64 karede huzur arayan efsane:  Bobby Fischer

64 karede huzur arayan efsane: Bobby Fischer

Bobby Fischer, ölümünden yıllar sonra popüler kültür tarafından tüketilse de aslında sadece satranç tahtasında huzur arayan bir dâhiydi.

Özgür AKMAN

Efsanevi ve esrarengiz eski dünya satranç şampiyonu Robert James “Bobby” Fischer, 17 Ocak 2008’de 64 yaşındayken hayata gözlerini yumduğundan bu yana tam sekiz yıl geçti. Bu süre satranç dünyasına ve geniş çevrelere parlak oyunlarını da esrarengiz hayatını da unutturacak kadar uzun değil. 

1972’de Soğuk Savaş’ın gölgesinde İzlanda’nın başkenti Rejkjavik’te oynanan maçta Bobby Fischer, Boris Spassky’i ‘Asrın Maçı’ diye adlandırılan mücadelede yenip 11. Dünya Satranç Şampiyonu oldu. Kiminin gözünde Fischer’in zaferi, İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinden bu yana satrancı domine eden Sovyetlere karşı, satranç üzerinden üretilen entelektüel hegemonyanın kırılışını simgeliyordu. Fischer’i bu anlatıyla mitleştiren popüler kültür, onu hâlâ tüketmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz ekim ayında vizyona giren, Bobby Fischer’in hikâyesini anlatan “Pawn Sacrifice” filmi Türkiye’de vizyona, hiç de yaratıcı olmayan“Şah Mat” adıyla girmişti. Halbuki orijinal isminin doğru çevirisi olan “Piyon Fedası” aslında Fischer’e bakışı daha iyi anlatıyor: Feda edilebilir bir piyon.
Bobby Fischer, 9 Mart 1943’te ABD’nin Şikago kentinde doğdu. Ablası ona satrancı altı yaşında öğretti. Küçük Bobby’deki satranç aşkını gören annesi onu Brooklyn Satranç Kulübüne götürdü. Orada oynadığı ilk oyunu kaybedip gözyaşlarına boğulduktan bir yıl sonra, ABD Gençler Şampiyonu oldu, 1957’de ise sekiz ABD şampiyonluğundan ilkini kazandı. 1958 önemli bir yıldı onun için. İkinci kez ABD şampiyonu ve 15 yaşında büyükusta oldu. Bunu o ana kadar yapmış en genç satranççıydı. Artık Fischer’i bütün dünya tanıyordu.

Sonraki on beş yıl, dünya şampiyonluğuna giden yol, parlak oyunlar kadar büyük hayal kırıklıklarıyla da doluydu. 1962’de Curaçao’da oynanan ve dünya şampiyonunun rakibini belirleyen Adaylar Turnuvasında dördüncü olmuş, bu sonucu Rusların birbirleriyle berabere yapıp diğer rakiplere karşı asılmasına bağlamıştı. 1963’te ABD Şampiyonasında bütün oyunları kazanmış; ama 1967’de Sus’taki İnterzonal turnuvayı da organizasyonla yaşadığı sorunlar nedeniyle birinci giderken terk etti. Organizatörleri bitmek bilmeyen talepleriyle yıldırırken aslında gelecekte profesyonel satranççılara daha iyi olanaklar sunulmasını sağladı.

Nihayet, dünya şampiyonu Boris Spassky’nin karşısına unvan maçı için çıkacağı vakit artık durdurulamıyordu. Güçlü Sovyet büyükusta Mark Taymanov, Batı’nın en güçlü satranççılarından Danimarkalı Bent Larsen ve önceki dünya şampiyonu Tigran Petrosyan’ı ezip geçmişti. Fischer,  ‘Asrın Maçı’na kadar Spassky’le beş kez oynamış hiç kazanamamıştı, ama artık Spassky de Fischer Humması’ndan kurtulamazdı.

Soğuk Savaş’ın gölgesinde hem siyasilerin hem medyanın ilgi gösterdiği ‘Asrın Maçı’ ile alakalı her konu psikolojik savaşın unsurlarıydı: maçın oynanacağı yer, ödül miktarı. Fischer, ‘Asrın Maçı’nın Reykjavik’te oynanmasına karşıydı. Kaderin cilvesi olsa gerek, 33 yıl sonra aradığı huzuru İzlanda’da bulacaktı.
Maçın ilk oyununda amatörlerin bile yapmayacağı hatayı yapan, ikinci oyunda maça çıkmayıp hükmen kaybeden Fischer’i oynamaya ikna etmek dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a düşmüştü. Soğuk Savaş’ın nükleer silahlar, teknoloji ve uzay yarışında süregiden yarışı satranca sıçramıştı. Fischer satrançta kazanırsa, Batı Bloku da kazanmış sayılacaktı.

Fischer, maçı kazandı ve ilk ABD’li dünya satranç şampiyonu oldu. ABD’de satranç, ilk kez popüler kültürün içindeydi. Lâkin, şöhret, Fischer’in pek umurunda değildi. Hem popüler kültürden hem satranç dünyasından kaçtı. 1975’te dünya şampiyonluğu için genç Anatoly Karpov’un karşısına çıkmadı, unvanı kaybetti ve yıllarca ortalıkta görünmedi.

Sırra kadem basması efsanesini daha da büyüttü. Hakkında filmler çekildi, kitaplar yazıldı. Nihayet,1992’de o sırada ambargo uygulanan Yugoslavya’da 20 yıl önce yendiği Spassky ile Sveti Stefan Adası’nda yaptığı rövanş maçıyla ortaya çıktı. Fischer rövanşı da kazandı. Fischer’in ambargoyu tanımaması, ABD Hükümetinin kendisine gönderdiği yazıyı basının önünde tükürerek yırtması pahalıya mal oldu. Fischer, rahat bırakılmak istiyordu ama bu söz konusu değildi.

Fischer, 2005’e kadar bir seyyah gibi Filipinler, Macaristan ve Almanya’da yaşadı. Bu dönemde verdiği demeçlerle başlayıp, ABD vatandaşlığından çıkarıldığı için geçersiz pasaportla Tokyo’da tutuklanması ile süren ve dokuz aylık tutukluğun sonunda İzlanda’nın ona kucak açıp iadesini talep eden ABD’nin elinden kurtaran süreci tekrar etmeye gerek yok. Ömrünün son yıllarını İzlanda’da geçirdikten sonra beş kişinin katıldığı cenaze töreni bile onun esrarengiz hayatının tek mesajıydı: istediği, hepimizin aradığı huzurdu. 
Fischer’in satranca mirası popüler kültürün ısrarla dayattığı “Soğuk Savaş cengaveri esrarengiz deli satranççı” mitiyle değil, oyunları, yazdığı “My 60 Memorable Games” kitabıyla anılırsa esrarı da çözülür.

www.evrensel.net