İyi insana benzeyen  bir o... çocuğu arıyoruz

İyi insana benzeyen bir o... çocuğu arıyoruz

Semaver Kumpanya ekibi yeni bir oyunla tiyatro sezonuna devam ediyor. İspanyol yazar Jordi Galceran’ın 2003’te yazdığı ‘Metot’u sahneleyen Semaver Kumpanya, günümüzün iş dünyasını güncel bir metinle eleştiriyor. Serkan Keskin’in yönetmenliğini ve oyunculuğunu yaptığı oyunda Sarp Aydınoğlu, Sezin Bozacı, Mustafa K

Sevda Aydın

Oyun bir odada iş görüşmesi için bekleyen dört kişinin ilginç bir metotla karşılaşması üzerine kurulu. Bu metoda göre istenilen her şeyi en iyi yapan işe alınacak. Peki bu istenilen her şey ne olabilir? Türkiye’de haber bültenlerinde ‘tıklanma rekoru kıran’ işçi bulma metodlarını şöyle bir aklımıza getirdiğimizde hayal gücümüzü zorlayan pek çok hikaye beliriyor. Bu metot da onlardan sadece biri. Ama insan olmayı, niçin çalışmak durumunda olduğumuzu, çalışırken neler yaşadığımızı düşündüğümüzde gözümüzün önünde yaşanılanlara baktığımızda pek çoğumuz ‘bi dakka ya ne oluyor’ diyordur herhalde. İşte Semaver’in bu oyunu o “bi dakka” içinde düşünüp sessizlikle geçiştirdiğimiz koca koca gerçekleri anlatıyor. Günümüzün plazalarında, o camdan gökdelenlerin küçük odalarında neler dönüyor, oradaki insanlar tıpkı çalıştıkları binalar gibi göğe yükselmek için neleri göze alıyorlar, nasıl bir halet-i ruhiye içindeler… gibi pek çok şey ‘Metot’la tiyatro sahnesinde.

Bu yıl İsmail Dümbüllü ödülünü alan Yönetmen Serkan Keskin ‘Dünya uzun zamandır bu metotlarla dönüyor. Sadece iş dünyasında değil, TV yarışmalarından, biz oyuncuların cast görüşmelerine dek benzer metotlarla karşılaşıyoruz’ diyor.

Oyunu izlediğimde, aklıma özellikle son dönemde sıkça karşılaştığımız ilginç ‘işe alma’ hikayeleri geldi. ‘Metot’un tüm bunlarla kurduğu paralelliği anlatır mısınız?
Serkan Keskin: Oyun zaten çok gerçek durumlara dayanıyor. Yazarın bir şirketin çöp kutusunda bulduğu evraklar üzerinden yazdığı bir metot. Sadece günümüzü de anlatmıyor üstelik, dünya uzun zamandan beri bu tür metotlarla yaşıyor. Sadece iş konusu değil mesela televizyonlardaki yarışma programları bile böyle dönüyor. İnsanlara ‘sizi bir adaya götüreceğiz. Her türlü zorluğu yenin, size bilmem kaç milyar vereceğiz’ diyorlar. Ya da yetenek yarışmaları, her ne kadar fiziksel bir beceri olduğunu idda etseler de orada ciddi bir psikolojik savaş var. Biz oyuncular açısından da bu durum geçerli. Cast görüşmesine gittiğimiz zaman orada bir şeyler oynamamızı istiyorlar ‘şunu da dener misiniz’ diyorlar sonra biz gittikten sonra şirketteki insanlar izliyorlar. Bir sistem var. sistemin içinde kaybolmamak için dürüst olmaktansa oyuna dahil olmak zorundasın. Çünkü sadece sen dürüst olmaya kalkarsan sistem seni kabul etmiyor.

İNSANLAR BU ODALARI TANIYOR

Bir odaya kapatılmış dört kişi uygulanan ‘metot’a ‘evet hazırız’ dedikten sonra bir soyutlanma yaşanıyor. İnsan kendine nasıl bu kadar yabancılaşır?
Sarp Aydınoğlu: İzleyenlere o dört duvar arasında neler yaşandığını göstermeye, ‘üst düzey mevkide yer alabilecek bir insanı sıkıştırdığınızda ortaya neler çıkıyor’u anlatmaya çalıştık. İnsanın bu durumlarda verebileceği anlık tepkileri kurguluyoruz. Diğer yandan işi kapmak onlar için o kadar değerli ki eskiden arkadaş olan iki insan birbirlerine ‘o kadar da iyi arkadaş değildik’ diyebiliyorlar. Beylik bir laf olacak belki ama kapitalizmin bir insanı ne kadar uçlaştırdığını, yabancılaştırdığını görebiliyoruz.   
Serkan Keskin: Oyunun ana cümlelerinden biri de ‘biz orospu çocuğuna benzeyen iyi bir insan aramıyoruz. İyi bir insana benzeyen bir orospu çocuğu arıyoruz.’ Şirkettekiler biz böyleyiz ve bize benzeyen birini arıyoruz diyorlar. Oyundaki kişiler üst düzey yetkili olan insanlar dolayısıyla belli bir standarttalar. Yani tanıyorlar bu odaları. O yüzden ego ve hırsları devreye girdiğinde planları kolaylıkla yapabiliyorlar. Hayvan gibi kurdukları bu oyuna girebiliyorlar.

AHLAK’IN GÜNLÜK YAŞAMDA YERİ YOK

Aslında bu oyunla ‘insan niye birlikte çalışır?’ sorusu da akıllara geliyor. Yani temel ihtiyaçlarımız dışında bizi daha çok çalışmaya iten nedir?
Serkan Keskin: Onların dönüşü yok artık geriye. Çünkü her gün benzer savaşlar veriyor, her gün benzer metotlardan geçiyor bu insanlar. Yani ‘yeter artık toplayayım pılımı pırtımı gidip Bodrum’a yerleşeyim’ diyebilecek insanlardan değil odadakiler.
Sarp Aydınoğlu: Eskiden filmlerde eleştirilen çarklar gösteriliyordu. Ve izleyenlerin ‘hım demek ki böylemiş’ demesi bekleniyordu. Ama bu oyunda şunu görüyoruz ki herkes her şeyi biliyor. Ahlak denilen birçok şeyin günlük yaşamda çok da yeri olmadığını görüyoruz. Ama buna rağmen içindeyiz. (İstanbul/EVRENSEL)


Son dönemde neredeyse mahalle bakkalı bile işe alacağı insandan CV’leriyle birlikte sanal dünyadaki profillerinin adreslerini istiyor. Oyunda, Sarp Aydınoğlu’nun oynadığı karakterin özel bilgilerine şirketin erişebilmesi de bu gerçeğe işaret ediyor…
Serkan Keskin: Oyunda şu söz var. ‘Bu test sizin profilinize göre hazırlandı.’ Sahnede kutudan çıkan zarflar Fernando’nun profiline göre hazırlanmış. Karısı tarafından terk edilmiş, eşcinsel bir kardeşi var, karısı Fernando’nun zaafından kaynaklı şirketin zarar ettiğini şirkete haber vermiş vb. Bütün bu bilgilerle şirket Fernando’ya bir tür işkence uyguluyor.
Sarp Aydınoğlu: Bir insanı aynı yerde ve aynı süreler içerisinde yaşadığı travmalarla yüzleştirmek gerçekten manyakça. Neymiş? Satış müdürü olacakmış...

Dört kişinin önlerine çıkan ‘metot’ üzerine yaptıkları tartışmalar oyunun psikolojik yanının ağır olduğunu gösteriyor. Bu durum seyirciyi de geriyor…
Serkan Keskin: Hikaye aslında seyircinin kafasında oluşabilecek her türlü soruya cevap veriyor. Mesela ‘iş birliği yapsalar sorunu çözebilirler’ diyen bir seyirciye işbirliği yaparlarsa ne olur, yapmazlarsa ne oluru direkt o anda gösteriyor, “Ya bi dakka bu kadar kolay değil bu” dedirtiyor. Fernando “ya ne kadar siktiri boktan bir oyun” dese de devam ediyor. Bu psikolojik testin içine seyirci de dahil oluyor.

www.evrensel.net