Av. Fethi Gümüş: Şu anki uygulamalar savaş kurallarına bile aykırı

Av. Fethi Gümüş: Şu anki uygulamalar savaş kurallarına bile aykırı

Şerif KARATAŞ
Diyarbakır

Fethi Gümüş, Diyarbakır’ın deneyimli avukatlarından. 12 Eylül askeri darbesi ve  OHAL dönemine tanıklık yapmış bir avukat. Başta Sur olmak üzere Bölge’deki sokağa çıkma yasaklarını ve güncel siyasi gelişmeleri konuşmak için Diyarbakır’da kapısını çaldık.
Söz konusu sokağa çıkma yasaklarının hukukta bir karşılığı olmadığına vurgu yapan Gümüş, savaş kurallarını aşan bir durum olduğunu ifade etti. Gümüş, sorularımızı yanıtladı.

Sokağa çıkma yasaklarının hukukta bir karşılığı var mı?
Bugünkü sokağa çıkma yasağının pratiğine baktığımızda, Anayasa dahil Türk yasalarında, Türk idari yasalarında buna uygun, bir kuralı bulmak, bir maddeyi bulmak mümkün değildir. Valiliğe belli zamanlarda verilen bir yetki var ama o yetki farklı, şu anki uygulama farklı. Dolayısıyla şu andaki durumun bir kuralı yok. Zaten hukukta buna bir kural vermek de mümkün değildir. Bu savaştır. Tankla, topla sokaklara girmiş devlet, bütün asker gücünü şehir merkezlerine yığmış polisiyle birlikte sabahtan akşama kadar çatışmalar devam ediyor. Demokrasiyi esas alan bir hukuk devletinde, böyle bir kural olmaz. Bu ancak, yasaların rafa kaldırıldığı, özellikle, sıkıyönetimin ilan edildiği, tüm yasaların ortadan kaldırıldığı süreçlerde yasalara aykırı olarak savaş şartları gereği olarak bu tür şeyler yapılmaktadır.

İNSANSIZLAŞTIRMA POLİTİKASI

Sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı ilçelerde yasak kararı birkaç kez kaldırıldı ardından yeniden getirildi. Bu durum için neler diyeceksiniz?
Hukukta böyle bir şey yok. Hukuk, belli süreçlerde, belli güvenlik yerleri belli kurallar getirmektedir. Şimdiye kadar Türkiye’de bu uygulanmadı. Bu farklı bir uygulama, yasada yerini bulamadığımız için gerekçesini söyleyemiyoruz. Yani neden bir ara veriliyor, neden tekrar başlanılıyor, bu kanundan kaynaklanan bir kural mıdır ki, yeri olmadığı için onu da söylemiyoruz. Onu yapan idare, halkın bu ilçelerden gitmesini istiyor. Amaç budur. Bir, iki gün arayla sokağa çıkma yasağını kaldırdığını ileri sürüyor. Bu arada halk mümkün mertebe o bölgeden çekilsin, özellikle Sur’da bu amaçlanmaktadır.

Sur’daki Gazi Caddesi yasak kapsamından çıkarılmasına karşın polis var. Ve polis aramasından sonra caddeye girilebiliyor. Devletin esnafa tazminat ödememek için yasağın resmi olarak kaldırıldığına dair görüşler var. Neler diyeceksiniz?
Oradaki halk, esnaf büyük zarara uğramıştır. Maddi, manevi kayıp fazla. Devlet bunu nasıl ödeyecek bilmiyoruz. Ama kendisine bir gerekçe de hazırlamaya çalışıyor devlet. Şurayı şu tarihlerde yasaklamadım. Bütün kapılar kapatılmadı. Ben şu tarihte itibaren, orada kaç gün boşluk varsa, hani ben o günlerle ilgili tazminatları ödemeyeyim düşüncesi var. Ayrıca Gazi Caddesi ve dikkat edilirse Sur’un birkaç mahallesi denilmektedir. Ama uygulamada artık bunun tartışılması mümkün değil. Tamamen kanıtlanmış vaziyette Sur’un genel olarak 9 kapısı var. 9 kapının tümü kapatılmıştır. Bu 9 kapının içerisinde bütün mahalleler bulunmaktadır. Örneğin siz Urfakapı’dan rahatlıkla içeri giremiyorsunuz. İster bunu resmi olarak yasak bölge ilan edin, isterseniz etmeyin. Sizi engelledikten sonra tazminat hakkı doğar. Devlet bunu engelleyemez. Vatandaş bu gidişatın nereye gideceği konusunda kafayı yormaktadır. Tazminatı düşünmüyor. Ama hukuken tüm Sur içerisi, bırakın Sur içerisini Sur’un dışında herkes yargıya başvurabilir...  

YARGIYA BAŞVURMA HAKKI VAR

Peki bugün yaşanan bu hak ihlalinin uluslararası hukukta bir karşılığı olacak mı?
Geçmişte oldu. Öyle bir duruma gelmiş ki, vatandaşın yaşamı tehlikeye girmiştir. Dolayısıyla ekonomik bakımdan zararı, düşünmüyor. Ama hakkıdır. Uluslararası alanda da yolu açıktır. Mevcut Anayasa da dahil bunun yeri vardır. Vatandaş bu hakkını savunacaktır ve hakkını da alacaktır. ‘90’lı yıllarda faili meçhuller, yıkılan yakılan, boşaltılan köylerle ilgili, ‘95’te hukuki süreci başlatmıştım. Devlet yasayı çıkarmak zorunda kaldı. Ben ve birkaç avukat arkadaşla dosyayı vermiştik. AİHM’yi zorladık, AİHM Türkiye ile anlaştı. Orada Türkiye hakimi var. Türkiye hakimi dedi ki: “Eğer siz bunu bir yasayla çözüme bağlıyorsanız, bağlayın, eğer bağlayamıyorsanız, AİHM bağlar, altından çıkamazsınız, ekonomi sarsılır.” O kadar köy boşaltılmış, o kadar vatandaş zarar görmüş, öldürülmüş. 5233 sayılı Yasa’yı çıkardılar. Kısmen de olsa vatandaşın maddi zararı karşılandı. Yine aynı şekilde, vatandaşın hem Türkiye iç hukukunda hem de uluslararası hukukta başvurma hakkı vardır. Ve bu davalar kesin kazanılır.

SAVAŞ ESAS ALINMIŞ

12 Eylül ve OHAL dönemini de bilen ve yaşayan bir hukukçu olarak, bu dönemler ile şu an yaşadıklarımızı kıyasladığımızda neler diyeceksiniz?
‘80’li yılları hatırlıyorum, 70’li 71’li yılları da hatırlıyorum. Yine ‘90’lı yılları hatırlıyorum. Burada, o süreçteki olumsuzlukları gayet iyi biliyorum. Tabii, çok olumsuz şartlar da yaşadık, geldik bugüne kadar. Fakat hep bir ümitle ileriyi görmeye çalışıyorduk. Gittikçe Türkiye’nin daha fazla demokrasiye yaklaşacağını, daha fazla insan haklarına saygılı bir süreçten geçeceğine inanarak, o olumsuz süreçleri geçici kabul ederek, yaşamaya çalıştık. Direnmeye çalıştık, fakat öyle bir an geldik ki, artık ‘80 ve ‘90’lı yıllarla kıyaslamam mümkün değil. Bugün tamamen suçlu-suçsuz legal- illegal hiçbir kurala bakmadan artık bir savaş ilan edilmiş, özellikle Kürdistan’ın belirli yerlerinde. Bu ‘90’lı yıllarda bir iki istisna dışında bu şekilde olmadı. Ama şu anda, birçok yerde artık savaş kurallarını aşan bir şekilde bir uygulama söz konusudur. Bunun daha da artacağı endişesini yaşıyoruz şu an. Çünkü bir gerileme yok, bir taviz yok. Bir iyileştirme yok. Savaş tamamen esas alınmış ve özellikle, Cumhurbaşkanı, Başbakan zaman zaman belirttikleri gibi, “1 kişi kalsa dahi biz savaşa devam edeceğiz, yok edeceğiz” diyor. Bu şekilde başarılmış bir uygulamayı biz göremiyoruz.

Kamuoyunda ‘iç güvenlik paketi’ olarak bilinen yasayla AKP polise sınırsız yetki verdi. Sokağa çıkma yasağıyla birlikte, polis kurşunuyla yaşamını yitirenlerin sayısı ise her geçen gün artıyor....
Artık ben şu yasada şu var, şu yasada bu yok, diyemiyorum. Bu savaşın ta kendisidir. Bunu farklı tarif etmem mümkün değildir. Savaşta, savaşlı bölgede, savaşı yapan kişiler, asker, polis, şu alana girer, şu alana giremez, şu alanda öldürülebilir diye bir şey yok. Savaşın kuralı yok. Uluslararası alanda savaşın da yerleşmiş kuralları var. Onlar dahi burada yok. Dolayısıyla kurallar tamamen çiğnenmiştir.

‘KÜRTLER VE EZİLENLER KAZANACAKTIR’

’80 sonrasında gelen hükümetler ‘Son kişi kalana kadar terörle mücadelenin’ süreceğini söyledi, bugün de benzer görüş ifade ediliyor. Fakat bugün Kürt halkının örgütlü gücünün artarak devam ettiğini görüyoruz....
Biraz önce 94 DEP örneğini söyledik. ‘90’lı yıllarda, failli meçhuller, köylerin boşaltılması, bölgenin insansızlaşması konusunda devletin büyük gayretleri oldu. 3 bin 500 köy boşaltıldı. 17 bin faili meçhul olayı, şehirlerden batıya göç etti. Rakamlarla söylemek mümkün değil. Fakat gelinen noktada tüm bunların devlet açısından bir çözüme varmadığını göstermektedir. Dolayısıyla şu an devlet yaptıklarının ileriye dönük olumlu bir sonuç doğuracağına pek inanmıyor. Kendi sürecini düşünerek dar düşünüyor. Ben sürecimde bu savaşla, bu baskıyla hakim olayım, saltanatımı süreyim. Benden sonra ne olursa olsun, zaten geçmişteki iktidarlar hep böyle düşünerek geldiler. Sonuçta Kürt halkı, ezilenler kazanacaktır. İşçisi, demokratik düşünceye sahip insanlar bunu amaçlayan insanlar kazanacaktır. Ama kazanıncaya kadar çok kayıplar da olacaktır. Önemli olan ileriyi görüp, bu kayıplar olmadan bir sonuca varmak.

‘İYİ BİR SONUÇ DEĞİL’

Hükümet anayasa görüşmeleri için HDP’li ile görüşmedi. Böyle bir ortamda yeni anayasa tartışmaları için neler diyeceksiniz?
Eğer hükümetin düşüncesi, savaş olmasaydı. Şu andaki yöntemleri esas almasaydı HDP ile görüşmeyi iptal etmezdi. Bununla niyetini ortaya koydu. Ben seni siyasi parti olarak kabul etmiyorum. Mecliste bir siyasi parti olarak seni muhatap almıyorum. Seninle görüşmüyorum, seninle ben savaş alanında görüşürüm. Ben seni Kandil’den, KCK’den farklı görmüyorum. Aynısınız. Dolayısıyla ben savaş alanında düşmanımla görüşmem ancak silahla görüşürüm. Bunu esas aldı. Bu çok olumsuz bir gelişmeydi. Bunu tasvip eden herhalde Türkiye’de fazla kişi çıkmaz, şoven Türk milliyetçisi olanlar hariç, örneğin MHP gibi düşünenler... Devlet bir yerde Türk milliyetçiliğini düşünerek, ve milliyetçiliği artırarak, böyle bir yönteme başvurdu. Bu iyi bir sonuç değil...

‘HUKUK YOLLARINI KAPATIRSANIZ, İNSANLARI BAŞKA YERLERE TEŞVİK EDERSİNİZ’

Son dönemlerde siyasi iktidarın söylemleri HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılacağı, belediyelere kayyum yoluyla el konulacağı yönünde. Bu durum ne ifade eder?
Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması, belediye eş başkanlarının cezalandırılması, görevlerine son verilmesi konusunda hükümetin çabası ve gayreti dikkati çekmektedir. Bunu yaparken, gerek Türkiye kamuoyuna, gerekse dünya kamuoyuna karşı, “Ben milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasından yana değilim, demokrasiye inanan bir partiyiz, bunun için biz, bunu uygun görmüyoruz” denilmekte. Ayrıca parti kapatılması konusunda yine aynı gerekçeleri ileri sürmektedir. ‘94 yılında milletvekillerinin gözaltına alınması ve tutuklanmasının Türkiye Cumhuriyetine olumsuz bir sonuç doğurduğunu ileri sürerek, bundan yana olmadıklarını belirtiyorlar. Bunu belirtirken, bir yandan da yavaş yavaş özellikle bazı parti meclis üyelerine, belediye başkanlarına bireysel olarak fazla dikkati çekmemek üzere, cezalar verilmekte. Ki, özellikle, son birkaç yıldan beri, artık yargılamanın hükümete bağlı bir şekilde çalıştığı, ona göre yargılama yapıldığı, ona göre karar verildiği, herkesin dikkatini çekmektedir. Siyasi iktidar  bir sinyal vermekte, akabinde bir bakıyorsunuz, aynı şekilde kararlar çıkıyor veyahut, gözaltılar başlıyor. Dolayısıyla Hükümet, göstermiş olduğu gerekçede samimi olmadığını göstermektedir. Samimi olsa, uygulaması da aynı şekilde, onun düşüncesine paralel olması lazım, bunu görmüyoruz.... Aksi takdirde, tamamen Türkiye’yi savaş alanına çevirecektir. Öyle görünüyor. Hukuk yollarını kapatırsanız, yasamanın kapısını kapatırsanız, Bölge insanına, belediye başkanına, seçilmişine, yine bölgede, seçilmiş insanlara idarecilere yaptıkları görevi engellerseniz, bu insanları başka yerlere teşvik etmiş olursunuz.

SAVAŞ TIRMANDIRILACAK

‘90’lı yılları iyi bilen bir hukukçusunuz. ‘94’te DEP’li milletvekillerinin yaka paça Meclisten alınması yaşanmıştı. Bu olayı hatırlayarak baktığınızda neler diyeceksiniz?
Biraz önce de dediğim gibi olumlu bir sonuç doğurmaz. Tam aksine, zaten bilindiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) o dosya, geri gönderildi. Ve geri gönderilmesi üzerine yargılama yeniden başladı. Sonuçta verilen cezalar bitmeden serbest bırakıldılar. Bu neyi gösteriyor. Hem dünya kamuoyu karşısında hem de Türkiye kamuoyu karşısında olumsuz bir sonuç doğurdu. Ve bu yüzden AİHM’nin de kararı gerekçe gösterilerek, milletvekilleri özgürlüklerine kavuştu. Dolayısıyla olumlu bir sonuç doğurmadığı için Türkiye şimdi aynı duruma gelmemeye çalışıyor gibi görünüyor.
Zaten dikkat edilirse 7 Haziran’dan itibaren özelikle Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Türkiye’de demokratik yöntemden ziyade, bir savaş yönteminin kendisine daha fazla olumlu sonuç doğuracağına inandığı için, o günden itibaren malum, tamamen savaş yöntemleri uygulanmakta. Şiddet yöntemleri, baskı, özellikle Bölge’de ve genelde Türkiye’de yaygın bir şekilde geliştirilmekte. Geçici olarak bunun kendisine fayda sağlayacağına inanıyor. İktidar geçici olarak düşünmekte, ilerisi için Türkiye’nin bütünlüğü için çok zararlı bir yöntemdir. Dileriz, bunun farkına varır. Bu yöntemden vazgeçer. Aksine bir yöntem özellikle Bölge’de savaşı tırmandıracak ve yayılacaktır. Sadece birkaç ilçeyle, birkaç vilayetle, sınırlı kalmayacaktır. Yayılacaktır.

www.evrensel.net