Fırtına rantın vadisi olmayacak

Fırtına rantın vadisi olmayacak

Yakup OKUMUŞOĞLU

Karl Marx’ın hani sisteme dair ünlü bir özeti vardır; “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser”  der… İşte budur aslında yeşil yolun özeti… Yeşil Yol, idarenin tasarruf etmekte güçlük çektiği Fırtına Vadisi’ni, satmaktır, yok etmektir!

Anlatalım: Fırtına Vadisi, Çamlıhemşin ilçesi sınırları içinde bir vadidir. Vadiyi oluşturan dereler Kaçkar dağlarından doğar ve sularını denize en hızlı ulaştıran dereler olarak bilinir. Kaçkar Dağları ve Fırtına Vadisi 1994 yılında Milli Park, 1998 yılında da doğal sit alanı olarak koruma altına alınmıştır. 

Zamanın ruhunu anlatır aslında bu coğrafyanın korunma hikayesi. Bir yanda koruyan bir anlayış, bir yandan da yıkmak isteyen bir anlayışın hikayesidir vadinin hikayesi. 

1998 yılında ülkenin ilk HES mücadelesi ile başlamıştı koruma kavgası. 1998-2004 yılları derin izler bırakmıştır vadide. HES için, Fırtına Deresi’ni oluşturan iki ana kol dereden biri Ayder Yaylası’nın hemen dibinden, diğeri şimdilerde binlerce gezginin ziyaret ettiği Zilkale üstünden tünele alınmak istemişti. Fırtına Vadisi o iki dere, Çamlıhemşin de o iki derenin yamaçlarındaki köyler demekti. O iki dere yöreye ait kültürün de adı idi. Neyse ki uzun ve hukukun dolambaçlı sokakları arasında giden gelen bir mücadele nihayet 2004 yılında vadi halkı lehine bitti. Davanın bir tarafında 305 Çamlıhemşinli, diğer tarafında ise devletin hemen tüm bakanlıkları ve başbakanı vardı. Halk davayı kazandı ama farkında olmadan en büyük muhalefetini de o dönemde üretmiş oldu. 

Davayı kaybeden devlet, kaybetmesinin sebebini vadinin doğal sit alanı ve mili park olmasına bağladı. Zira Danıştay milli park ve doğal sit alanı olan vadide HES olmaz demişti. Hoş vadi doğal sit alanı ilan edilmiş olmasaydı da o mücadele kazanılacaktı. Ancak idarenin aklı, doğal site ve milli parka o tarihten beri takılıp kalmış oldu. Sonraları milli park yasasını da, doğal sit hukukunu da epeyce yamulttu zaten. Hatta bir ara tabiatı koruma kanunu adı ile sit statüsünü kaldırmak da istedi ya konu bu değil. Vadi doğal sit ve milli park alanı olarak ilan edilince hukuki statü değişmekte, idarenin o alandaki egemenliği ya da tasarrufu sınırlanmış olmaktaydı. Çünkü milli park alanında koruma yanı güçlü bir mastır plan, sit alanlarında ise adı yine koruma ile başlayan koruma amaçlı imar planı yapılması gerekiyor. Bu planlarda, idarenin pek çok planına engel olduğundan neticede idare koruma statülerini sevemiyor. Ama mastır plan ve koruma amaçlı imar planı yapılmaz ise bu sefer o coğrafyada hiç kimse de kıpırdayamıyor. 

İdare de, eğer ben kullanamayacaksam ey halkım sen de kullanamayacaksın deyip kullanım şeklini gösteren mastır planları ve koruma amaçlı imar planlarını uzun yıllar yapmayınca ki 17 yıl önce doğal sit alanı ilan edilen vadide halen koruma amaçlı imar planı yok. Coğrafyaya dokundun yanıyorsun! 
Yapıdan bahsetmiyoruz; ağaç budaması, mezarlık kazılması, bir taşı alıp öbür tarafa koymak bile suç olabiliyor vadide. Vadide yaşayan insanların nerede ise kıpırdaması sorunlu hale gelmiş durumda. Oysa vadide yaşam var. Hayat devam ediyor. İhtiyaçlar var. Nüfus artıyor. Geçim sorunu var. Ne gam! Dokunduğun anda doğal sit karakteristiğini bozdun deyip tutanak tutup vatandaşları adliyenin devamlı müşterisi haline getiren bir sistem yıllardır sürüp gidiyor.

Diğer tarafta ise bir başka sorun yaşanıyor. Korunan vadi, bu koruma nedeni ile bozulmayan doğal peyzaj bütünlüğü sonucu günden güne tanınmış, ve sözde doğa turizmin adeta başkenti haline gelmiş durumda. Ayder Yaylası’na kadar çıkan asfalt yolu kullanarak sahilden 45 dakikada yaylaya ulaşmak mümkün. Ayder Yaylası da güzel. Yol boyunca doğada, her biri ayrı hikayeler barındıran Fırtına konakları da, kemer köprüler de, doğal yaşlı ormanlar da, köpürerek akan Fırtına Deresi de  çok güzel. Ama mesele tam da bu, çünkü 45 dakikada ulaşılan yaylaya artık on binlerce insan geliyor. Çok insan çok otel demek. Çok otel, yayla görüntüsünün günden güne kaybolması demek. Alpin çayırlarda, milli park içinde mangal dumanı, keşmekeş, trafik, araç gürültüsü, kaos ve çöp demek. Neticede doğa turizmini geliştirelim derken hızlı bir geçişle kitle turizmini yaylaya çıkartmak demek. Ayder Yaylası artık milli park içinde bir yayla değil, ama bir kent haline bürünmüş durumda. Elbette hukuken sorunlu pek çok yapılaşma ile beraber. Doğa turizminden bahsetmek artık söz konusu değil.

İşte idare, Fırtına Vadisi özelinde Ayder Yaylası’nda biriken kitleyi daha üst kotlara taşımak istiyor. Üst kotlar ise 2500-3300 metrelerde kurulu olan yaylalar demek. Bir yandan dikey kesitte denizden yaylara çıkmak için var olan yolların genişletilmesi üzerinde çalışılıyor, bir yandan da denize paralel Samsun’dan Sarp’a, adına yeşil yol dediği bir proje ile yayladan yaylaya 38 adet turizm merkezi planlamak sureti ile 2000-2500 metre yüksekte 8-9 metre genişlikte bir yol açıyor. 

Yeşil Yol, doğa turizmi değil ama kitle turizmini 3000 metrelere taşıma projesidir. Hiçbir alt yapısı olmayan, hiçbir plana dayanmayan, meraların ortasından, buzul göllerin kenarlarından, dağların tepe noktalarından, milli parklardan, doğal sit alanlarından, doğal yaşlı ormanlık alanlardan geçecek bu yol doğal yaşam alanlarını en üstten kesecek ilk adım.

İşte kitle turizminin getirdiği olumsuzluklarla baş etmeye çalışan Fırtına Vadisi bu noktada yaşadığı tecrübelerden aldığı dersle Yeşil Yol’a direniyor. Fırtına Vadililer yolun sadece medeniyet getirmediğini; yapılaşmayı, betonlaşmayı, trafiği, on binlerce insanın dağlarda dolaşıp bıraktığı çöpü, kaosu, su kaynaklarının kirletilmesini, mangal dumanından gözün gözü görmediği bir keşmekeşi her gün yaşıyor. Daha önce, HES’in ne olduğunu, taş ocaklarının ne olduğunun tecrübesi var. Yollar nedeni ile çıkan hafriyatın derelere dökülmesini, google haritalar üzerine çizilen çizgilere proje dendiğini, iş makinesi operatörünün insafında dağların, ormanların, meraların parça parça olmasına da tanık oldular. Yeşil Yol denen yolun bu sefer 2000-2500 metre kotlarından son dokunulmamış doğa alanlarına neler yapacağını iyi bildiklerinden direniyorlar. Yaylaların kitle turizm alanına, betonlaşmasına, dağların mangal dumanı ile dolmasına, meralarının yollarla parçalanıp otellere parsellenmesine, derelerinin deterjanlı su ile kirlenmesine, 3000 metrede alpin çayırların çöplük olmasına karşı direniş bu. Öte yandan Milli Park alanının, doğal sit alanının korunması mücadelesidir yeşil yol. Dahası yeşil yol, sadece turizm değil dağlardaki madenlerin de çıkartılması için gereken bir yol. Cerattepe’den Fatsa’ya, Kaz dağlarından, Çaldağı’na olanları da görüyor Fırtına Vadisi. Başına geleceği de seziyor. Kendisine ait olanın elinden alınmak istediğini de biliyor Fırtına Vadisi halkı.

İdarenin kullanamadığı, sahibine de kullandırtmadığı, boşalan yaylaları dönüştürme, meraları imara açma girişimidir aynı zamanda Yeşil Yol. Ama Fırtına Vadisi, rantın hüküm sürdüğü, müteahhitlerin para kazanacağı bir vadi olmayacaktır. Fırtına Vadisi milli parktır, doğal sit alanıdır, bilim adamlarının, araştırmacıların, doğa gezginlerinin gelebileceği bir doğa alanıdır. Fırtına Vadililer, doğa turizmine evet demekte ancak mangal turizmine, kitle turizmine de hayır demektedirler. Fırtına Vadisi, dünya doğal ve kültürel miras alanıdır. Halkı, vadilerinin olağanüstü özellik ve güzelliklerini kültürü ile korumuş onurlu bir halktır ve bugüne kadar olduğu gibi bu günden sonra da yaşam alanlarının zarar görmesine asla izin vermeyecektir. 

www.evrensel.net