Hemşerim eyleme mi düğüne mi?

Hemşerim eyleme mi düğüne mi?

Geçtiğimiz hafta; bütün bir hafta ile değerlendirmesek, çocukların korkularını içinde barındırmasak trajikomik diyebileceğimiz bir olay iken, tamamen bir trajediye ve oradan da devlet politikasına dönüşmüş bir şey yaşadık.

Müge TUZCUOĞLU

“Cizre, Şırnak deyince, insanın içi ürperiyor. Ama iyi çocuklarmış aslında”. Bu sözler, geçtiğimiz günlerde Cizre’den Hopa’ya ziyaretime gelen arkadaşlarım ile tanışan bir akrabamın sözü. Uzun bir süre bakakaldık birbirimize. Gayet samimiydi. Hayatında ilk kez bir insanla tanışmıyordu ama hayatında ilk kez Cizreli birileriyle tanışıyordu; televizyonda gördüklerinin tam aksinde!!!
Ne zamandan beri yüreğine, beynine, kişiliğine değil de; kıyafetine, diline, memleketine, cebine bakar olduk insanların; bilemiyorum. Belki de ilkini anlamak hem uğraş hem de zaman gerektiriyor diye; kolay yoldan insan sarraflığına mı soyunduk. Bir memleket ile “insanın içini bu kadar ürpertecek” ne olabilir? “Farklı” bir kıyafet ile, bir takı, bir araya gelmiş renkler, derimizin rengi hatta, yürüyüşümüz… Simgeler en güçlü uyarıcıdır toplumda! Simgelerin çağrıştırdıkları, denk düştükleri, anlamları toplum yaşamının vazgeçilmezidir. Bu simgeleri, kimlikleştirmek ise günümüz toplumlarının birer özelliği. Azınlık çoğunluk hikayesi değil yani bu. Tamamen başka bir şey! Bizleri, karşımızdaki insanın yüreğini tanımadan önce memleketini, kimliğini, aidiyetini ve politik görüşüne götürecek bir flashback çizgisi üzerinden sırat köprüsü misali geçirerek, birkaç salise içinde hangi tarafında duracağımıza karar verdirecek, başka bir şey! Bambaşka bir şey! “Memleket nere hemşerim?” sohbet açacağını, bu açacaktaki hemşerim ile duygudaşlık yaratırken, nasıl oldu da, “seçilmiş” yerlerin yüz soldurmasını, bakışı, gülüşü, duruşu değiştiren hallere bürünebildik…
Hemen bakalım!
Geçtiğimiz hafta; bütün bir hafta ile değerlendirmesek, çocukların korkularını içinde barındırmasak trajikomik diyebileceğimiz bir olay iken, tamamen bir trajediye ve oradan da devlet politikasına dönüşmüş bir şey yaşadık. İstanbul Esenyurt’ta, akrabalarının düğününe giden altı genç, Kürt kıyafeti (leşkerî) giydikleri, havai fişek bulundurdukları, kimliklerinde Kürt şehirleri yazdığı ve üstüne üstlük benzin istasyonunda durdukları için “şüpheli” oldular. Polisler, bütün bu “eylemci simgeler” bir araya gelince, çocukları hoop kodese tıktı. Avukatlarının, onların eylemci değil düğüncü olduklarına inandırmaları için, düğün davetiyeleri, kiralanmış arabanın kanıtları ve aralarından birinin haftaya askere gideceğini gösteren sülüs belgesini göstermesi gerekti. Eylemci olduklarına dair tüm kanıtlar vardı ya, onların eylemci olmadığı kanıtlanmaya uğraşıldı! Üstüne üstlük, karakolda her türlü kötü muamele ve dayağa da maruz kaldılar. Hala sorgu aşamasındayken dosyalarına gizlilik kararı getirildi. Ancak mahkeme tarafından serbest bırakıldılar; polislerin şaşkın bakışları altında…
Bize kalan, çocukların duvar dibinde düğün kıyafetleriyle dizildiği fotoğrafları ve bol bol da kimlik tartışması oldu. Çocuklara kalan ise ne yazık ki çok daha fazlasıydı!
Fotoğrafı gördükten sonra “Kesssin bunlar Şırnaklıdır! Böyle bir şey ancak Şırnaklıların başına gelir” diyerek, Şırnak üzerinden çocuklara ulaşmaya çalıştık. Çünkü Şırnaklıların, sırf Şırnaklı, Cizreli olduğu için bunun gibi basına yansımamış, onlarca hikayesini dinlemiştim. Ulaştık da! Ancak çocuklar hem Şırnaklı çıkmadı, hem de bu olayı anlatacak durumda değildiler…
Avukatları Şerafettin Adliğ ise şu açıklamayı yaptı:
“Hukuki açıdan somut hiçbir delil yok. Örgüte dair hiçbir argüman yok. Tamamen siyasi bir operasyon hiçbir şey yok. Algı operasyonu.”
Burada kilit kelime “algı” olsa gerek! Algı yaratma çabası veya bu zamana kadar olan algıların, nefret ile, milliyetçilik, ırkçılık, düşmanlık, kriminalize, ötekileştirme, sindirme ile örülmesi!
Hayatı, hapishane, hastane ve mezarlıklar üçgeninde geçen bir halkın, belki de tek eğlencesidir düğünler! Kırsalda, insanların bir araya geldiği, gençlerin tanıştığı, şarkıların, halayların kaygısızca çalınıp söylendiği tek etkinliktir düğünler. Taziyeler, kötü haberler, bu saatlerde biraz daha unutulur. Elde bir tek düğün kalmıştır yani Kürtler için! Ancak o da gayet siyasidir; tüm marşlar, oyun havası misali çalınır, devrimci duruş ile oynanır; tamam tamam biraz kıvırtılır, devrimciliğe yakışmayacak şekilde…
İşte bu akıl, Kürdün düğüne giden halini bile kabul etmez. Bir Kürdün düğüne mi eyleme mi gideceğini ayırt edemeyecek kadar uzaklaşmıştır. Veya fark edip de ona rağmen yapmak var… Bugünlerde yaşadığımız gibi; barışı ne kadar istediğini ve bunun için ne kadar uğraştığını fark edip de bile bile yapmamak! Yaparlar! Devlet yapar! Ancak biz, “içimizin ürpertisini” geçirip, aynı sofrada oturabiliyorsak, “hemşerim” açacağını hiçbir sohbetimizden eksik etmeyecek bir duygudaşlık yaratabiliyorsak, kıyafetlerine değil de gözlerinin taa içinden yüreğine inebiliyorsak… O zaman olacak bu iş! Belki bir gün de resmi kağıtlar için değil, geyiğine sorarız Şırnaklılara ve Şırnaklı zannettiğimiz gençlere:
“Hemşerim eyleme mi düğüne mi?”

www.evrensel.net
ETİKETLER Müge Tuzcuoğlu