar başka, gerçekçi olalım. Şimdi evde çoluk çocuk var, çalışmama izin verilmiyor, ne olacak? Onun, bunun çantasını, cüzdanını çalacak. Bu yasak hayata geçirilirse suç oranı ciddi artar. Çünkü geçinmek çok zor, ekmeği bulmak çok zor. Kâğıt toplayıcılığı insanları suçtan, beladan, uzaklaştıran, sokakta yaşayanı, sokağın olaylarından bir nebze de olsa koruyan, kurtaran bir iş. Yani ben de yoksulum, bu işi yapanlar da yoksul. Ben yarım ekmeği de bulsam idare ederim ama bu işe bağlı aileler var, bu iş olmazsa açlıktan ölürler. Tabi para kazanıp, eve ekmek götüremeyenler de var. Bulamıyor, kazanamıyor. Yine çöpten ekmek toplayanlar da var. Ekmek, yemek atılıyor, eğer yumuşaksa ekmek bunları eve götürüp, ailesine yediren arkadaşlarımız, insanlarımız var.

MÜLTECİLERDEN RAHATSIZ OLMAMAK LAZIM

Sizin iş alanına ilişkin “mülteci” tartışmaları da yapılıyor. Bazı kâğıt toplayıcıları verdikleri röportajlarda Suriyeliler nedeniyle iş alanının azaldığını iddia etmiş. Mültecilerin sektöre etkisi nasıl oldu? Neler tartışıyor kâğıt işçileri?
Mülteciler var. Suriyeli, Afgan, Türkmen var. Bu bende rahatsızlık yaratmıyor, herkes kendi ekmeğine bakıyor, bakmalı. Herkes bir lokma ekmeğin peşinde. Mülteciler meselesiyle ilgili bizim işte bir kavga gürültü duymadım henüz. Olmaması da gerekiyor zaten. Herkes kendi ekmeğinin peşinde koşar, gerçekten ekmeği kazanmak isterse bir şekilde yolunu bulabiliyor.

Bu yasak kararının ardından kâğıt almayı bırakan firma oldu mu?
Henüz bir şey yok. Denilmedi bir söz ama zamanla ne olacak bilmiyoruz. Bunu konuşan arkadaşlarımız da var ama ben çok ilgilenmiyorum. Çünkü bu karar, yasak alınırken bana bir şey söylenmemiş ki. Yasak gelirse de ne yapalım, başka iş yaparım. Ama bu işle doğanlar var, sabıkalı insanlar var, işe alınmıyorlar. Bu işle devam etmek zorunda olanlar var. Onlar ne olacak? Bu işe mecbur olanlar var. Yani mecbur olmasan bu işi yapmazsın zaten. Sen şimdi mecbur olmazsan, benimle gelip çöp karıştırır mısın? Sabah 6.30’da kalkıyorum. Zaten çıkar çıkmaz elin, ayağın donuyor. Evden buralara geliyorum, ekmek bulabilmek için gece 00:00’a kadar takılıyorum. Sokaktan sokağa gidiyorum, üç beş kuruş kazanmam lazım diye.

FOTOĞRAFLAR: ERDOST YILDIRIM

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Şubat 2016 10:12
www.evrensel.net